Kalp krizi değil, daha sinsi bir tehlike: Gençleri hayattan koparıyor! ‘Genelde şikâyetsiz seyrediyor, birçok hastaya bu tanıyı koyuyoruz’
Ankara24.com, Hurriyet kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
Kalp ve damar hastalıkları dünya genelinde giderek artıyor. ABD’de başlıca ölüm nedenleri arasında yer alan kalp krizi, her yıl yaklaşık 805 bin kişinin hayatını alıyor. Ülkemizde de son yıllarda kalp hastalıkları ve kalp krizi vakalarında artış yaşandığı görülüyor. Konuyu uzmanlara danıştığımızda da bu artışı doğrulayan açıklamalar geldi.
‘ŞİKÂYETİ OLMADAN BİRÇOK HASTA HAYATINI KAYBEDEBİLİYOR’
Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Burak Onan, geçmişte sosyal medya ve TV programlarının daha az olduğu dönemde kalp hastalıklarından haberdar olmanın sınırlı olduğunu söyledi. Uzman isim, şöyle devam etti:
“Kardiyologların ilaçlarla takip ettiği ya da doktora gitmeyen hastaların aniden hayatını kaybettiğini duyardık. Artık bu hastalardan daha fazla haberimiz oluyor. Tanısı konan hastaların kardiyolog ve kalp cerrahlarının beraberce detaylı incelemeleri gerekiyor. İlaçla, girişimsel tedavi veya ameliyat şansı olan hastaların konsey kararıyla tedavi edilmesi, sayıların azalmasına katkı sağlasa da hâlâ şikâyeti olmadan hayatını kaybeden birçok hasta bulunuyor. Düzenli kontrol ve aile hikâyesi çok önemli.”
GENÇLERDE RİSK FAKTÖRLERİ ARTIYOR
Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Yıldız ise genç nüfusta kalp hastalıkları riskinin giderek yükseldiğine dikkat çekti. “Ülkemizde özellikle gençler arasında sigara kullanımı, obezite ve diyabet oranları, Avrupa ülkelerine göre ciddi bir artış gösteriyor. Bu risk faktörleriyle daha erken yaşlarda karşılaşmak, önümüzdeki yıllarda erken yaşta kalp krizi oranlarının istatistiksel olarak artacağını gösteriyor” ifadelerini kullandı.
TÜİK’in 2024 verilerini de hatırlatan Prof. Dr. Yıldız, “Türkiye’de tüm ölümlerin yaklaşık yüzde 36’sı kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanıyor. Aynı verilere göre her yıl yaklaşık 300 bin kişi kalp krizi geçiriyor; bunların bir kısmı hastaneye ulaşamadan hayatını kaybederken, hastaneye ulaşanlarda 30 günlük ölüm oranları yüzde 2-3 arasında değişiyor. Tüm ölümlerin içinde ise kalp krizine bağlı ölüm oranı yüzde 9,8 olarak kaydedildi. Yani ülkemizde yaklaşık her 10 ölümden 4’ü kalp ve damar hastalıklarına, her 10 ölümden biri ise kalp krizine bağlı gerçekleşiyor” dedi.
DİKKAT: SESSİZCE İLERLEYEN HASTALIK İSE HİPERTROFİK KARDİYOMİYOPATİ!
Hem ülkemizde hem de yurt dışında pek çok uzmana göre ise kalp krizinden çok daha sinsi ilerleyen ve çoğu zaman fark edilmeden yaşam boyu sürebilen bir hastalık bulunuyor: Hipertrofik kardiyomiyopati! Özellikle gençlerde ani kalp durmasına yol açabilmesi nedeniyle büyük risk taşıyor.
Hipertrofik kardiyomiyopati, kalp kasının anormal şekilde kalınlaşması ve sertleşmesiyle ortaya çıkıyor. Bu durum, kalbin vücuda yeterli miktarda kan pompalamasını zorlaştırıyor. Hastalık, çoğu zaman herhangi bir belirti vermeden ilerlediği için “sessiz katil” olarak tanımlanıyor. Görünürde sağlıklı gençleri hayattan koparıyor.
