İyi Parti 4. Olağan Kurultayı Tek aday Dervişoğlu: Haini barış güvercini diye pazarlayanların oyunu bozulacak; teröriste “kurucu önder” diyenler milletin yüzüne bakamayacak!
T24 sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuru yapıyor.
T24 Haber Merkezi
İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, tek aday olarak yer aldığı 4. Olağan Kurultay'da yaptığı konuşmada, "Millet evladına iş bulamazken, 3-4-5 yerden maaş alanlar, çocuklarını şatafat içinde yaşatan iktidar elitleri, bir daha gelmemek üzere kaybolup gidecek. Annelere, babalara pazarda çürük sebze meyve toplatan, bu utanmazlık, milletimizden ağır bir tokat yiyecek. Tarihi geçmiş ürünler, fırsat reyonlarında indirimle satılıyorsa, bu iktidarın da son kullanma tarihi de çoktan geçmiş demektir. Emin olun defolup gidecek. İhaneti beka, haini barış güvercini diye pazarlayanların oyunu bozulacak. Teröriste 'Sayın' diyenler, 'kurucu önder' diyenler, bir daha milletin yüzüne bakamayacak! Millet hazinesini yağmalayanlar, her şeyini aldıkları millete hiçbir şey vermeyenler için, hesap vakti geldi!" dedi.
İyi Parti 4. Olağan Kurultayı, bugün Büyük Ankara Kongre Merkezi'nde gerçekleştiriliyor. Genel başkanlık için tek aday Müsavat Dervişoğlu oldu. Kurucu Genel Başkan Meral Akşener’in salonda yer almaması dikkat çekti.
Kurultayda konuşan Dervişoğlu, sözlerine Akşener'e teşekkür ederek başladı. İktidarın dış politikasını eleştiren Dervişoğlu, "Burnumuzun dibinde, tam 11 sene boyunca besleyip büyüttükleri Suriye PKK’sına bakın. 11 sene diyorum. 14 yıllık iç savaşın 11 yılında eğitildiler, donatıldılar, militan kazandılar. İktidar ise kılını kıpırdatmadığı gibi ileride yapılması muhtemel karşı hamlelere de engel olmayı görev bildi. Sonuç: Suriye’de YPG varmış, bunlar da aslında PKK’lıymış. Bak sen. Ne büyük strateji dehalarımız var ya Rabbi!" ifadelerini kullandı.
"200 senelik demokratik mücadelemizden geriye doğru ne kadar mümkünse o kadar adım attılar. Biz cumhuriyetsiz, Cumhuriyet de sahipsiz kaldı." ifadelerini kullanan Dervişoğlu, ekonomik krize ilişkin, "Artık biliyoruz ki; bu sadece bir kriz değil, bilinçli yönetilen bir ekonomi politikasıyla, örgütlü bir yolsuzluk üzerine bina edilmiş, yoksulluk ve yoksunluk rejimidir! Bu bir servet transferi rejimidir. Bu rejim, hep veren ama hiç alamayan yetişmiş insanımıza ve orta direğe darbe üstüne darbe rejimidir." diye konuştu.
Dervişoğlu'nun konuşmasından satır başları şöyle:
"İyi Partimizin değerli teşkilat mensupları ve delegeleri, siz; bugün bu salonda fiziken bulunmasalar da milyonlarca yurttaşımızın vekili olarak buradasınız. Şu an oturduğunuz koltuklarda, illerinizin, ilçelerinizin, mahallelerinizin gençleri, yaşlıları, kadınları, erkekleri, işçileri, çiftçileri, esnafları, memurları da var. Sizin şahsınızda; bu ülke için düşünen, üreten, çalışan ve dertlenen aziz milletimize de bu vesile ile sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Nasıl ki, tohumu ektiğinizde, bir fidanı diktiğinizde artık, aklınız oradadır! “Rüzgâr eğdi mi?” diye, gelip gidip bakarsınız! “Don vurdu mu?” diye, endişe edip sorarsınız! “Suyu yetti mi?”, “Kökü tuttu mu?” diye düşünürsünüz! Çünkü o tohum, o fidan, hem ekmektir hem de rızıktır. Hem emektir hem de candır. Hem dününüz hem de yarınınızdır.
