Kanser aşısı mucizesi: Tümörleri küçültüp yok ediyor
Hurriyet sayfasından alınan verilere göre, Ankara24.com bilgi veriyor.
Dünyanın dört bir yanından gelen hasta hakları çalışanları, survivorlar ve gönüllülerle buluşuyoruz. Bir sonraki yazıda bunları da detaylıca anlatacağım. Ama önce tıp dünyasının nefesini kesen “o” 3 önemli çalışmaya bakalım.
OLAĞANÜSTÜ SONUÇLAR
İngiltere’de Kanser Araştırmaları Enstitüsü öncülüğünde yürütülen OrigAMI-4 çalışmasında, kanseri yayılmış veya yeniden ortaya çıkmış ve mevcut standart tedavilere yanıt vermeyen, 102 baş-boyun kanseri hastasına Faz 1-2 aşaması tamamlanan Amivantamab adlı bir antikor uygulandı. 43 hastada tümörlerin küçüldüğü ya da kaybolduğu, 15 hastada tümörlerin tamamen ortadan kalktığı tespit edildi. TÜRK Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Karabulut ile çalışmanın açıklandığı toplantıdaydık. İmmünoterapi ve kemoterapi sonrasında hastalığı ilerleyen kişiler için bugüne kadar etkili seçeneklerin “son derece sınırlı” olduğunu söyleyen Prof. Dr. Karabulut, her ne kadar henüz Faz 3 aşamasına ulaşamamış olsa da onkoloji camiasında bu çalışmanın neden büyük heyecan yarattığını şöyle anlatıyor:
TAM YANIT ORANI ÇOK ETKİLEYİCİ
“Çalışma küçük bir hasta grubunda yapılmış olabilir. Ancak hastaların yüzde 40’a yakınında tümörlerin tedaviye yanıt verdiği görülüyor. Daha da önemlisi, hastaların yüzde 15’inde tümörlerin tamamen ortadan kalktığı ve ‘tam yanıt’ elde edildiği de açıklandı. Klinik fayda oranı yüzde 60, hastalığın ilerlemeden kontrol altında tutulduğu süre 7 ay, genel sağkalım süresi ise 12 aya ulaşmış durumda. Uzun dönem sonuçları da dikkat çekici. Tedaviye yanıt veren hastaların yaklaşık üçte biri 4. yılın içinde ve hastalıklarında da bir ilerleme kaydedilmedi. Baş-boyun kanserinin ikinci basamak tedavisinde bu sonuçlar gerçekten olağanüstü. Özellikle tam yanıt oranı ve uzun süreli hastalık kontrolü son derece etkileyici. Araştırmanın bir diğer dikkat çekici yönü ise güvenlilik verileri. Ciddi yan etki oranı yalnızca yüzde 6. Baş-boyun kanserinde bu kadar düşük toksisite oranı tedavide çok önemli avantajlar da sağlar.”
UMUT HER ZAMAN VAR
- Prof. Dr. Karabulut, Faz 3 çalışması tamamlanır tamamlanmaz ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nin (FDA) aşıyı, hızlandırılmış değerlendirme süreçlerine alabileceğine dikkat çekiyor ve “İmmünoterapi ve kemoterapi sonrası dönemde, bu aşının yeni standart tedavi olma potansiyeli çok yüksek” diyor. Şöyle devam ediyor: “Bu çalışma manşetlere çıktıysa bunun nedeni gerçekten ‘umut yok’ denilen bir yerde çok güçlü sonuçlar ortaya koymasıdır. Kanser tedavisinde umut her zaman vardır. Bu da güçlü bir örneğidir. Türk bilim insanları olarak biz de peşindeyiz!”
MEME KANSERİNDE ‘KEMOTERAPİSİZ’ TEDAVİ YOLDA
İkinci çalışma- benim de tedavisini aldığım- hormona duyarlı (ER pozitif), HER2 negatif, erken evre, lenf nodu pozitif veya klinik olarak yüksek riskli hastaları ilgilendiriyor. İngiltere merkezli University College London (UCL) öncülüğünde yürütülen ve 6 ülkeden yeni teşhis almış 40 yaş üstü 4 bin 429 hastanın katıldığı çalışmada bilim insanları, tümörün büyümesinde rol oynayan 50 genin aktivitesini ve hastalığın 10 yıl içinde nüksetme riskini izlemek için “Prosigna” isimli bir gen testi kullandılar.
TÜMÖRÜN GENETİK ŞİFRESİ ÇÖZÜLDÜ
Testin sonucuna göre “düşük riskli” çıkan hastalara kemoterapi uygulanmadı, yalnız hormon tedavisi verildi. 5 yıl sonunda grubun “kansersiz yaşam oranı” yüzde 93.7 oldu. Kemoterapi ve hormon tedavisini birlikte alan diğer grupta ise bu oran yüzde 94.9’du. Yani neredeyse arada hiç fark yoktu! 16 kemoterapi almış biri olarak bu; kemoterapinin saç dökülmesi, mide bulantısı, aşırı yorgunluk gibi fiziksel ve depresyon, anksiyete gibi duygusal ağır yan etkilerine maruz kalmadan tedavi olabilmek demek. Bu bir “Oh!” demek. Ama dikkat! “Kemoterapisiz tedavi” meme kanseri hastalarının tamamı için geçerli değil.
