Jeopolitik şoklara karşı dirençli ve üretken ekonomi
Ankara24.com, Sabah kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi paylaşıyor.
Ortadoğu'da ateşkes sağlandı. Piyasaların, savaşın yakın zamanda biteceğine dair umutları arttı. Ancak ateşkesin pamuk ipliğine bağlı olduğu ortada. Bu savaşı tek seferlik bir şok olarak görmek büyük bir yanılgı olur. 2008 küresel finans krizinden bu yana yaşanan siyasi ve jeopolitik gelişmeleri bir düşünün. Koronavirüs salgınını da bu tabloya ekleyebilirsiniz. Şoklar azalmak bir yana, giderek sıklaşıyor. Dünyanın yıllardır alışkın olduğu eski düzen çözülüyor. Yerini nasıl bir düzenin alacağı ise belirsiz. ABD ile Çin arasında bir hegemonya mücadelesi var. Avrupa hızla geriliyor. Türkiye, Brezilya ve Hindistan gibi yükselen güçler, etki alanlarını genişletme çabasında. Küresel sistemin nasıl bir dengeye kavuşacağı henüz belli değil.
Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte bazı çevreler, bildiğimiz tarihin sonunun geldiğini; liberal demokrasinin hızla dünyaya yayılacağını iddia ediyorlardı. Neoliberal politikaların ekonomi havuzunu parayla dolduracağı, bu birikimin zamanla aşağıya doğru akarak herkesi abat eyleyeceği vaat ediliyordu. Fakat öyle olmadı. Dünya genelinde gelir ve servet eşitsizliği arttı. Bu belirsizlik ve eşitsizlik ortamında, çatışma ve savaşların artması şaşırtıcı değil.
UZUN DÖNEME ODAKLANMAK
İyi kötü yeni bir küresel düzen tesis edilene kadar jeopolitik şoklara yenilerinin eklenebileceğini hesaba katmamız lazım. Jeopolitik tehdit Çin-Tayvan meselesi üzerinden de kendini gösterebilir, Hindistan-Pakistan geriliminden de kaynaklanabilir. Dolayısıyla hesaplarımızı uzun vadeli yapmalıyız.
Ekonomi medyasında savaşın çoğunlukla kısa vadeli etkileri tartışılıyor. Savaşın dünya genelinde enflasyonu artıracağı, büyümeyi ise yavaşlatacağı açık. Bu etki Türkiye'de enflasyon kanalı üzerinden daha belirgin hissedilecek. 2026 ve 2027 için belirlenen enflasyon hedeflerinin tutması artık neredeyse imkânsız görünüyor.
Bu, enflasyonla mücadeleden vazgeçebileceğimiz anlamına gelmiyor. Öte yandan, bu mücadelenin yalnızca para politikasıyla sürdürülemeyeceğini de göz ardı etmemeliyiz. Enflasyonla mücadele ederken ekonominin üretim tarafını göz ardı etmemeliyiz. Savunma teknolojilerinden sağlık ekipmanlarına, gıdadan batarya üretimine kadar uzanan stratejik ürünlerinin yurt içinde katma değerli biçimde üretilmesi, yalnızca ekonomik göstergeler açısından değil; huzur, güvenlik ve barışın korunması açısından da büyük önem taşıyor.
ENFLASYONLA MÜCADELE YASASI
Düşük enflasyon ve üretken ekonomi hedefleri için çok boyutlu ve eş güdümlü bir politika setine ihtiyacımız var. Bunu bir tür 'enflasyonla mücadele yasası' olarak da kurgulayabiliriz. Bu yasayı para politikasına alternatif olarak değil, onun tamamlayıcısı olarak görmeliyiz. Peki, böyle bir politika paketinin içinde neler yer alabilir?
· Yenilenebilir enerji kaynaklarının haneler ve şirketler düzeyinde daha fazla kullanılması için teşvikleri daha cazip hale getirmeliyiz. Nükleer enerji yatırımlarını artırmalıyız.
· Türkiye, toplam ihracat ve milli gelir açısından belli eşikleri aşmış durumda. Bu seviyelerin yukarısına hızla çıkabilmek için ölçek ekonomilerinden daha fazla yararlanmalıyız. Bu nedenle, düşük ölçekte faaliyet gösterdiği için rekabetçi üretim yapamayan ve inovasyon için yeterli kaynak ayıramayan bazı sektörlerde şirket birleşmelerini ve ortaklıklarını teşvik etmeliyiz. Yeni ortaklıklar sayesinde ölçek büyüterek daha verimli, rekabetçi ve yenilikçi bir sanayi yapısına kavuşmak için vergi ve finansman destek programları geliştirebiliriz.
· Sanayi üretiminde Marmara'nın ağırlığı oldukça yüksek. Ancak bölge, üretim maliyetleri açısından rekabetçiliğini kaybediyor. Bu nedenle Anadolu'da yeni sanayi merkezleri kurmalıyız. Daha önceki teşviklerle üretiminin bir kısmını Anadolu'nun farklı şehirlerine kaydıran şirketlerin yaşadığı zorlukları ve hayal kırıklıklarını dikkatle analiz ederek, yeni sanayi merkezlerinin fiziki, kurumsal ve sosyal altyapısını sağlam bir şekilde inşa etmeliyiz.
· Tarım ve hayvancılıkta verimi artırabilmek için doğru planlama ve teknoloji kullanımını desteklemeliyiz. Bu noktada sektörde faaliyet gösterenlerin yaş ortalamasını düşürmeliyiz. Bunun için kırsal hayatın cazibesini artıracak ekonomik ve sosyal iyileştirmeler gerçekleştirmeliyiz.
· Kişi başına düşen gıda israfında dünya ortalamasının yaklaşık 15 kg üzerindeyiz. Gıda israfını azaltmaya yönelik, ülke genelinde kapsamlı bir sosyal proje geliştirmeli ve buna uygun düzenlemeleri hayata geçirmeliyiz.
· Kritik emtiaların yurtdışından yüksek hacimli ve uygun maliyetli biçimde temini için ticaret ve yatırım diplomasisini daha fazla devreye sokmalıyız. Toplu alımlar için kamu ile reel sektör arasında ortaklığa dayalı bir mekanizma kurulması dahi düşünülebilir.
· Para politikasının kısa yoldan makroekonomik sorunları çözmek için yeterli olduğunu varsaydığımızda, gelir dağılımındaki bozulmayı, üretimdeki verimlilik kaybını ve reel sektörün döviz cinsinden borçlanma eğilimindeki artışı göz ardı etmiş oluruz. Bu üçüne yapısal politikalarla odaklanmadığımız sürece enflasyon ve cari açık gibi kronik sorunları kalıcı olarak çözemeyiz. Oysa buna ekonomik gelişme için olduğu kadar jeopolitik şoklara karşı dayanıklılık ve esneklik kazanmak için ihtiyaç duyuyoruz.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:99
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 12 Nisan 2026 07:02 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















