İşte iplerin koptuğu yer: Tahran’daki ABD elçiliği
Ankara24.com, Hurriyet kaynağından alınan verilere dayanarak haber yayımlıyor.
Humeyni’nin 1963’te Kum şehrinden başlattığı ‘Kıyam’ hareketi hapis ve sürgünlerin ardından 1979’da Şah’ı devirecek güce ulaşmıştı. Yoğun protestolar ve şiddetin artmasıyla Şah Muhammed Rıza Pehlevi İran’ı terk etti. Humeyni, 15 yıllık sürgünün ardından Paris’ten 1 Şubat 1979’da döndü. Şah rejimi devrildi ve ‘İran İslam Devrimi’ yönetimi devraldı. Çalkantılar devam etse de Humeyni hâkimiyetini sağlamlaştırdı.
AJAX’I UNUTMADILAR
Pehlevi ise 16 Ocak 1979’da eşi Farah Diba ile İran’ı terk ettikten sonra sırasıyla Mısır, Fas, Bahamalar’a gitti. Kanser hastasıydı. Tedavi olmak için de 22 Ekim 1979’da ABD’ye geçti. Ancak bu İran’daki devrimcilerin hiç hoşuna gitmedi. Çünkü Şah’ın tahtı 1953’te ilk kez tehlikeye girdiğinde ABD, CIA’in ‘AJAX’ adlı operasyonuyla dönemin Şah karşıtı başbakanı Musaddık’ı devirmiş, Şah’ın yerini kuvvetlendirmişti. Bunun tekrarından korkuyorlardı. Şah ne olursa olsun İran’a teslim edilmeli ya da ABD’yi terk etmeliydi.
Haberlerimizi Google’da Takip Edin
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
TARİHE GEÇEN 444 GÜN
Harekete geçmeleri uzun sürmedi. Hedeflerinde ABD’nin büyükelçiliği vardı. Humeyni’nin de sert açıklamalarıyla üniversite öğrencileri daha da keskinleşti. Demir kapılar, zırhlı muhafazalar kâr etmedi. Öğrenciler, 4 Kasım 1979’da elçiliği bastı. Elçilikteki 66 diplomat ve personel gözaltına alındı. Kadın, çocuk ve hastalardan oluşan 14 kişi kısa süre sonra serbest bırakıldı. 52 kişiyi ise siyasi tarihe geçecek 444 günlük ‘Rehine Krizi’ bekliyordu. Bu kriz, ABD-İran ilişkilerinin de kaderini tayin edecekti.
‘CASUS YUVASI’
Hamaney’in 5 gün sürecek cenaze törenlerini takip etmek için gittiğim Tahran’da bu rehine krizinin yaşandığı elçiliği de ziyaret ettim. Elçilik o günlerden beri kapalı. İran yönetimi binayı bir tür müzeye dönüştürmüş. Adını da ‘Casus Yuvası’ koymuş. Elçilik bu haliyle İran İslam Devrimi’nin sembollerinden biri olmuş. Baskının yıldönümü olan her 4 Kasım’da burada gövde gösterileri yapılıyor. Binanın sadece üst katı ziyarete açık. Rehinelerin bir kısmının tutulduğu bodrum katları ve diğer bölümler ise kapalı.
DUVARDAKİ HAFIZA
Elçiliğin karşısındaki uzun duvar adeta bir açık hava propaganda galerisi gibi. ABD, bu duvarda emperyalizm, casusluk ve kitle katliamcısı olarak resmediliyor. Boyalar gayet renkli ve taze. Vietnam da Gazze de bu galeride var. ABD’nin kaçırıp yargılamaya başladığı Venezuela Devlet Başkanı Maduro bu galeriye en son eklenen isim. Elçilikten içeri girince karşınıza çıkan duvara ABD’nin Özgürlük Heykeli kafası kurukafa şeklinde ölüm sembolü olarak çizilmiş. Hemen yanında da İran’ın meşhur ‘Marg bar Amrika’ (Kahrolsun Amerika!) bedduası var.
EVRAK KIYMA MAKİNELERİ
Koridorun sonuna doğru ilerledikçe odaların ehemmiyeti de artıyor. Bir oda kâğıt kıyma makineleriyle dolu. Baskın yapılacağı anlaşılınca diplomatlar gizli evrakları bu makinelerde kıymaya başlamışlardı. İranlılar daha sonra bu kıyılan evrakları halı dokumacıların da yardımıyla birleştirdi ve ‘Amerikan Casusluk Yuvasından Belgeler’ adıyla ciltler halinde yayımladı. Özellikle CIA’in İran ve çevre ülkelerdeki faaliyetlerine dair önemli detaylar da bu ciltlerde yer aldı.
HER ADIMDA BİR DETAY
Bir başka odada ‘teletype’ denilen dönemin özel haberleşme sisteminin cihazları görülüyor. Kodların yazılıp çözüldüğü özel bir yer. Bazı odalar çekmeceyi andıran özel bölmelerle birbiriyle irtibatlı. Bu odaların çok kalın çelik kapıları var. Odaların önemi bu kapılardan da anlaşılıyor. Bir odada devasa bir çelik kasanın baskından sonra nasıl delinip açıldığına dair izler halen belirgin. Koridordaki her adımda yeni bir detay ile karşılaşıyorsunuz. Rehine krizi devam ederken o dönem Savunma Bakanlığı’nda görevli Hamaney de elçiliğe gelip rehinelerle görüşmüş. 47 yılın izleriyle dolu bina ABD ile İran arasında hâlâ kapanmayan hesabın başladığı yer olarak yaşamaya devam ediyor.
ZAMAN DONMUŞ
Soldaki merdivenlerden elçiliğin yönetim katına çıkılıyor. Uzun bir koridorun iki yanına odalar sıralanmış. Asıl detaylar burada. Zaman donmuş gibi. Masaların üzerindeki dosyalar, eski telefonlar, daktilolar ve ağır çelik kapılar sanki birazdan görevine dönecek memurlarını bekliyor. Filmlerde, belgesellerde görülen ne varsa hepsi burada. Dönemin büyükelçisinin odası olduğu gibi duruyor. Elçi William Sullivan 7 ay önce ABD’ye çağrıldığı için rehinelikten kurtulmuş. Duvarda elçilikteki arkadaşlarıyla çekilmiş bir fotoğrafı var. Bu krizden sonraki seçimi kaybeden dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter’ın fotoğrafı da duvarda. Az ilerde sekreter/kâtip odası var. Daktilo masanın üstünde duruyor. Yandaki odada baskında ele geçen teçhizatlar sergileniyor. Telefonlar, telsizler ve bir bilgisayar da göze çarpıyor.
‘ARGO’NUN MEKÂNI
Elçilikteki 6 diplomat, baskın yapılırken arka kapıdan kaçıp Kanada Büyükelçiliği’nde saklanmayı başarmıştı. CIA bu altı kişiyi daha sonra ‘Canadian Caper’ adlı operasyonla İran’dan kaçırdı. Bu operasyon daha sonra ‘Argo’ adlı ödüllü filmin de konusu oldu.
Haber Bültenleri ve E-Posta Tercihleri
Türkiye ve dünyadaki en güncel gelişmelerden haberdar olmak için, bültenlerin gönderileceği e-posta adresini girin.
Ad
Soyadı
E-Posta Adresi
Bülten SeçimleriGün Başlıyor
Gün Sonu
ETK Kuralları ve Bilgilendirme Metnikapsamında onay veriyorum.
Abone Ol
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:23
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 13 Temmuz 2026 07:09 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