ABD’de San Francisco’da bulunan önde gelen bir sağlık kuruluşu olan University of California, San Francisco Health (UCSF Sağlık Merkezi) ekokardiyografi uzmanı Dr. Theodore Abraham, konuyla ilgili New York Post’a yaptığı açıklamada genetik testlerin tek başına yeterli olmadığını belirtti. Abraham, “Genotipleme önemli, ancak hipertrofik kardiyomiyopatiyi saptamak için tek başına yeterli değil. Şiddetli vakaların yaklaşık yarısında hastalığa neden olan geni tespit edemiyoruz. Ayrıca genin varlığı, mutlaka hastalığın gelişeceği anlamına gelmiyor” ifadelerini kullandı.
Uzmanlar, özellikle 40 yaşından önce açıklanamayan ani ölüm öyküsü bulunan ailelerde, bu hastalığın göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Hastalık, yaklaşık her 500 kişiden birini etkiliyor ve en yaygın kalıtsal kalp hastalıkları arasında yer alıyor.
Dr. Abraham, geçmişte yaşanan tanı sorunlarına dikkat çekerek şu bilgilerin altını çizdi: “Daha önce Hipertrofik kardiyomiyopati veya başka kalp hastalıkları olan hastalar ekokardiyografi çektirir ve çoğu zaman ‘Her şey normal, kalbiniz harika görünüyor’ denirdi. Ancak bu hastalar 10 yıl sonra geri geldiklerinde durumları çok kötü olabiliyordu.” Uzmanlara göre, kalp pili takılan, kalp yetmezliği, inme veya kalp krizi öyküsü bulunan aile bireyleri olan kişiler de risk grubunda yer alıyor.
‘HER YIL BİRÇOK HASTAYA BU TANIYI KOYUYORUZ’
Kalp cerrahı Prof. Dr. Burak Onan, her yıl birçok hastayı HOKM (Hipertrofik Obstrüktif Kardiyomiyopati) tanısıyla değerlendirdiklerini ve bu hastalara miyektomi yani kalp kasının bir kısmının alınması ameliyatını uyguladıklarını söyledi.
Prof. Dr. Onan, “Ameliyat olan hastalar, HOKM hastalarının sadece küçük bir kısmını oluşturuyor. Ancak cerrahi tedavinin uygun hastalarda hayat kurtarıcı olduğunu biliyoruz. Özellikle HOKM tanısı almış ve kalbin çıkış yolu daralmış hastaların kalp cerrahları tarafından değerlendirilmesi ve cerrahın tedaviden kaçınmaması çok önemli” dedi.
Günümüzde kalp ameliyatlarının, teknolojik gelişmeler ve cerrahi tecrübe sayesinde daha konforlu ve güvenli bir şekilde gerçekleştirildiğini belirten Prof. Dr. Onan, “Ameliyat şansı olan hastaların belirlenmesi, ameliyat önerilenlerin deneyimli merkezlerde hızlı ve güvenli şekilde tedavi edilmesi büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.
‘GENELLİKLE ŞİKÂYETSİZ SEYREDER, ANCAK DÜZENLİ TAKİP ÇOK ÖNEMLİ’ | BU BELİRTİLERE DİKKAT!
Kalp hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Ahmet Yıldız, hipertrofik kardiyomiyopati hastalığının çoğu zaman herhangi bir şikâyet olmadan tespit edilebileceğini belirtti. “Hastalık genellikle kalp ultrasonu (ekokardiyografi) ile tesadüfen saptanabilir. Özellikle spor sırasında göz kararması, bayılma, çarpıntı, fenalık hissi veya nefes darlığı yaşayan kişilerin mutlaka kalp muayenesi yaptırması ve gerekirse kardiyak MR çektirmesi gerekiyor” dedi.
Prof. Dr. Yıldız, aile öyküsü olan kişilere de dikkat çekti: “Ailesinde HOKM bulunan bireyler, şikâyetleri olmasa bile genetik test ve düzenli kalp kontrollerinden geçmelidir. Testlerde hastalığa ait bulgu saptanırsa kişi düzenli takibe alınmalıdır. Ayrıca, HOKM tanısı konmuş bir bireyin çocuğuna hastalığın geçme ihtimali yaklaşık yüzde 50’dir.”
Uzman isim, doğru takiple hastalığın yönetilebileceğini vurguladı: “Hipertrofik kardiyomiyopati tanısı alan hastalarda yıllık ölüm oranı yüzde 1’in altındadır. Bu nedenle erken tanı ve düzenli kontrol hayat kurtarıcıdır.”