HERKESE DEĞİL DOĞRU HASTAYA DOĞRU TEDAVİ
Çalışmayı yakından takip eden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, çalışma çığır açmış olsa da bu sonuçların “artık hiçbir meme kanseri hastasına kemoterapi verilmeyeceği anlamına gelmediğini” söylüyor ve diyor ki: “Meme kanserinde iyi tedavi her zaman daha fazla tedavi vermek değil, doğru hastaya doğru tedaviyi vermektir. Çalışma, bu noktada gerçekten fayda görecek hastayı daha doğru belirleyebilmemizi sağlayacak. Ayrıca kemoterapi kararının da yalnızca tümörün boyutu ya da lenf nodu sayısına göre değil, tümörün biyolojisine göre verilmesi gerektiğini güçlü şekilde göstermekte. Yani herkese aynı tedavi değil, kişinin tümörüne odaklanmış bir tedavi yönteminden bahsediyoruz. Ayrıca bu çalışma yüksek klinik risk taşımasına rağmen düşük gen testi skoruna sahip hastalarda kemoterapinin güvenle azaltılabileceğine dair çok önemli de bir kanıt.”
ARTIK ‘İMKÂNSIZ’ YOK UMUT DAHA BÜYÜK
170 ülkeden 45 bin onkolog, hematolog, akademisyen, biliminsanı, araştırmacı ve hasta hakları savunucularının katılımıyla düzenlenen ve kanserle mücadelede yeni ilaçların, klinik araştırma sonuçları ile yenilikçi tedavi yöntemlerinin ilk defa dünya kamuoyuna açıklandığı dünyanın en önemli toplantılarından birinde; Amerikan Klinik Onkoloji Derneği’nin (ASCO) Chicago’daki toplantısındayım... Bu toplantıda açıklanan 3 yeni çalışma ile tıp dünyası yerinden oynadı. Nedir o çalışmalar? Bir; kemoterapi ve immünoterapiye yanıt vermeyen kanser hastalarında denenen yeni aşı ile kanserli hücreler ya tamamen yok oldu ya da küçüldü. İki; hormon pozitif meme kanseri hastaları artık kemoterapinin ağır yan etkilerine maruz kalmadan tedavi olabilecekler. Ve üç; tedavisi “imkânsız” görülen metastatik pankreas kanserinde, yeni geliştirilen ve ağızdan alınan bir ilaç, hastaların sağkalım süresini 2 katına çıkardı. Peki nasıl?
PANKREAS KANSERİ TEDAVİSİNDE ‘YIKILMAZ’ DENİLEN DUVAR YIKILDI
Üçüncü çalışma ise erken belirti vermemesi ve agresif seyri nedeniyle modern onkolojinin en zorlu, mevcut tedavi seçenekleri sınırlı, bu tedavilerin yaşam süresine katkısı ise fazla mütevazı olan türü metastatik pankreas kanseri üzerine. ABD merkezli biyoteknoloji şirketi Revolution Medicines’in geliştirdiği ve Faz 3 sonuçları açıklanan “deneysel ilaç” Daraxonrasib kullanılan hastalarda genel sağ kalım süresi standart kemoterapi alan hasta grubuna oranla 2 katına çıktı; yaklaşık 6-7 aydan 13.2 aya uzadı.
ÖN ONAYLA İLAÇ ERİŞİME AÇILDI
Bu sebeple FDA, Daraxonrasib için “genişletilmiş erişim programı” başlattı. İlaç henüz onaylı değil. Ancak standart tedavilere yanıt vermeyen hastalar için ilaca erişim açık. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yüksel Ürün, ayakta alkışlanan çalışmayı yerinde izledi.
Yorumu şu: “Çalışmanın önemi yalnızca elde edilen sağkalım sonuçlarından değil, yıllardır ‘hedeflenemez’ kabul edilen bir moleküler mekanizmanın ilk kez etkili şekilde bir ilaçla tedavi edilebilmesinden kaynaklanıyor. Yani insanlar ‘sağkalım 6 aydan 13 aya çıkmış, ne var ki!’ diyebilir, fakat yapısı gereği zor bir mutasyon. Ki bu mutasyon yalnızca pankreas kanserinde değil, akciğer ve kolon kanseri başta olmak üzere birçok tümörde de görülmekte. Dolayısıyla tabiri caizse ‘yıkılmaz’ denen bir duvar yıkılmış oldu. Bu gelişme sadece pankreas kanseri için değil; kanser tedavisinde yeni bir dönemin başlangıcı olacak, gelecekte daha etkili ilaçlar ve yeni kombinasyon tedavilerinin önünü açacaktır.”
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:64
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 02 Haziran 2026 07:12 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















