Ankara24.com
close
up
Kırılmadan dayanıklılığa; uluslararası düzenin yeniden inşası Tacan İldem

Kırılmadan dayanıklılığa; uluslararası düzenin yeniden inşası Tacan İldem

T24 kaynağından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com açıklama yapıyor.

Tacan İldem, Büyükelçi (E)

Davos Dünya Ekonomik Forumu uzun yıllar boyunca küresel yönetişimin, kurallara dayalı düzenin ve ekonomik karşılıklı bağımlılığın geçerliliğinin teyit edildiği bir platform olarak öne çıktı. Ancak bu yılki Davos toplantılarında yapılan konuşmalar, bu düzenin artık yalnızca ciddi bir sınamadan geçmekle kalmayıp yapısal bir kırılma yaşadığını ortaya koydu. Liderlerin kullandığı dil dikkat çekiciydi: “Geçiş” yerine “kopuş”, “uyum” yerine “dayanıklılık”, “verimlilik” yerine “güvenlik” kavramları dillendirildi.

Bu değişim, kuşku yok ki rastlantısal değil. Küresel sistem, peşi sıra yaşanan şoklar karşısında bugüne kadar temel alınan varsayımların artık geçerli olmadığını ortaya koydu. COVID-19 pandemisi, enerji krizleri, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle bir kez daha doğrulanan saldırgan tutumu, tedarik zincirlerinin kırılganlığı ve teknolojinin güvenlikle iç içe geçmiş hali, kurallara dayalı düzenin artık işlemediğini gösterdi. Bugün karşı karşıya olduğumuz durum geçici bir istikrarsızlıktan ziyade; kalıcı bir sistemik stres ortamını yansıtır niteliktedir.

Kurallara dayalı düzenin aşınması ve seçici normlar

İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen uluslararası düzen, egemenlik, toprak bütünlüğü ve güç kullanımının sınırlandırılması gibi temel ilkelere dayanıyordu. Ancak bu ilkelerin uygulanmasında giderek daha seçici bir yaklaşımın söz konusu olduğu görüldü. Bu bağlamda Batılı ülkeler Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısında uluslararası düzenin dayandığı temel ilkeleri açıkça ihlal etmesini haklı olarak güçlü biçimde kınarlarken, İsrail’in Gazze’de uluslararası hukuku ihlal eden, kabulü olanaksız uygulamalarına ya sessiz kaldılar ya da güçlü bir tepki göstermekten kaçındılar. Bu ise normatif tutarlılığı ciddi biçimde aşındırdı.

Davos’ta Kanada Başbakanı Mark Carney’nin de işaret ettiği üzere bu çifte standart algısı, Batı’nın ahlakî ve siyasî inandırıcılığına zarar veriyor. Kuralların evrensel değil, bağlamsal uygulanması; Küresel Güney olarak adlandırılan ülkeler ile orta güçlerde, “kurallara dayalı düzenin aslında güçlünün düzeni olduğu” kanaatini güçlendiriyor.

Bu algıyı, yalnızca normatif bir sorun olarak değil; doğrudan güvenlik açısından sonuçları olan stratejik bir zafiyet olarak görmek mümkündür.

Trump’ın ikinci dönemi ve güç siyasetinin meşrulaşması

Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde açıklanan ABD’nin yeni güvenlik ve savunma stratejileri ve bu belgelerin temel yönelimlerini teyit eden gelişmeler, yukarıda işaret edilen eğilimi daha görünür hale getirdi. Venezuela’ya müdahalenin yol açtığı tartışmalar, Grönland üzerindeki egemenlik iddiaları ve Ukrayna savaşını “sonuç odaklı” bir güç uzlaşısıyla bitirme söylemi, uluslararası ilişkilerde nüfuz alanları ve çıplak güç kullanımı kavramlarının yeniden gündeme gelip meşrulaştırılmakta olduğunu gösteriyor.

Böyle bir yaklaşımın benimsenmesi, NATO içinde müttefikler arasındaki birlik ve dayanışma açısından da riskleri beraberinde getirmekte. Güç siyasetinin normalleşmesi, müttefikler arasında güven aşınmasına yol açarken, küçük ve orta ölçekli ülkelerin güvenlik garantilerine olan inancını da zayıflatmaktadır. Kuralların değil, al-ver pazarlığının belirleyici olduğu bir sistemde öngörülebilirliğin kaybolup; caydırıcılığın zayıflayacağına kuşku yoktur.

