‘Kendi zirvelerimize çıkarken yalnızlaşıyorsak o zirvenin ne anlamı kalır ki?’
Ankara24.com, Hurriyet kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.


Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Macera tutkunu anneniz -siz 8 ve 12 yaşındayken- bir gün bir keşif gezisine gidiyor ve bir daha dönmüyor... İki kardeş, babanızla birlikte parçalara ayrılmış hayatınızı toparlamaya gayret ederken bir yandan da kim olduğunuzu keşfetmeye çalışıyorsunuz... Annenizin izinden gidip ‘zirve’nin peşinde bir ömür mü geçireceksiniz, tamamen aksi seyrinde bir hayat mı süreceksiniz? Peki, böyle bir durumda maceracı annenizi ‘savunmaktan’ vazgeçer misiniz? Farklı sevgi dilleri ve seçimleri olan iki kardeşi izliyoruz ‘Maceracı Annelerin Savunması Adına’da. İki kardeşi canlandıran Fatma Zehra Durgut (30) ve Sezer Arıçay’ın (34) birlikte sahneye koydukları ilk oyunları da değil üstelik...
◊ Theo ve Nancy’nin hikâyesinin merkezinde annelerini kaybetmeleri var. Ama oyun yalnızca yas üzerinden işlenmiyor...
Sezer Arıçay: Hayattan beklentilerimizi gerçekleştirdiğimizde, hedeflerimize ulaştığımızda tahmin ettiğimiz kadar büyük bir şey yaşamadığımızı fark ediyoruz. Mesele aslında o yolculukmuş. O yolculuk sırasında yaşadığın problemler, sorunlar, onların üstesinden gelebilmek ve o sırada yanında kimlerin olduğu... Kendi zirvelerimize çıkarken yalnızlaşıyorsak o zirvenin ne anlamı kalır ki?
Fatma Zehra Durgut: Anneleri dünyaca ünlü bir dağcı ve oyun, dağ metaforu üzerinden hem bu yas sürecini hem de hayatın nasıl olağan akışında devam ettiğini işliyor. Bir ileri, bir geri... ‘Zirve’ denilen bir şey var ama o da ne? Ne olduğunu bir türlü bilmiyoruz...
◊ Sizin için zirve ne anlam ifade ediyor?
Sezer Arıçay: Zirve arada uğranacak bir yer gibi... Hayatımda çok büyük, devasa başarılar kazanmak yerine sevdiğim şeyi yapmaya devam edebilmek, bunu sevdiğim insanlarla birlikte yapabilmek ve onlarla paylaşmak beni hayatımın sonuna kadar tatmin edebilir. Bir de sevdiğim insanlar çemberini ne kadar genişletebilirsem kendimi o kadar zengin ve başarılı hissediyorum.
Fatma Zehra Durgut: Benim zirve olarak gördüğüm spesifik bir yer yok. Benim için asıl kıymetli olan, birkaç insanın yan yana gelerek ortak bir enerji yaratması ve o enerjiyi canlı tutmak için emek vermesi. Birlikte yürümek, birbirimizin sesini duyarak ve birbirimize alan açarak üretmeye devam etmek benim için herhangi bir zirveye ulaşmaktan çok daha anlamlı. Ekip olarak yeni bir oyun seçerken de bizi zirveye taşıyacak bir iş aramıyoruz. “Bu hikâye bizi nasıl etkiliyor” diye soruyor, birlikte elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Bunu ekibimizin çalışma disiplininde de görüyorum. 2018’den beri Bahçe Galata ekibiyle birlikte çalışıyorum. Yıllardır birlikte üretmek ve bunu sürdürebilmek benim için çok değerli.
◊ Oyunun en önemli meselelerinden biri kardeşlik. Bu anlamda hikâyenin kişisel olarak size seslendiği yerler var mı?
Sezer Arıçay: Bir erkek kardeşim var. Kardeşim bütün yaşantımı, bazen benim görebildiğimden bile daha iyi görebilen, kendimle ilgili her şeyi filtresiz biçimde konuşabildiğim ve her şeyi paylaşabileceğimi hissettiğim biri. Bu çok kuvvetli bir his. Oyunda da böyle bir kardeşlik hissiyle bütün hikâyeyi anlatmak ve tekrar yaşamak bana çok keyif veriyor.
Fatma Zehra Durgut: Biz altı kardeşiz. Ben en küçüğüyüm. Sezer’le sahnedeyken gerçekten kollandığımı hissediyorum. Bir yerde boşluğa düşebilirim ve dönüp Sezer’e bakarım; hayatta boşluğa düştüğümde dönüp abime ya da ablama bakacağım ya da onların bana bakacağı gibi. Bu çok güvenli hissettiren bir şey.
◊ Dağcı bir ebeveynin tırmanışta hayatını kaybettiğini anlatsak insanların büyük bölümünün zihninde bir baba canlanır. Neden ‘maceracı anne’ dediğimizde hâlâ sıradışı bir şeyden bahsediyormuşuz gibi geliyor?
Sezer Arıçay: Bir ebeveynin kaybı üzerinden içerik olarak çok büyük bir şey değişeceğini düşünmüyorum. Ama karakterin kadın olmasının tabii ki bir etkisi var ve yazarımız da bunun farkında. Bir erkek olsaydı nasıl bir etki uyandırırdı bilmiyorum. Baba olsaydı belki de sorumluluğun yükleniş biçimi aynı olmazdı.
Fatma Zehra Durgut: Ölümden sonra geride kalanlar üzerine bir duygu yoğunluğu oluyor. İki çocuk kaldığı noktada, baba öldüğünde “En azından çocuklara anneleri bakacak” şeklinde bir vicdan rahatlatması olabilir. Ama burada annenin maceracı olması fikri bir rahatsızlık hissi de yaratıyor. ‘Anneler maceracı olur mu ki’ gibi...
‘Oyun için eğitim aldık’
◊ Siz maceracı mısınız?
Sezer Arıçay: Dönem dönem değişiyor. Bazı dönemlerimde çok fütursuzca tehlikeli ya da ekstrem sporları denediğim, kendimi bir şeylerin içine attığım oldu. Ama aksine çok kontrolcü, etrafımdaki her şeyin bilincinde ve kontrolümde olmasına çalıştığım dönemler de oldu.
Fatma Zehra Durgut: Ben genel olarak hayatta sanatı ve oyunculuğu seçmiş biri olarak kendimi maceracı olarak tanımlıyorum. Bu yolu ben tercih ettim. Bunun içindeki iyi ve kötü olan her şeye de hazırım. Bazen
çok zor olsa da...
◊ ‘Maceracı Annelerin Savunması Adına’da fiziksel olarak da kondisyon isteyen bir dekor ve kurgu var... Bir spor geçmişiniz var mı?
Fatma Zehra Durgut: Ben daha önce hiç tırmanış yapmamıştım. Ama oyun için eğitim aldık. Genel olarak ikimiz de spor konusunda aktif insanlarız. Zaten aksi şekilde bu oyun olmazdı.
Sezer Arıçay: Ben hep sporla çok ilişkiliydim. Biraz daha farklı sporları da hep sevdim. Lisedeyken ragbiye merak saldım. İki-üç yıl ragbi oynadım. Daha provalara başlamadan tırmanış duvarına gitmeye başladık.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:70
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 26 Eylül 2026 08:09 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















