İslam’a Hakaret İddiasında Sahiplenme, Diğer Hassasiyetlerde Özür: Kamuoyunda “Seçici İfade Özgürlüğü” Tartışması
Ankara24.com, Sonhaberler kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.
Özel Dosya Haber / Sonhaberler.com
Türkiye’de ifade özgürlüğü tartışması artık yalnızca “ne suçtur, ne değildir?” sorusuyla sınırlı değil. Asıl soru, kamuoyunun gözünde şuna dönüşmüş durumda: Bir inanca, mezhebe veya kutsala yönelik sözlerde aynı çevreler her zaman aynı ilkeyle mi hareket ediyor, yoksa muhataba göre değişen bir özgürlük anlayışı mı sergiliyor?
Yaşananların son halkası Deniz Göktaş dosyası oldu. Stand-up gösterisindeki ifadeleri nedeniyle hakkında “dini değerleri aşağılama” iddiasıyla soruşturma yürütülen Göktaş, İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındı; Başsavcılık açıklamasında gösteriye ilişkin 185 şikâyet alındığı ve soruşturmanın “dini değerleri aşağılama” suçlamasıyla yürütüldüğü aktarıldı.
Ancak dosyayı kamuoyu açısından önemli kılan şey yalnızca soruşturma değil; soruşturmaya karşı oluşan siyasi ve medya refleksiydi. CHP lideri Özgür Özel, Göktaş’ın tutuklanmasına tepki göstererek iktidarın “zorbalıkla milleti sindirmeye çalıştığını” söyledi; DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da “bizler onun yanındayız” açıklaması yaptı.
KAMUOYUNUN GÖRDÜĞÜ ÇİZGİ: İSLAM OLUNCA “MİZAH”, DİĞERLERİNDE “HASSASİYET”Gelinen noktada tartışmanın hukuki boyutundan daha güçlü bir algı boyutu var. Müslüman kamuoyunda öne çıkan kanaat şu: Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed (sav) veya İslamî değerler söz konusu olduğunda bazı siyasi ve kültürel çevreler hemen “mizah”, “ifade özgürlüğü”, “sanat” ve “eleştiri hakkı” kavramlarına sığınıyor. Fakat Yahudiler, Hristiyanlar, Aleviler veya Mustafa Kemal Atatürk söz konusu olduğunda aynı çevrelerin dili çoğu kez daha temkinli, daha özürcü ve daha mesafeli oluyor.
Yaşananlar yalnızca sosyal medya tepkilerinden ibaret değil. Deniz Göktaş tartışması TBMM gündemine de taşındı. Meclis’te AK Parti grubu, Göktaş’ın sözlerinin “dini değerlere hakaret” olduğunu savunurken; CHP grubu iktidarın dini değerleri istismar ederek toplumu kutuplaştırdığını ileri sürdü. CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, düşünce ve kanaat özgürlüğüne işaret ederek eleştirilere yanıt verdi.
Ortaya çıkan tablo, kamuoyunda “mesele ifade özgürlüğü değil, kime karşı kullanıldığı” duygusunu büyütüyor. Çünkü aynı siyasal havzada bir olay “mizah hakkı” diye savunulurken, başka bir olayda “incinen toplulukların hassasiyeti” ön plana çıkarılıyor.
DENİZ GÖKTAŞ OLAYI: SAHİPLENME REFLEKSİNİN GÖRÜNÜR HALE GELDİĞİ DOSYADeniz Göktaş hakkında yürütülen süreçte ilk kırılma, gösteriden alınan kısa görüntülerin sosyal medyada yayılmasıyla yaşandı. Görüntülere erişim engeli getirildiği, ardından soruşturmanın genişlediği ve Göktaş’ın gözaltına alındığı aktarıldı.
Daha sonra tutuklama kararına muhalefet cephesinden sert tepki geldi. CHP Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, Göktaş’a kelepçe takılmasını ifade özgürlüğüyle ilişkilendirerek “konuşmayın, eleştirmeyin, güldürmeyin, düşündürmeyin” mesajı verildiğini savundu.