Biliyorsunuz ki, bizim de sizlerle birlikte diktiğimiz bir fidan var! O fidan, yağmurlar, boranlar, fırtınalar görmüş fakat daima kuvvetlenmiş ve canlılığını hiç yitirmemiştir. O fidan, geride bıraktığımız 8 yılda Türk milletinin ve devletinin kayıtsız şartsız sigortası olmuştur. O fidan artık, yarınlarımızın umudu olan ulu bir çınarıdır. O fidan, memleket iyi olsun diye gayret ve cesaret ile dikilen bir iyilik arzusudur. O fidan, bugün çatısı altında gururla bulunduğumuz “biz varız” dememizin vesilesi İyi Parti’dir! Sözün burasında İyi Parti’nin kuruluşuna önderlik eden, başta Kurucu Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener olmak üzere emeği geçen tüm dava arkadaşlarımıza huzurunuzda teşekkürü bir borç biliyorum.
Yaklaşık iki yıl önce bana tevdi ettiğiniz görevi teslim alırken “Sadece bir makamı değil, bir ülküyü, bir hedefi, yıkılmaz bir kaleyi teslim alıyorum” demiştim. Bugün bu salonda, kale gibi imanımızın kökü ne kadar köklü ve derin Allah’a şükürler olsun ki bir kez daha görüyorum! Artık vakit bu kaleden yurdu kucaklamanın, sathı bütün vatan bilmenin vaktidir. Vakit, son ocağın, son kalenin yükselme vaktidir. O gün diktiğimiz fidanımızı kurutmadık, kök saldı, gözümüz gibi baktık; boy verdi. Artık vakti geldi! Vakit, ulu bir ağaç olma vaktidir. Vakit, İyi'lerin vaktidir! Vakit bu kaleden yurdu kucaklamanın, sathı bütün vatan bilmenin vaktidir. Son ocağın, son kalenin yükselme vaktidir.
"Türk milleti için bu kötü gidişata dur demek için kurulduk"İyi Parti’mizi adalet ve eşitliğin oluk oluk tükendiği bir eşikte kurmuştuk. Keyfiliğe, şahsiliğe ve otoriterliğe karşı, milli ve cumhuriyetçi bir refleks olarak ortaya çıktık. İyi Parti olarak, Türk milleti tarafından, Türk milleti için bu kötü gidişata dur demek için kurulduk. Gelinen noktada; dünya, bir otoriterlik ve keyfilik açmazının pençesindedir. Bir tarafta Latin Amerika’da, Rusya’da, Uzak Asya’da yaşananlar! Öte tarafta ise 25 yıldır millet ve devlet bağları aşındırılan, kimlik çatışmalarıyla dengesi bozulan Ortadoğu vardır!
Çünkü büyük emperyal güçler; dışarıdan meşruiyet aşılayarak, kendilerine bağımlı iktidarlar yarattılar! Netanyahu gibi azgın ve cüretkar katiller eliyle kan dökmeyi olağan kıldılar! Suriye’den Irak’a, Gazze’den İran’a ve elbette Türkiye’ye kadar Iraklaşmak, Lübnanlaşmak ve Gazzeleşmek yolunda emperyalizm artık gizlenme ihtiyacı hissetmeden suç işlemektedir.
Çünkü emperyalizmin suç ortakları; iktidara gelmek için verdikleri taahhütlerle, iktidarda kalmak uğruna verdikleri tavizlerle ülkelerini kırılgan, yalnız ve çaresiz bırakmışlardır. Bu uğurda vatandaşlarının özgürlüklerini, canlarını ve mallarını, vatanlarının ise zenginliklerini diyet olarak sahiplerine sunmuşlardır.