Ukrayna: dayanıklılığın stratejik değeri

Ukrayna savaşı, modern çatışmaların doğasını da kökten değiştirdi. Savaş yalnızca cephede değil; enerji şebekelerinde, siber alanda, uzay sistemlerinde ve sivil altyapı üzerinde yürütülüyor. Elektrik santralleri, iletişim ağları ve lojistik merkezler artık meşru hedefler.

Bu tablo, NATO’nun kuruluşundan bu yana Washington Antlaşmasının 3. maddesinde ifadesini bulan, ancak uzun süre ihmal edilen bir gerçeği yeniden gündeme getirdi: Dayanıklı toplumlar olmadan caydırıcılık mümkün değildir. Güvenlik artık yalnızca askerî kapasiteyle değil, bir toplumun şokları sindirebilme ve hızla toparlanma yeteneğiyle ölçülmektedir.

Transatlantik ilişkiler: külfet paylaşımından sorumluluk paylaşımına

ABD ile Avrupa arasındaki transatlantik bağ kopmuyor ancak biçim değiştiriyor. Washington’un stratejik odağı giderek küreselleşirken, Avrupa’dan beklenti nettir: Daha fazla sorumluluk, daha fazla kapasite, daha fazla dayanıklılık.

Bu durum bir “terk edişi” değil, “külfet kaymasını” temsil etmektedir. ABD vazgeçilmez olma vasfını sürdürse de; Avrupa’nın güvenliğini otomatik olarak üstlenen bir aktör olarak kalmayacağını öngörmek gerçekçiliğin gereğidir. Bu ise, Avrupa’nın savunma ve güvenlik alanında daha bütüncül ve kararlı bir yaklaşım geliştirmesini zorunlu kılıyor.

Böyle bir dönemde ortak bir anlayışta buluşulana kadar bazı iç gerilimlerin yaşanmasını ise doğal karşılamak gerekir. Nitekim NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Avrupa’nın savunma yeteneklerini hızla geliştirmesi gerektiğini vurgularken ABD katkısının vazgeçilmezliğine özellikle dikkat çekmesi, Avrupalı müttefiklerde farklı tepkilere neden oldu. Bir yandan birçok müttefik ülke başkenti bu beyanı gerçekçi ve transatlantik bağın stratejik önemini hatırlatan bir uyarı olarak görürken, diğer yandan özellikle “stratejik özerklik” söylemini öne çıkaran Fransa gibi müttefiklerde Avrupa’nın hâlâ ABD’ye bağımlı olduğu algısının altının çizilmesi rahatsızlık yarattı. Bu kesimler, Rutte’nin mesajının Avrupa savunma entegrasyonuna ivme kazandırmaktan ziyade mevcut asimetrik külfet paylaşımını meşrulaştırdığı endişesini dile getirdi.

Avrupa’nın temel sorunu parçalanmışlıktır. Savunma talebi bölünmüş; tedarik süreçleri dağınık, sanayi kapasitesi parçalıdır. Kalıcı stres ortamında parçalanmışlık, doğrudan kırılganlık üretir. Bu nedenle Avrupa’nın dayanıklılığını güçlendirmesine yalnızca bölgesel açıdan bakmak doğru olmaz. Dayanıklı bir Avrupa’nın küresel yarara da hizmet edeceği unutulmamalıdır. Enerji güvenliği, lojistik koridorlar, dijital altyapı ve savunma sanayiindeki kapasite, transatlantik sistemin tamamının dayanıklılığını belirleyen öğelerdir.

Avrupa Birliği’nin son dönemde attığı adımlar — Avrupa Savunma Fonu, PESCO, ortak mühimmat üretimi ve SAFE çerçevesi — doğru yönde atılmış adımlardır. Ancak bu girişimlerin başarısı, kapsayıcı ve NATO ile uyumlu olmalarına bağlıdır.

Türkiye, Birleşik Krallık ve Norveç gibi AB üyesi olmayan Avrupalı NATO müttefiklerinin dışlandığı bir savunma mimarisi, Avrupa’nın dayanıklılığını artırmaz; aksine zayıflatır. Avrupa savunmasının geleceği, rekabet değil tamamlayıcılık üzerine inşa edilmelidir.

