Kimse kararı vermiyor ama herkes süreci yönlendiriyor: Bağdat’ta hükümet krizi derinleşiyor Dış Haberler
Ankara24.com, Haberturk kaynağından alınan verilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
Şubat ayından bu yana ilk kez Bağdat’a gelen Kaani, hem Şii siyasi liderlerle hem de silahlı grupların temsilcileriyle peş peşe görüşmeler gerçekleştirirken, bu ziyaretin zamanlaması dikkat çekti. Irak basınında yer alan analizlerde, özellikle Al-Mada ve Al-Sabah gibi yayın organları, ziyaretin “hükümet krizinde dış aktörlerin belirleyici rolünün yeniden sahaya indiği” bir döneme denk geldiğini vurgularken, Tahran’ın bu kez daha doğrudan ve daha kararlı bir şekilde sürece müdahil olduğu değerlendirmesine yer verdi.
Koordinasyon Çerçevesi içinde yer alan üst düzey bir Iraklı siyasetçi, Habertürk’e yaptığı değerlendirmede, Kaani’nin temel amacının “Şii güçler arasında bir sonraki başbakan adayına ilişkin giderek artan anlaşmazlıkları çözmek” olduğunu belirtirken, sahadaki tablo bu hedefin ne kadar zor olduğunu da gösteriyor. İsminin açıklanmasını istemeyen siyasetçi, İranlı komutanın Bağdat’ta neredeyse tüm Şii siyasi liderler ve fraksiyon temsilcileriyle görüştüğünü, bu görüşmelerde özellikle “uzlaşı adayı” üzerinde anlaşmanın önemini vurguladığını aktardı. Irak medyasında yer alan raporlar ise bu temasların sadece siyasi uzlaşı arayışıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda İran’ın Washington ile yürütülen dolaylı müzakere sürecine dair mesajlarını da Iraklı aktörlere iletme amacı taşıdığını ortaya koyuyor.
Öte yandan Bağdat kulislerine yansıyan bilgilere göre, Kaani’nin temaslarında yalnızca aday belirleme süreci değil, aynı zamanda Irak’taki silahlı grupların geleceği ve devlet yapısı içindeki konumları da gündeme geldi. Al-Sabah’ta yayımlanan analizlerde, hükümet kurma krizinin giderek “isim tartışmasından çıkıp sistem tartışmasına dönüştüğü” vurgulanırken, bazı Şii grupların mevcut başbakanın devamından yana olduğu, diğerlerinin ise tamamen yeni bir siyasi denge arayışında olduğu belirtiliyor. Bu çerçevede Kaani’nin ziyareti, yalnızca bir uzlaşı arayışı değil; aynı zamanda Irak’ta hükümetin nasıl şekilleneceğine dair bölgesel güçlerin de doğrudan dahil olduğu daha geniş bir stratejik mücadelenin parçası olarak değerlendiriliyor.
Kaani’nin Temasları: Uzlaşı Arayışı ve Kritik MesajlarKudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Bağdat’ta yürüttüğü temaslar, yalnızca siyasi uzlaşı arayışıyla sınırlı kalmadı; aynı zamanda Irak’taki güç dengelerine doğrudan etki eden stratejik mesajların iletildiği bir diplomatik tur niteliği taşıdı. Kaynaklara göre Kaani, Şii siyasi liderler ve silahlı grupların temsilcileriyle yaptığı görüşmelerde, Washington ile yürütülen mevcut müzakere sürecinin detaylarını aktararak, İran’ın bu sürece nasıl baktığını kapsamlı biçimde ortaya koydu. Bu görüşmelerde özellikle Irak sahasının, İran-ABD geriliminin dolaylı yansımalarından biri haline geldiği vurgulanırken, Bağdat’taki karar vericilerin bu denklemi göz ardı edemeyeceği mesajı verildi.
Kaani’nin en net ve en sert mesajı ise silahlı grupların geleceğine ilişkin oldu. Iraklı kaynakların aktardığına göre İranlı komutan, silahlı fraksiyonların tasfiye edilmesi ya da etkisizleştirilmesine yönelik herhangi bir girişimin kesin biçimde reddedildiğini açıkça ifade etti. Bu tür adımları “Amerikan-İsrail komplosu” olarak nitelendiren Kaani’nin, Şii liderleri bu konuda geri adım atmama konusunda uyardığı belirtiliyor. Bu söylem, son dönemde Washington tarafından dile getirilen “devlet otoritesinin güçlendirilmesi” ve “silahlı yapıların kontrol altına alınması” çağrılarıyla doğrudan bir karşıtlık oluştururken, Irak’ta güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceğine dair tartışmayı daha da derinleştiriyor.