Bu açıdan yeni bir aşamaya gelindiği şüphesizdir! Ancak gelenin belirsizliği kadar, gidenin de insanlığa yüklediği maliyet ağırdır. İşte bu ahval ve şerait içinde İyi Parti’miz, büyük Türk milletinin reflekslerini tutarlı eylemlere dönüştürebilmek adına çok daha kritik bir eşikte, çok daha hayati bir sınavdadır!
İktidarın, çeyrek asırlık köhneliği içerisinde, her kritik eşikte yaptığı hayati yanlışların sesini duymak isterseniz, her seferinde koro halinde “birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyulan günler” şiarına bakın. Sözde “iç cepheyi güçlendirmek” adı altında yürütülen siyasetin sonuçlarına bakın. Bir değil, iki değil, defalarca aynı şeyleri, aynı ajanda içinde, aynı taahhütler ve tavizlerle yerine getirip farklı sonuçlar elde ettiklerine inanmamızı istediler. Birinci çözüm süreci buydu. Suriye siyasetleri buydu. 15 Temmuz’la sonuçlanan rezalet buydu. Şimdilerde kurdukları İmralı ittifakı ile yürütülen komisyonculuk projesi de aynıdır.
Geldiğimiz noktada dış politikada ne olmuştur? Lafta İsrail aleyhtarlığı, pratikte ise İsrail için yürütülen bölgesel mıntıka temizliğinde her zaman en önde koşmuşlardır. Bugün İsrail’in etrafındaki ülkelere ne olduğuna bakın, Akdeniz’deki gelişmelere, bir zamanlar mavi vatan diye propaganda yaptıkları sularda kurulan ittifaklara bakın. Daha beteri var. Burnumuzun dibinde, tam 11 sene boyunca besleyip büyüttükleri Suriye PKK’sına bakın. 11 sene diyorum. 14 yıllık iç savaşın 11 yılında eğitildiler, donatıldılar, militan kazandılar. İktidar ise kılını kıpırdatmadığı gibi ileride yapılması muhtemel karşı hamlelere de engel olmayı görev bildi. Sonuç: Suriye’de YPG varmış, bunlar da aslında PKK’lıymış. Bak sen. Ne büyük strateji dehalarımız var ya Rabbi! Ne büyük devlet adamlarımız var!
"Hukuk kalmadı, Yargı araçsallaştırıldı; Anayasa defaatle askıya alındı"Peki bu arada ülkemizde neler yaşandı? Belki soruyu “neler yaşanmadı ki” diye sormak lazım. Hukuk kalmadı. Yargı araçsallaştırıldı. Anayasa defaatle askıya alındı. Kurumlar çöktü. Siyaset yapılamaz hale geldi. Her eşikte başka bir toplumsal grup terörist ilan edildi. Ekonomi zaten tarumar oldu. İşsizlik kadere dönüştü. Peşkeş çekilmeyen su, orman, kıyı kalmadı. Doğum oranları dipte, sınırlar kevgir. Gençlerimizi uyuşturucu, fuhuş ve kumar çetelerine kurban veriyoruz. İnsanı insan yerine koymak şuurundan uzak kadroların elinde en temel özgürlüklerin, insan haklarının canına okundu. Cezaevleri, okuyan, düşünen, genç yaşlı herkesin buluşma noktası oldu. Akıl ve vicdan, Türkiye’nin ruhu, polis jopuyla yargının çekici arasında un ufak edildi. 200 senelik demokratik mücadelemizden geriye doğru ne kadar mümkünse o kadar adım attılar. Biz cumhuriyetsiz, Cumhuriyet de sahipsiz kaldı.