Kamuoyundaki tartışmanın merkezinde tam da bu sahiplenme var. Müslüman hassasiyeti taşıyan geniş kesimler, “Bir komedyen Kur’an-ı Kerim veya İslamî değerler üzerinden ağır sözler sarf ettiğinde neden hemen sanatçı kimliği öne çıkarılıyor?” sorusunu soruyor. Bu soru, Göktaş’ın suçlu olup olmadığından bağımsız olarak, siyasi refleksin yönünü tartışmaya açıyor.
KILIÇDAROĞLU ZİYARETİ VE “CHP’Yİ SALIN” TARTIŞMASISürecin sembolik başlıklarından biri de Kemal Kılıçdaroğlu’nun Deniz Göktaş ile temasına ilişkin haberler oldu. T24 ve bianet, Göktaş’ın tutuklama kararının ardından Kılıçdaroğlu ile görüşmesine dair “CHP’yi salın” iddiasını ve sonrasında gelen yalanlama/teyit açıklamalarını aktardı. Haberlerde, Kılıçdaroğlu’nun Göktaş’a destek verdiği bilgisi de yer aldı.
Ayrıntı, kamuoyunda dosyanın sıradan bir adli süreç olmaktan çıkıp ana muhalefet çevresinde sembolik bir “ifade özgürlüğü” davasına dönüştüğü algısını güçlendirdi. Eleştirel bakışa göre mesele şuydu: İslamî değerlere yönelik sözler nedeniyle yargılanan bir ismin etrafında siyasi dayanışma kuruluyor; fakat başka inanç veya kimlik grupları incindiğinde aynı sahiplenme dili kolay kolay görülmüyor.
NEVŞİN MENGÜ ÖRNEĞİ: “HAVRA” KELİMESİNDE HIZLI ÖZÜRBu algının ilk referanslarından biri gazeteci Nevşin Mengü örneği. Mengü, geçmişte Donald Trump’ın İncil’le verdiği görüntüye atıf yaparken İncil’den bir bölüm paylaşmış, metinde “havra” ifadesinin geçmesi üzerine Karel Valansi’den tepki almıştı. Ardından Mengü, Valansi nezdinde tüm Musevilerden özür dilediğini ve antisemit tonu fark etmeden paylaşım yaptığını belirtmişti.
Burada kamuoyu açısından dikkat çeken şey, özrün kendisi değil; özür refleksinin hızı. Yahudi toplumu incindiğinde geri adım atmak, özür dilemek ve hassasiyeti tanımak makul görülüyor. Fakat aynı duyarlılık Müslümanların kutsal değerleri söz konusu olduğunda neden her zaman aynı açıklıkta ortaya çıkmıyor?
Bu soru, Nevşin Mengü örneğini tekil bir sosyal medya tartışmasının ötesine taşıyor. Çünkü kamuoyu, burada “azınlık inancına karşı hassasiyet” ile “çoğunluk dinine karşı serbestlik” arasında farklı bir ton farkı görüyor.
GÜNER ÜMİT DOSYASI: BİR MEZHEBİ İNCİTEN SÖZÜN AĞIR BEDELİBenzer bir hafıza da Güner Ümit vakasında var. 1995’te Turnike programında kullandığı “Kızılbaş” ifadesi, Alevi toplumunda büyük tepki doğurdu. Olaydan sonra Ümit özür dilemiş olsa da, Turnike programının yayından kaldırıldığı ve olayın ekran kariyerinde ağır bir kırılmaya yol açtığı aktarılıyor.
Yaşanan olay, Türkiye’de mezhebî hassasiyetin kamuoyu ve medya üzerinde ne kadar güçlü sonuç üretebildiğini gösteren en eski örneklerden biri. Eleştirel açıdan bakıldığında, Güner Ümit’in sözleri için “mizah yaptı, abartmayın” diyen büyük bir koruma duvarı oluşmadı. Aksine özür, mesafe ve yaptırım refleksi devreye girdi.
Müslüman kamuoyunun bugünkü itirazı da burada yoğunlaşıyor: Eğer Alevi toplumunu inciten bir söz kariyer bitiren bir toplumsal tepkiye yol açabiliyorsa, Kur’an-ı Kerim veya Hz. Muhammed (sav) hakkında Müslümanları inciten ifadelerde neden önce “mizahın dokunulmazlığı” konuşuluyor?