Irak basınında yer alan değerlendirmeler de bu gerilimi teyit ediyor. Al-Sabah gazetesi, hükümet kurma sürecinin artık yalnızca siyasi bir pazarlık değil, aynı zamanda “egemenlik ve güvenlik doktrini” tartışmasına dönüştüğünü yazarken, kurulacak hükümetin silahlı gruplarla nasıl bir ilişki kuracağının belirleyici olacağını vurguluyor. Gazeteye göre, Bağdat’taki kriz artık “kim başbakan olacak” sorusunun ötesine geçmiş durumda; asıl mesele, devletin mi yoksa devlet dışı aktörlerin mi güvenlik alanında belirleyici olacağı sorusunda düğümleniyor.
Öte yandan Al-Mada gazetesi, Şii blok içindeki bölünmenin giderek daha görünür hale geldiğini ve bunun açık bir güç mücadelesine dönüştüğünü aktarıyor. Gazetede yayımlanan analizlerde, bazı grupların İran’a daha yakın bir çizgide hareket ettiği, diğerlerinin ise daha dengeli ya da ulusal temelli bir siyaset arayışında olduğu belirtiliyor. Bu durumun, hükümet kurma sürecini yalnızca geciktirmekle kalmadığı; aynı zamanda Irak’ın gelecekteki siyasi yapısına dair daha büyük bir kırılmanın işaretlerini verdiği ifade ediliyor. Bu çerçevede Kaani’nin Bağdat’taki temasları, sadece bir uzlaşı çabası değil, aynı zamanda bu parçalı yapıyı belirli bir eksende toplama girişimi olarak değerlendiriliyor.
Toplantılar Neden Yapılamıyor? Dördüncü Erteleme ve Derin ÇatlaklarKoordinasyon Çerçevesi’nin başbakan adayını belirlemek amacıyla planladığı toplantıyı üst üste dördüncü kez gerçekleştirememesi, Irak’taki siyasi krizin ulaştığı tıkanma noktasını açık biçimde ortaya koydu. Taraflar, derinleşen anlaşmazlıklar nedeniyle toplantıyı yeniden ertelemek zorunda kalırken, gözler pazartesi günü yapılması planlanan yeni toplantıya çevrildi. Ancak Bağdat kulislerine yansıyan değerlendirmeler, bu toplantının da kesin bir sonuç üretip üretmeyeceğinin belirsiz olduğunu gösteriyor. Irak’ta yayın yapan Al-Mada gazetesi, bu süreci “siyasi irade eksikliği değil, siyasi iradelerin çatışması” olarak tanımlarken, Şii blok içindeki güç mücadelesinin artık açık biçimde görünür hale geldiğini yazdı.
Irak basınında yer alan analizlere göre söz konusu ertelemeler yalnızca teknik ya da prosedürel sorunlardan kaynaklanmıyor. Aksine, Koordinasyon Çerçevesi içindeki gruplar arasında başbakan adayının kim olacağı konusunda derin görüş ayrılıkları bulunuyor. Bazı siyasi aktörler mevcut başbakanın görevine devam etmesini savunurken, diğerleri tamamen yeni bir isimle yola devam edilmesi gerektiğinde ısrar ediyor. Al-Sabah gazetesi, bu ayrışmayı “statükoyu korumak isteyenlerle yeni güç dengesi kurmak isteyenler arasındaki mücadele” olarak tanımlarken, aday tartışmasının aslında çok daha geniş bir siyasi hesaplaşmanın parçası olduğunu vurguladı.
Bu nedenle kriz, yalnızca bir isim üzerinde uzlaşamama sorunu olmaktan çıkmış durumda. Iraklı yorumculara göre asıl mesele, ülkenin nasıl yönetileceğine dair iki farklı siyasi vizyonun çatışması. 2019 sonrası dönemde kurulan ve farklı grupları bir arada tutmayı amaçlayan “uzlaşı siyaseti” modelinin artık karar üretmekte zorlandığı, hatta sistemin kendi içinde tıkandığı ifade ediliyor. Bağdat merkezli analizlerde, bu modelin başlangıçta istikrar sağladığı ancak bugün geldiği noktada “karar almayan ama krizi uzatan bir mekanizmaya” dönüştüğü değerlendirmesi öne çıkıyor. Bu tablo, Irak’ta hükümet kurma sürecinin neden bu kadar uzadığını ve neden her toplantının yeni bir ertelemeyle sonuçlandığını açıklayan temel unsur olarak görülüyor.