"Bir sabah uyandılar ve dediler ki PKK’yı affedelim"Ve bir gün, bir sabah uyandılar ve dediler ki PKK’yı affedelim. Öcalan aslında iyi adamdır. Kürtlerin de tek temsilcisidir. Bir de biz yeni fark ettik ama İsrail, PYD ile hareket edebilir. Bak sen. Sonra bir de şu Anayasa’da Türk tanımı var ya, Türkçe eğitim, üniter devlet ve Cumhuriyet ilkeleri… Siz şimdi bunları bir tartışın, biz iktidarımızı ebedi hale getirmenin yollarını bulana kadar bu tuzağın içinde oyalanın dediler.
Alkış tutanlara, el uzatanlara, ıslık çalanlara inat biz ilk günden beri aynı şeyi söyledik. Bu ülkede bir Cumhuriyet sorunu var, çünkü siz onu perişan ettiniz. Bu ülkede yurttaş eşitliği sorunu var, çünkü siz eşitlikten değil ayrımcılıktan beslenmektesiniz. Bu ülkede hukuk sorunu var, çünkü siz milli iradeyi gasp edip sarayınıza hapsettiniz. Gazi Meclisi bypass ettiniz. Ve bunların hiçbiri sizin Türkiye’yi kimlikte Lübnanlaştırma, idarede Iraklaştırma, güvenlikte Latin Amerikalaştırma, diplomaside ise İranlaştırma ajandanızdan bağımsız değil. Bütün bunlar sizin ergenlik hurafelerinizden kurtulamamış o çürük ideolojinizi, bir türlü bastıramamanızdan, zaaf ve zayıflıklarınızla birlikte emperyalizme rehin etmenizden başka bir şey değil.
İyi Parti için ise içerideki ve dışarıdaki gelişmeler Türk milletini ve Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef almışken susmak, oturmak, korkmak mümkün değildir. Gazi Mustafa Kemal’in bir asır önce tevdi ettiği o vazifeyi, o birinci vazifeyi yerine getirmek asli sorumluluğumuzdur. Cumhuriyetin ve milletin bütünlüğünü fikren ve hukuken muhafaza edeceğiz. Bu uğurda ödenecek her bedel de boynumuzun borcudur.
"Olması gerektiği gibi bir Cumhuriyet"Ama sanmayın ki bu kafidir. Devir sadece muhafazanın yetmediği bir devirdir. Bizim ikinci vazifemiz muhafaza edileni muasır medeniyetin üzerine taşımaktır. O muasır medeniyet hedefi ise sadece soyut bir yön değildir. Bir niyet ve zihniyet işidir. Biz eşitlik dedik. Yurttaş eşitliği dedik. Kurucusuna ve kurucu değerlerine layık bir Cumhuriyet olalım dedik. Olması gerektiği gibi bir Cumhuriyet, kimsenin torpil peşinde koşmadığı bir adalet, vatandaşın bayat ürün kuyruklarında gururunu çiğnetmediği bir ekonomi istedik. Ve Kürtlere de Alevilere de tüm etnik ve dini kimliklere biz yurttaşlıkta, Cumhuriyet’te birleşelim dedik. Ayrıcalık değil, imtiyaz değil, onurlu fertlerin Türkiye’sini istiyoruz dedik! Türkiye büyük bir ülkedir. Hürriyeti de Cumhuriyeti de demokrasiyi de bağımsızlığı da insan haklarını da kendisi için kendi gayretiyle, kendi medeniyet ışığıyla taşıyacaktır. Eşitlik, ismimizdir, hürriyet, karakterimizdir, Cumhuriyet, yeminimizdir, dedik. Kardeşlerim! Belirsizlik, kaygı ve güvensizlik hasıl olduğunda, insan; sığınacak yerini, evini, en çok da ailesini arar. Fertlerden ailelere, ailelerden de millete uzanan çizgi, kendisini ancak bu yolla korur ve güçlendirir. Hiçbiri, bir diğerine feda ve tercih edilecek kavramlar değildir.