Dr. Theodore Abraham hastalığın her zaman erken yaşta belirti vermeyebileceğini, bazı kişilerde semptomların ileri yaşlarda ortaya çıktığını, bazı vakalarda ise ilk belirtinin ani kalp durması olduğunu söyledi. Hastalığın belirtilerine şöyle sıraladı:
Sürekli yorgunluk ve enerji kaybı
Nefes darlığı
Göğüs ağrısı
Bayılma veya baş dönmesi
Ayak ve ayak bileklerinde şişlik
DAHA ÇOK ERKEKLER DE Mİ YOKSA KADINLARDA MI TEŞHİS EDİLİYOR?
Bu soruma “Genetik olarak erkek ve kadınlar da görülme sıklığı benzerdir” cevabını veren Prof. Dr. Ahmet Yıldız, şöyle devam etti:
“Ancak tanı konan hastalarda erkek oranı daha fazladır. Bunun muhtemel nedenleri şunlardır: Erkeklerin kalp kasındaki kalınlaşmanın daha sık ve hızlı olması, erkeklerin sporla daha çok ilgileniyor olmaları ve kadınların şikayetlerinin karıştırılıyor olması. Bu durum, erkeklerde daha erken, kadınlarda ise biraz daha geç tanı konmasına neden olur. Her yaşta ortaya çıkabilir; ancak 15-35 yaş arası en sık karşılaşılan yaştır.”
TEDAVİ YÖNTEMİ NEDİR? YÜZDE 100 İYİLEŞME SAĞLANMIYOR MU?
Kalp hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Ahmet Yıldız, hastalığın genetik geçişli bir hastalık olması nedeniyle henüz tamamen tedavi edilemediğini belirtti. “Hastalığın tedavisinde öncelik, şikâyetlerin varlığı ve ekokardiyografide bulguların saptanmasıyla başlıyor. Bu durumda medikal tedavi uygulanmalıdır. İlaç olarak kalp hızını düşüren ve kalbin oksijen ihtiyacını azaltan beta blokerler ve kalsiyum kanal blokerleri tercih edilmektedir” dedi.
Prof. Dr. Yıldız, hastalığın ileri evrelerinde cerrahi ve girişimsel tedavilerin önemine de dikkat çekti: “Ciddi şikâyetleri olan ve sol karıncık çıkış yolunda basınç farkı nedeniyle ciddi darlığı bulunan hastalarda miyektomi yani kalp kasının cerrahi olarak çıkarılması veya ablasyon yöntemi uygulanabilir. Miyektomide çıkış yolunu daraltan kas kitlesi alınırken, ablasyon tedavisinde kasıktan girilerek kalp kasını besleyen damar tespit edilip yakılmaktadır.”
Ani ölüm riski yüksek bireylerde şoklama özelliğine sahip kalp pilleri takılabildiğini aktaran Yıldız, son yıllarda Mavacamten gibi miyozin inhibitörleri ile kalp kasının aşırı kasılmasını önleyen yeni ilaçların da tedavi seçenekleri arasında gündeme geldiğini vurguladı.
TANI ALAN HASTALARA ÖNEMLİ UYARILAR
Prof. Dr. Burak Onan, tanı alan hastalara sürecin doğru yönetimi için dikkat etmeleri gereken bazı noktalara değindi. Prof. Dr. Onan, öncelikle deneyimli bir kardiyolog ile düzenli takip yapılmasının önemine işaret etti. “Düzenli kontroller ve doğru tetkiklerle durumunuzu yakından takip etmek, hastalığın ilerleyişini önceden görmeyi ve olası riskleri minimize etmeyi sağlar” dedi.
Cerrahi müdahale gerekmesi durumunda ise hastaların, cerrahlarıyla detaylı değerlendirme yapmaları gerektiğini vurgulayan Onan, “Kardiyoloğunuz ameliyat gerektiğine karar verirse, cerrahınızla iletişim kurarak tüm süreci ve riskleri doğru şekilde değerlendirin” ifadelerini kullandı.
Uzman isim, sözlerini şöyle tamamladı: “Doğru bir ekip ve titiz bir takip süreciyle bu hastalığın yönetimi çok daha güvenli ve başarılı olmaktadır.”
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:33
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 12 Ocak 2026 08:01 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