İran’ın Etkisi ve “Son Karar” TartışmasıIraklı araştırmacı Rafid Ceburi, İran’ın Irak’taki etkisinin hâlâ belirleyici olduğunu vurgulayarak, mevcut hükümet krizinin yalnızca iç siyasi dengelerle açıklanamayacağını belirtiyor. Ceburi, “İran Irak’ta en büyük nüfuza sahip aktör olmaya devam ediyor. Şii partiler kendi aralarında anlaşamıyor ve Trump’ın Nuri el-Maliki’nin adaylığına yönelik vetosundan bu yana siyasi denge sarsılmış durumda” değerlendirmesinde bulunurken, bu durumun bugünkü tıkanmanın temel nedenlerinden biri olduğunu ifade ediyor. Irak basınında yer alan analizler de bu görüşü destekler nitelikte. Özellikle Al-Mada gazetesi, Şii blok içindeki bölünmenin yalnızca yerel rekabetten değil, farklı dış merkezlerle kurulan ilişkilerden beslendiğini ve bu nedenle uzlaşının giderek zorlaştığını yazıyor.
Ceburi’ye göre, mevcut krizde nihai kararı belirleyebilecek isimlerden biri yine Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani olabilir. “Bu mesele İran için stratejik önemde ve Kaani’nin rolü belirleyici olabilir” diyen Ceburi, Bağdat’taki siyasi sürecin dış etkilerden bağımsız düşünülemeyeceğini açıkça ortaya koyuyor. Irak’ta yayın yapan Al-Sabah gazetesinde yer alan değerlendirmelerde de benzer bir çerçeve çiziliyor. Gazete, İran’ın özellikle Şii siyasi yapı üzerindeki tarihsel etkisine dikkat çekerek, hükümet kurma süreçlerinde Tahran’ın “denge kurucu” rol üstlendiğini ancak bu rolün zaman zaman iç siyasi dinamiklerle çatıştığını vurguluyor. Bu durum, Kaani’nin Bağdat’taki temaslarının neden bu kadar yakından takip edildiğini de açıklıyor.
Tüm bu değerlendirmeler, Irak siyasetinde uzun süredir dile getirilen bir gerçeği yeniden gündeme taşıyor: Hükümetler yalnızca iç siyasi dengelerle değil, aynı zamanda bölgesel güçlerin etkisiyle şekilleniyor. Iraklı yorumculara göre Bağdat’taki karar alma mekanizması, bir yandan yerel aktörlerin çıkarlarıyla, diğer yandan İran ve ABD gibi dış güçlerin beklentileri arasında sıkışmış durumda. Bu nedenle başbakanlık krizinin çözümü, yalnızca Iraklı siyasi grupların uzlaşmasına değil; aynı zamanda bu dış etkilerin nasıl dengeleneceğine de bağlı görünüyor. Bu tablo, Irak’ta “son kararı kim veriyor?” sorusunun hâlâ net bir cevabı olmadığını, ancak cevabın sadece Bağdat’ta aranmadığını gösteriyor.
Şabender’den Sert Eleştiri: “Karar Sallanıyor”Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın eski milletvekili İzzet eş-Şabender’in çıkışı, Bağdat’taki siyasi tıkanmanın en sert ve en açık eleştirilerinden biri olarak öne çıktı. X platformunda yaptığı paylaşımda Şabender, Çerçeve’nin şu ana kadar mevcut başbakana alternatif bir isim üzerinde uzlaşamamasını “siyasi ehliyetsizlik” olarak nitelendirirken, karar alma mekanizmasının dış etkiler arasında savrulduğunu dile getirdi. Şabender’in “kararın Trump’ın açıklamaları ile İran’ın yönlendirmeleri arasında gidip geldiği” yönündeki ifadesi, Irak siyasetinde uzun süredir konuşulan ancak bu denli açık ifade edilmeyen bir gerçeği ortaya koydu. Irak’ta yayın yapan Al-Mada gazetesi de benzer bir değerlendirmede bulunarak, Şii blok içindeki karar alma sürecinin “dağıldığını” ve farklı aktörlerin farklı dış merkezlerle hareket ettiğini yazdı.