"Bu sadece bir kriz değil, bilinçli yönetilen bir ekonomi politikası"İktidarın “aile yılı” diye ilan ettiği bu dönem, insanımızın iş bulamadığı, başını sokacağı evden mahrum kaldığı, evlenip yuva kuramadığı, toplumsal bir felaket dönemi olarak tarihe geçmektedir. Zincirledikleri sosyolojik felaketin bir diğer halkası da; görünürde insani, esasında, siyasi ajandalı liyakatsiz iktidarın, basiretsiz göç stratejisidir. 25 yıllık köhneliğin ibret alınmayan başarısızlıklarının, ve bunları aşan gafletinin en kritik parçasına geliyoruz. Bu noktada size ekonomi anlatmayacağım. Dövizler kaldırmayacağım. Rakamlar saymayacağım. Kaldı ki; bunlara gerek de yok! Hepimiz; bizlere reva görüp, mahkum ettikleri politikalar ile; bir ülke ekonomisinin, nasıl olmaması gerektiğini iliklerimize kadar yaşayarak öğrendik, biliyoruz! Artık biliyoruz ki; bu sadece bir kriz değil, bilinçli yönetilen bir ekonomi politikasıyla, örgütlü bir yolsuzluk üzerine bina edilmiş, yoksulluk ve yoksunluk rejimidir! Bu bir servet transferi rejimidir. Bu rejim, hep veren ama hiç alamayan yetişmiş insanımıza ve orta direğe darbe üstüne darbe rejimidir. “Yap-Sat” iktidarlarında, “Yap-İşlet-İhya Et” projelerinde, ormanı, denizi, dereleri, betonla doldurdukları cennet vatanımızda, her yer inşaat ama, Türk vatandaşının oturacağı ev yok. İstanbul’da da yok; Antalya’da da yok, Van’da da yok. İzmir’de de yok, Batman’da da yok. Çay-simit hesabıyla iktidara gelen Erdoğan’ın, ne çayla ne simitle, ne de bunların lüks hale geldiği memleketle, muhtaç hale getirdiği milleti ile artık alakası yok! Emeklinin pansiyonlarda kalması, terminallerde, garlarda uyuması artık iktidarın meselesi değil!
"Tarihin sözde en muhafazakar iktidarının zamanında, tarihin en yoğun ahlaksızlıkları var"Deprem olduğunda bile, sorumluluklarını kadere sığdırarak kaçan bir iktidar için, emeklilerin hali için de mukadderat deyip geçiyorlar. Komünizmle mücadele derneklerinden gelen, İslamî siyasal geleneğin en büyük partisinin 25 yılın sonunda geldiği nokta, Türkiye’yi komünist parti bürokrasisiyle idare etmek olmuştur. Uyanılan her sabahın vatandaşa eziyet olduğu ülkemde, liyakatten arındırılarak atanmış bu kadroların tek vazifesi, suçu sırayla başkalarına, en sonunda da muhalefete ve millete bırakarak, konvansiyonel ve sosyal medya iletişimi yürütmekten ibarettir. Milletin aklıyla alay eden bu zevatın da, örnek ve cüret aldıkları iradenin de, beslenip, semirdikleri bu yozlaşmış dönemin de artık sonu gelmiştir! Sandık yakındır! Millet, kararlıdır! İyiler, verilecek göreve hazırdır! Bir yanda yerli-yabancı çeteler! Bir yanda uyuşturucu, bir yanda fuhuş, diğer yanda yasadışı bahis ve kumar, iş yok, ev yok! Sokakta, trafikte asayiş yok! Devletin milletine, milletin devletine güveni yok anayasada yazan haklar, sorumluların gündeminde yok! Özgürlükler, hukuk, adalet yok! İktidarda da utanma duygusu yok! Peki ne var? Tarihin sözde en muhafazakar iktidarının zamanında, tarihin en yoğun ahlaksızlıkları var.