Sonuç: kırılmadan yeniden inşaya

Davos’ta ortaya çıkan tablo nettir: Küresel sistem eski haline dönmeyecektir. Nostaljik beklentiler ileri sürmek bir yarar sağlamayacaktır. Bu tespitin sonucu olarak yapılması gereken, kurallara dayalı düzeni olduğu gibi restore etmek değil; dayanıklılık, kapsayıcılık ve stratejik sorumluluk temelinde yeniden inşa etmektir.

Bu yeni dönemde güvenlik, ekonomi ve teknoloji birbirinden ayrılamaz. Dayanıklılık bir maliyet değil; uzun vadeli istikrarın ön koşulu olan değerli bir yatırımdır. Böyle bir yatırımın başarısı ise, kamu ve özel kesim paydaşlarını içine alacak ve toplumun tümünü kucaklayıcı bir yaklaşımın egemen kılınmasına bağlı olacaktır. Transatlantik ilişkilerin geleceği, Avrupa’nın üstleneceği sorumluluk ve küresel normların tutarlılıkla savunulması ise, bu yeniden inşa çabasının başarısını belirleyecek bir diğer husustur.

Düzenin kırılması belki bilinçli bir tercih değildi. Ama ona nasıl yanıt verileceği bilinçli bir seçim olmalıdır.

En son güncellemeleri ve haberleri takip etmek için Ankara24.com'ı izlemeye devam edin, biz durumu takip ediyor ve en güncel bilgileri sunuyoruz.
seeGörüntülenme:90
embedKaynak:https://t24.com.tr
archiveBu haber kaynaktan arşivlenmiştir 31 Ocak 2026 07:29 kaynağından arşivlendi
0 Yorum
Giriş yapın, yorum yapmak için...
Yayına ilk cevap veren siz olun...
topEn çok okunanlar
Şu anda en çok tartışılan olaylar

Bakan Göktaş tan Aile ve Nüfus On Yılı Genelgesi ne ilişkin paylaşım

02 Mayıs 2026 02:08see148

Küresel Sumud Filosu aktivistleri yaşadıklarını anlattı: Bize hayvanmışız gibi davrandılar

02 Mayıs 2026 01:26see148

Zincirleme kazada otomobil takla attı Bolu Haberleri

02 Mayıs 2026 00:49see146

Hatay Büyükşehir Belediyesi, Dörtyol a çok amaçlı salon inşa ediyor Hatay Haberleri

02 Mayıs 2026 01:07see143

Toz almanın püf noktaları

02 Mayıs 2026 01:10see141

Türk Büyükelçi Cezayir Cumhurbaşkanının köyünde ezan okudu

02 Mayıs 2026 00:36see140

Gübre üreticisi açıkladı: Savaş muftağa sıçradı

01 Mayıs 2026 17:04see140

Anzer Yaylası nda aç ayılar evleri harabeye çevirdi

02 Mayıs 2026 00:05see140

Hafta sonu sıcaklıklar çakılacak: Yurt genelinde soğuk ve yağışlı hava uyarısı!

01 Mayıs 2026 16:33see139

Sergen Yalçın: Oyuncuları konsantre etmekte zorlanıyoruz!

01 Mayıs 2026 22:42see134

Rizespor, Konyaspor karşısında 3 golle geri döndü!

01 Mayıs 2026 19:17see133

Defne ilçe jandarma komutanlığı hizmet binasında inşaat çalışmaları sürüyor Hatay Haberleri

02 Mayıs 2026 01:10see132

Asgari ücretlinin bir saatlik emeği bir domatese denk

03 Mayıs 2026 00:23see129

Yalçın Kayan: Şampiyonluğu kutlamalarına izin vermeyecektik!

03 Mayıs 2026 01:38see129

Boluspor, sezonu geri dönüşle tamamladı!

01 Mayıs 2026 19:11see129

Boynu bükükler Özgür Bayram Soylu

02 Mayıs 2026 04:07see127

15 gündür haber alınamıyordu: Evinde cesedi bulundu

02 Mayıs 2026 01:44see127

Trump’tan ABD Kongresi’ne İran mektubu: Savaşı sona ermiş sayıyoruz

02 Mayıs 2026 00:25see127

Kendine güvenen bir çocuk nasıl yetiştirilir?

03 Mayıs 2026 01:51see124

Almanya Başbakan Yardımcısı Klingbeil: Trump ın tavsiyelerine ihtiyacımız yok

02 Mayıs 2026 00:38see124
newsSon haberler
Günün en taze ve güncel olayları