PINAR FİDAN ÖRNEĞİ: ALEVİLER SÖZ KONUSU OLUNCA SORUŞTURMA VE ÖZÜRKomedyen Pınar Fidan hakkında, “Tuz-Biber” adlı stand-up gösterisinde Alevilerle ilgili ifadeleri nedeniyle soruşturma başlatılmıştı. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, konunun araştırılması için güvenlik güçlerine talimat verdi.
Tepkilerin ardından Fidan, kendisinin de Alevi olduğunu, hakaret kastı taşımadığını ve sözlerinin yanlış anlaşıldığını söyledi; daha sonra incinenlerden özür diledi.
Daha da önemlisi, dosyanın ilerleyen aşamasında Pınar Fidan ve Özgür Tosun hakkında “halkın bir kesimini sosyal sınıf, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama” iddiasıyla iddianame düzenlendi ve 6 aydan 1 yıla kadar hapis talep edildi.
Dosyada kamuoyu algısı açısından kritik ayrıntı, bazı CHP milletvekilleri ve Alevi çevrelerin tepki gösterdiğinin, hatta suç duyurusunda bulunanlar arasında CHP’li isimlerin de yer aldığının aktarılması.
Tam da bu nedenle Pınar Fidan dosyası, bugünkü tartışmanın en güçlü karşılaştırma örneklerinden biri hâline geliyor: Aleviler söz konusu olduğunda mizah savunusu sınırlı kalıyor; İslamî değerlere yönelik tartışmalarda ise aynı siyasi çevrelerden daha yüksek sesli “ifade özgürlüğü” savunusu yükselebiliyor.
“PAPAZ OLDUK” SKECİ: HRİSTİYAN HASSASİYETİNDE ÖZÜR VE KALDIRMABir diğer örnek Çok Güzel Hareketler 2 programının “Papaz Olduk” skeci oldu. Hristiyan toplumundan gelen tepkiler üzerine skecin YouTube yayın listesinden çıkarıldığı, program ekibinin “amacını aşan ifade” kullandığını belirterek özür dilediği aktarıldı.
Bu olayda da kamuoyu açısından mesaj açıktı: Hristiyan bir din adamı imgesi üzerinden yapılan mizah, ilgili topluluğu rahatsız ettiğinde özür ve içerik kaldırma mekanizması çalıştı.
Burada mesele, Hristiyanların hassasiyetinin dikkate alınmasının yanlışlığı değil. Tam tersine, farklı inançlara saygı demokratik toplumun gereği. Fakat Müslüman kamuoyunun sorduğu soru şu: Aynı özen Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed (sav) ve İslamî değerler söz konusu olduğunda neden her zaman aynı netlikte gösterilmiyor?
LEMAN TARTIŞMASI: PEYGAMBER KARİKATÜRÜ İDDİASINDA AYNI REFLEKSBu tartışmanın bir başka yakın örneği LeMan dergisi etrafında yaşandı. “Muhammed peygamber karikatürü” iddiasıyla dergi hakkında “dini değerleri alenen aşağılama” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı; çizer ve yöneticiler hakkında gözaltı kararı verildiği aktarıldı.
CHP lideri Özgür Özel ise bu olayda, Hz. Muhammed’e saygısızlığa izin vermeyeceğini ancak “yapılmamış bir saygısızlık” üzerinden lince de izin vermeyeceğini söyledi. Özel, karikatürü kendisinin incelediğini ve çizimin peygamberi değil, Gazze’de ölen çocukları anlattığını savundu.
Bu açıklama, kendi içinde bir savunma argümanı taşısa da, kamuoyundaki seçici özgürlük algısını ortadan kaldırmadı. Çünkü geniş bir kesim, İslamî hassasiyetlerde önce “yanlış anlıyorsunuz” cümlesinin kurulduğunu, başka hassasiyetlerde ise önce “incittiysek özür dileriz” cümlesinin geldiğini düşünüyor.
ATATÜRK BAŞLIĞI: ÖZEL KANUN, YÜKSEK DOSYA SAYISI VE FARKLI KORUMA KALKANITartışmanın bir başka ayağı Mustafa Kemal Atatürk. Türkiye’de Atatürk’ün hatırasına hakaret, genel hakaret hükümlerinden ayrı olarak 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun ile korunuyor. Kanuna göre Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kişiye 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor; suçun basın yoluyla veya toplu işlenmesi hâlinde ceza artırılıyor.
Adalet Bakanlığı’nın 2025 Adalet İstatistikleri de bu başlığın ne kadar geniş bir adli hacme sahip olduğunu gösteriyor. 5816 kapsamında Cumhuriyet başsavcılıklarında soruşturma evresinde toplam 15 bin 679 dosya, 15 bin 306 şüpheli ve 17 bin 632 suç kayda geçti.
Ceza mahkemelerinde ise 5816 kapsamında gelen dosyalarda 3 bin 985 dosya, 3 bin 910 sanık ve 4 bin 576 suç yer aldı. Mahkemelerde yıl içinde gelen sanık sayısı ise 2 bin 638 olarak kaydedildi.
Başlık 2025 verisi 5816 soruşturma evresindeki toplam dosya 15.679 Soruşturma evresindeki toplam şüpheli 15.306 Soruşturma evresindeki toplam suç 17.632 Ceza mahkemelerinde toplam dosya 3.985 Ceza mahkemelerinde toplam sanık 3.910 Yıl içinde gelen sanık sayısı 2.638
Karar türlerine bakıldığında 5816 kapsamında 491 mahkûmiyet, 398 beraat, 1.005 hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği görülüyor.
Ortadaki veriler, “Atatürk’e yönelik sözlerde yargı mekanizması yoğun biçimde işliyor” algısını destekliyor. Ancak burada dikkatli bir ayrım yapmak gerekir: Resmî veriler binlerce dosya, şüpheli ve sanık bulunduğunu gösterir; “binlerce tutuklu var” iddiası için ayrıca tutukluluk istatistiği gerekir.
HUKUKİ ÇERÇEVE: TCK 216 HERKES İÇİN VAR, TARTIŞMA UYGULAMA VE SAHİPLENMEDETürkiye’de dinî değerler ve toplumsal gruplara yönelik aşağılama bakımından en çok gündeme gelen hüküm TCK 216. Maddenin ikinci fıkrası, halkın bir kesimini din, mezhep, ırk, bölge gibi farklılıklara dayanarak alenen aşağılamayı suç sayıyor; üçüncü fıkra ise halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılamayı, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması şartıyla cezalandırıyor.
Dolayısıyla tartışma “İslamî değerlere yönelik sözlerde hukuk hiç işlemiyor” tartışması değil. Deniz Göktaş dosyasında da, LeMan dosyasında da soruşturma mekanizması devreye girdi. Asıl tartışma, yargı süreci başlar başlamaz kimin sahiplenildiği, kimin yalnız bırakıldığı, kime “sanatçı”, kime “provokatör”, kime “linç mağduru”, kime “haddini bilmez” denildiği noktasında düğümleniyor.
Kamuoyu algısı açısından mesele şudur: Hukuk bazen herkese uygulanıyor gibi görünse bile, siyasal ve kültürel dayanışma eşit dağılmıyor. Özellikle Müslümanların kutsalları söz konusu olduğunda bazı çevrelerin refleksi “incinenleri anlamak” değil, “incinenleri tahammülsüz göstermek” şeklinde algılanıyor.
KARŞILAŞTIRMALI TABLO: HANGİ OLAYDA HANGİ REFLEKS ÖNE ÇIKTI?
Olay Hassasiyet alanı Öne çıkan refleks Kamuoyu algısı Deniz Göktaş Kur’an-ı Kerim, dinî değerler CHP, DEM Parti ve bazı sanat çevrelerinden ifade özgürlüğü savunusu İslam söz konusu olunca sahiplenme daha hızlı LeMan Hz. Muhammed (sav) iddiası Soruşturma ve “linç edilmesin” savunusu Müslüman tepkisi çoğu kez “abartı” diye okunuyor Nevşin Mengü Yahudi hassasiyeti / “havra” Hızlı özür Azınlık hassasiyetinde geri adım daha kolay Güner Ümit Alevi kimliği / “Kızılbaş” Özür, programın kaldırılması, kariyer kırılması Mezhebî hassasiyet güçlü yaptırım üretiyor Pınar Fidan Aleviler / Madımak hafızası Soruşturma, özür, iddianame Mizah savunusu sınırlı kaldı Papaz Olduk Hristiyanlık / din adamı imgesi Özür ve skecin kaldırılması Hristiyan hassasiyeti dikkate alındı 5816 dosyaları Atatürk’ün hatırası Özel kanun ve yüksek dosya hacmi Atatürk eleştirisinde koruma kalkanı güçlü
ALGININ KAYNAĞI: “İNCİNENİN KİMLİĞİNE GÖRE ÖZGÜRLÜK”Söz konusu dosyaların tamamı birlikte okunduğunda kamuoyunda güçlenen algı şu: Türkiye’de bazı çevreler için ifade özgürlüğü evrensel bir ilke değil, siyasal konuma göre kullanılan bir argüman.
Bir söz Yahudileri incitiyorsa “antisemitizm” hassasiyeti devreye giriyor. Bir skeç Hristiyanları rahatsız ediyorsa özür ve kaldırma mekanizması çalışıyor. Bir mizah cümlesi Alevileri incitiyorsa soruşturma, tepki ve mesafe öne çıkıyor. Atatürk söz konusu olduğunda zaten özel kanun ve binlerce dosyalık adli pratik var. Fakat Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed (sav) söz konusu olduğunda, bazı çevrelerde ilk refleks “Müslümanlar incindi mi?” değil, “mizah yasaklanıyor mu?” oluyor.
Bu algı, Müslüman kamuoyunda ciddi bir adalet duygusu aşınması oluşturuyor. Çünkü çoğunluk olmak, bir inanç grubunun kutsalının sınırsızca hedef alınabileceği anlamına gelmez. Çoğunluğun hassasiyeti de en az azınlıkların hassasiyeti kadar saygıya değer.
ELEŞTİREL SONUÇ: YA HERKES İÇİN İLKE YA DA HERKES İÇİN ÇİFTE STANDARTTürkiye’nin önündeki temel mesele, kimin kutsalının daha değerli olduğu değil; herkesin kutsalına aynı etik ve hukuki mesafeden bakılıp bakılmadığıdır.
Eğer Nevşin Menüg “havra” kelimesi nedeniyle özür diliyorsa, bu hassasiyet makuldür. Eğer Çok Güzel Hareketler 2 Hristiyanları inciten bir skeç için özür dileyip içeriği kaldırıyorsa, bu toplumsal saygı açısından anlaşılabilir. Eğer Pınar Fidan Alevilerle ilgili sözleri nedeniyle soruşturuluyorsa, bu toplumun mezhebî hafızasına verilen önemi gösterir. Eğer 5816 ile Atatürk’ün hatırası özel olarak korunuyorsa, bu da Türkiye’nin resmî tarihî hassasiyetidir.
Ama bütün bunlar varken Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed (sav) söz konusu olduğunda aynı çevrelerin hızla “mizah”, “sanat” ve “ifade özgürlüğü” savunusuna geçmesi, kamuoyunda kaçınılmaz biçimde çifte standart algısı doğuruyor.
Gerçek ifade özgürlüğü, yalnızca kendi mahallesinin sevdiği sözleri savunmak değildir. Gerçek saygı da yalnızca kendi kutsalını korumak değildir. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, İslamî değerler, Alevi hafızası, Yahudi hassasiyeti, Hristiyan inancı ve Atatürk başlıklarının tamamında aynı ilkeyi savunabilen tutarlı bir dil.
Kısaca öztelemek gerekirse: Müslüman kamuoyu, ayrıcalık değil eşitlik istiyor. Başkalarının kutsalına gösterilen özenin, Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed (sav) için de gösterilmesini bekliyor. Bu beklenti karşılanmadıkça, her yeni mizah ve ifade özgürlüğü tartışması yalnızca bir adli dosya olarak değil, “seçici özgürlük” tartışması olarak büyümeye devam edecek.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:94
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 05 Temmuz 2026 11:55 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