Bu ahlaksızlık bedenlerde değil, kifayetsiz muktedirlerin zihinlerinde yer etmiş. Beytülmalı, gevur malı diye gören, yağmayı kendine hak görenler var. Bu sebeptendir ki, bireyi, aileyi, milleti ve devleti içine çeken sistematik bir çürüme var. Markete giriyorsunuz. Elinize bir ürün alıyorsunuz. Sonra, fiyatına bakıyorsunuz. Sonra… sessizce yerine bırakıyorsunuz. Evet raflar dolu. Millet alamadığı için raflar dolu. Bereketin en bereketsiz haliyle dolu. Bu utanılası bir durumdur. Ey milletim! Utanacak olan da siz değilsiniz. Utanacak olan onlardır. Her seferinde bu utanmazların kulağını çınlatın ki. “Çan sesi” gibi çınlasın kulaklarında. Çünkü bunlara o muamele yakışır. Allah muhafaza, dağın başındaki, o görkemli hastanelere giderken, yol parasını, benzin parasını düşünmeyi geçtim. Aklınıza ya MR isterlerse ne yapacağım geliyor, hadi araya bir adam bulup MR’ı çektirdiniz, ilacı alabilecek miyim? Tahlilleri görecek, “100 hastaya aynı gün bakmak zorunda olan doktora” ulaşabilecek miyim? geliyor. Bebeği küvezde lohusaların, akılları “yenidoğan” çetelerinde… Yapanın yanına kar kaldığı alçaklığı, nefesiniz daralırcasına hissediyorsunuz! Çocuğunuz okula gidecek. Servis, kitap, kırtasiye… Hepsini tek tek hesaplıyorsunuz. “Bunu sonra alırım.” “Bunu idare ederiz.” “Şimdilik gerek yok.” diyorsunuz. Ve istemeden, tüm geleceğinizi erteliyorsunuz.
"Ehli namus herkes, bu ahlaksızlık ekonomisinin kurbanıdır"Vergi geliyor. Harç geliyor. Ceza geliyor. Bitmiyor. Hiçbiri bitmiyor. Misliyle para, misliyle bedel ödeyip, karşılığında maruz kaldığınız, layık görüldüğünüz hayatı yükleniyor, bir de her defasında, her şüphenizde, her itirazınızda, size bunu layık görenlerce azarlandığınız, hatta bir de teröristlikle itham edildiğiniz gerçeği geliyor aklınıza. Sanılmasın ki, maaşlı çalışan bunları yaşarken, esnafı, kobisi, sanayicisi hepsi iktidardan nemalanmaktadır, refah içinde yüzmektedir. Tartısında, veresiye defterinde, muhasebe kaydında, ahlakını, vicdanını unutmayan işveren de aynı durumdadır. Sen, kiranı düşünürken, o da sigorta primini düşünmektedir. Sen, pazar alışverişini düşünürken, o da stokunu düşünmektedir. Sen, yakın akrabandan aldığın altın borcunu öderken, o da banka kredisini ödeme derdindedir. Çünkü ehli namus herkes, bu ahlaksızlık ekonomisinin kurbanıdır. Bazen emekli, bazen memur, bazen işçi, bazen esnaf, fark etmez. İşte bu yüzden; bu yaşadığımız sadece bir ekonomik kriz değildir. Bu bir hayat krizidir. Sen; ay sonunu getirmenin hesabındayken, onlar daha hoyrat daha cüretkar, daha da hesap vermez hale geliyorlar! Artık kimse; iyi yaşamanın hayalini kuramıyor. Aman, “Başka bir şey olmasın.” Aman, “Yeni bir masraf çıkmasın.” Aman, “Bir kriz daha gelmesin.” vasatında, hayatı değil dertlerini idame ediyor! Millete diyorlar ki, dünyada ekonomik kriz var, sıkıntılarımızın sebebi bu. Enflasyon birincisi zaten Türkiye savaş halindeki Ukrayna bile bizden iyi.
"Bu, ahlaksızlığın enflasyonudur; sonucu ise mutsuzluktur!"
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:40
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 18 Ocak 2026 12:30 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