Şabender’in eleştirisinin bir diğer önemli boyutu ise mezhepçi siyaset modeline yönelik çağrısı oldu. Irak’ta uzun yıllardır uygulanan “paylaşım ve uzlaşı” sisteminin artık kriz üretir hale geldiğini savunan Şabender, bunun yerine çoğunluğun yönetim hakkını esas alan daha net bir siyasi modele geçilmesi gerektiğini vurguladı. Bu görüş, Irak basınında son dönemde daha sık dile getirilmeye başlandı. Al-Sabah gazetesinde yayımlanan analizlerde, mevcut siyasi sistemin “karar üretmeyen bir denge mekanizmasına” dönüştüğü ve bunun hükümet kurma süreçlerini sürekli tıkadığı ifade ediliyor. Bu çerçevede Şabender’in çıkışı, sadece bir eleştiri değil, aynı zamanda Irak’taki siyasi model tartışmasının da bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Washington–Tahran Dengesi: Asıl Tartışma Hükümetin NiteliğiSiyasi analist ve akademisyen Emced el-İzzi’ye göre ise yaşanan kriz, yalnızca bir başbakan adayının belirlenmesi meselesi değil; Irak’ın gelecekte nasıl bir devlet yapısına sahip olacağıyla doğrudan bağlantılı. El-İzzi, Habertürk’e yaptığı değerlendirmede, ABD ile İran arasındaki rekabetin isimler üzerinden değil, sistem üzerinden yürüdüğünü vurgulayarak, “Asıl mesele kurulacak hükümetin niteliği ve işlevi” dedi. Bu hükümetin ya silahlı grupların etkisini pekiştiren bir yapı olacağını ya da onları devlet kurumları içine çekmeye çalışan bir modele yöneleceğini belirten El-İzzi, bu tercihlerin Irak’ın uzun vadeli siyasi istikrarını doğrudan etkileyeceğini ifade etti.
Irak medyasında yer alan analizler de bu değerlendirmeyi destekliyor. Al-Mada ve Al-Sabah gibi yayın organlarında çıkan yorumlarda, Washington’un daha merkezi ve kurumsal bir devlet yapısını desteklediği, Tahran’ın ise mevcut güç dengelerinin korunmasından yana olduğu ifade ediliyor. Bu durumun Bağdat’taki hükümet kurma sürecini bir “jeopolitik rekabet alanına” dönüştürdüğü vurgulanıyor. El-İzzi ayrıca, İran destekli bir uzlaşının Washington tarafından kabul görmeyebileceğini ve bunun Irak’ın güvenlik ile ekonomik iş birliği dosyalarına yansıyabileceğini belirterek, yeni hükümetin “iç dengeyi koruma ile dış baskılardan kaçınma” arasında zor bir sınav vereceğini ifade etti.
Kaani Her Şeyi Çözebilir mi? Sınırlı Etki TartışmasıHer ne kadar Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Bağdat’taki rolü belirleyici olarak görülse de, Iraklı analistler bu etkinin sınırsız olmadığı konusunda hemfikir. El-İzzi, Kaani’nin hızlı bir çözüm dayatma kapasitesinin mutlak olmadığını belirterek, Irak’taki iç siyasi yapının parçalı ve çok merkezli olduğuna dikkat çekti. Irak basınında yer alan değerlendirmelerde de benzer bir tablo çiziliyor. Özellikle Al-Mada, Şii blok içindeki farklı liderlik merkezlerinin ve çıkar gruplarının, dış müdahalelerin etkisini sınırlayan bir faktör olduğunu yazdı. Bu durum, Bağdat’taki siyasi sürecin artık tek bir aktör tarafından yönlendirilemeyecek kadar karmaşık hale geldiğini gösteriyor.
Bu çerçevede Kaani’nin rolü, süreci tamamen belirleyen bir aktörden ziyade, taraflar arasında denge kurmaya çalışan bir “kolaylaştırıcı” olarak değerlendiriliyor. Ancak bu kolaylaştırıcılığın başarıya ulaşması, Iraklı siyasi aktörlerin kendi aralarında gerçek bir uzlaşı sağlayabilmesine bağlı. Aksi halde dış müdahaleler süreci hızlandırmak yerine daha da karmaşık hale getirebilir.
Irak Medyasında Üç Farklı OkumaIrak’ta yayınlanan raporlar ve analizler incelendiğinde, hükümet kurma sürecine dair üç temel yaklaşım öne çıkıyor. Birinci yaklaşım, İran’ın Irak’taki rolünü meşru ve gerekli gören, Şii blok içindeki birliğin korunmasını öncelik sayan çizgi. Bu görüşe göre dış müdahale değil, “stratejik destek” söz konusu. İkinci yaklaşım ise Irak’ın kendi siyasi iradesini güçlendirmesi gerektiğini savunuyor ve dış etkilerin süreci zayıflattığını öne sürüyor. Üçüncü yaklaşım ise daha dengeli bir perspektif sunuyor; bu görüşe göre Irak, hem iç uzlaşıyı sağlamak hem de bölgesel dengeleri gözetmek zorunda.
Bu üç farklı anlatı, Bağdat’taki krizin neden bu kadar karmaşık olduğunu da açıklıyor. Çünkü taraflar yalnızca bir başbakan adayında değil, Irak’ın gelecekteki siyasi yönelimi konusunda da farklı düşünüyor. Bu durum, hükümet kurma sürecini uzatırken, aynı zamanda Irak’ın siyasi sisteminde daha derin bir dönüşüm ihtiyacını da gündeme getiriyor.
Kritik Eşik: Uzlaşı mı, Yeni Kriz mi?Koordinasyon Çerçevesi’nin önümüzdeki günlerde gerçekleştirmesi beklenen toplantı, Irak’taki hükümet krizinin seyrini belirleyecek kritik bir eşik olarak görülüyor. Bağdat kulislerinde bu toplantının “ya çözüm ya da yeni bir kırılma” anlamına geleceği yönünde güçlü bir beklenti var. Artan bölgesel baskılar, özellikle İran ve ABD hattından gelen dolaylı mesajlar, tarafları uzlaşmaya zorlayabilir; ancak aynı baskı, Şii blok içindeki mevcut fay hatlarını daha da derinleştirme riskini de beraberinde taşıyor. Irak’ta yayın yapan Al-Mada gazetesi, yaklaşan toplantıyı “gecikmiş kararın son şansı” olarak tanımlarken, başarısızlık durumunda krizin daha açık bir siyasi bölünmeye evrilebileceği uyarısında bulundu.
Irak’ta başbakanlık krizi artık birçok analist tarafından “zaman kaybı” aşamasına girmiş bir süreç olarak değerlendiriliyor. Siyasi hesaplar ile bölgesel dengelerin iç içe geçtiği bu tabloda, tarafların yalnızca kendi pozisyonlarını korumaya odaklandığı, bu nedenle uzlaşının giderek zorlaştığı ifade ediliyor. Al-Sabah gazetesinde yer alan analizlerde, mevcut krizin “karar üretmeyen bir siyasi döngüye” dönüştüğü ve bu durumun devlet kurumlarının işleyişini de olumsuz etkilediği vurgulanıyor. Bu çerçevede nihai kararın, ya tarafların karşılıklı taviz vermesiyle ya da dış etkilerin şekillendireceği bir uzlaşı formülüyle ortaya çıkacağı değerlendiriliyor.
Herkes Bekliyor, Ama Kimse Karar VermiyorBugün Bağdat’ta ortaya çıkan tablo, klasik bir hükümet kurma krizinden çok daha fazlasını ifade ediyor. Süreç, Irak’ın iç siyasi dengeleri ile bölgesel güç mücadelesinin kesiştiği kritik bir kırılma anına dönüşmüş durumda. Irak medyasında yer alan yorumlarda da bu durum sıkça vurgulanıyor; özellikle siyasi aktörlerin karar almaktan çok pozisyon korumaya odaklandığı, bu nedenle sürecin sürekli ertelendiği ifade ediliyor. Bu tablo, Irak siyasetinde “karar alınamayan ama krizin sürdürüldüğü” bir denge durumuna işaret ediyor.
Hiç kimse açıkça “kriz var” demiyor.
Hiç kimse “karar veremiyoruz” demiyor.
Ama herkes sürecin tıkandığını biliyor. Ve ironi tam da burada başlıyor:
Irak’ta hükümeti kim kuracak sorusunun cevabı hâlâ Bağdat’ta değil… ama herkes cevabın nereden geleceğini tahmin ediyor.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:70
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 19 Nisan 2026 17:51 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















