Irksal safiyet ve pis işler Selçuk Türkyılmaz
Yenisafak sayfasından alınan bilgilere göre, Ankara24.com açıklama yapıyor.
İngiltere Kuzey Amerika’yı yeni bir Avrupa olarak icat ederken öne çıkan ideolojik kavramlardan biri ve belki de ilk önce geleni “uygarlaştırma” idi. İngilizler ve Alman kavimleri barbarlara ve vahşilere karşı uygarlaştırma misyonuyla hareket ettikleri inancına sahipti. İngilizler Hindistan ve Doğu Akdeniz’in kolonizasyonu sürecinde de aynı inançtaydı. Bu bakımdan 19. yüzyılda uygarlık kavramı çokça gündemdeydi. Hatta Norbert Elias “Uygarlık Süreci” adlı kitabının birinci cildinde 19. yüzyılı bu kavram merkezinde incelemiştir. Elias, İngilizce ve Fransızcanın uygarlık kavramı ile Almancanın kültür kavramını karşılaştırır. İngilizler ve Fransızlar yayılmacı bir anlayışa sahip oldukları için uygarlaştırma misyonunu yüklendiklerine inanmışlardır. Kültür ise sınırları belirleyen bir kavramdır. Elias’a göre uygarlaştırma İngiltere ve Fransa’nın kolonyalist faaliyetlerinden doğmuştur. İngiltere’nin Kuzey Amerika’daki yayılmacı faaliyetlerine Alman kavimleri de katılmışlardı. Avrupalı kavimlerin 19. yüzyılda Kuzey Amerika’da ilerleyiş ve yayılışları insanlık tarihi açısından çok çok ciddi sonuçlar doğurmuş ve bugünü dahi etkilemiştir. Bu sebeple İngiltere öncülüğündeki uygarlaştırma sürecini yeni bir gözle değerlendirmek gerekiyor. Kuzey Amerika topraklarına el koymuşlar, üzerinde yaşayan insanları da yok etmişlerdi. Bu dönemle ilgili tanıklıklar zaman içinde unutuldu veya önemini yitirdi.
Uygarlık kavramı 20. yüzyılda birçok defa karşımıza çıktı. Kanaatimce bu kavramı üç büyük şairimiz derinden kavramıştı. Bunlar Mehmet Akif, Faruk Nafiz Çamlıbel ve Cahit Külebi idi. Onların eserlerinde Batı uygarlığına karşı farklı bir tutum sergilendiği görülmektedir. Buna karşın Batı uygarlığına dâhil olmak fikri çok daha kalıcı sonuçlar doğurdu. Batı uygarlığına yüklenilen olumlu anlamlar, hadiseleri farklı şekillerde değerlendirmemize sebep oldu. Dolayısıyla sistemini benimseme konusunda gösterilen gayretler hiç de yadırganmadı. Burada dönem itibarıyla Osmanlı ve Cumhuriyet şeklinde karşımıza çıkan ayrımlara itibar etmediğimizi özellikle ifade etmek isterim. Siyaset etme biçimleri de uygarlık kavramına yüklenilen anlamlarla doğrudan ilişkilidir. Bütün yirminci yüzyıl boyunca “Araplar ve İsrail” arasındaki ilişkiler uygarlık kavramı üzerine yüklediğimiz anlamdan beslenmişti. Farklı çevreler “Arap” kavramının bedevi ile ilişkilendirilmesinden hareketle hemen suçlayıcı bir dil kullanırdı. Medeni Avrupalılar ve İsrail’in karşısında bedevi Araplar vardı.
7 Ekim’den sonra uygarlık kavramıyla ilgili sarsıcı gelişmelere şahit olduk. Bu devam eden bir süreçtir. Bu dönemde Siyonist İsrailliler, Doğu Akdeniz’de Avrupa uygarlığının sınır kalesi olarak iş gördüklerini açıkça ifade etti. Uygarlık ve Avrupa ya da Batı uygarlığı adına savaş verdiklerini söylediler. Almanlar da bu beyanın doğruluğunu tasdik etti. Hatta Almanya başbakanı daha da ileri giderek İsrail’in Batı uygarlığının pis işlerini yaptığını söyledi. Alman başbakanın pis işlerle ne kastettiği üzerinde fazlaca durulmadı. Fakat Merz’in bu sözü söylerken zihninde Alman kavimlerinin Kuzey Amerika’daki ilerleyişinin olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Pis işler, gayr-i medenilerle yüzleşme ve onlara temas etmeyi içermektedir. Onları öldürmek mecburiyetinde kalmak gibi çok daha ileri durumların kastedildiğini de düşünebiliriz. Çoğu kimse bu söylediklerimizi kasıtlı yorum olarak görebilir. Ne yazık ki bunlar kasıtlı yorum olarak geçiştirilecek cümleler değildir. Yukarıda kültür kavramının sınırları belirlediği üzerinde durmuştuk. Irksal safiyete çok fazla değer verdikleri bugün çok daha iyi anlaşılıyor. Irksal safiyet ve pis işler arasında doğrudan bir ilişki vardır.
Nihayet Trump da İran’a yönelik saldırılara başladığında “bir uygarlığı yok etmek” düşüncesini açığa vurdu. Bu ifadeyi de bir deliye ait cümle olarak geçiştiremeyiz. Gazze’de iki yıldan fazla zamanda bir uygarlığı yok etmek için savaştıklarını açıkça gördük. Siyonistler Gazze’den sonra Lübnan’a yöneldiklerinde de evleri ve okulları, hastaneleri, üniversite binalarını yıktılar. Middle East Eye’da yayımlanan bir yazıda İran’a yönelik saldırılarda da İsrail’in özellikle üniversite binalarını hedef aldığı belirtilmişti. Nitekim bir okulu bombalayarak 170 kız çocuğunu öldürdüler.
İsrail’i ortaya çıkaran ideoloji İngilizlere ve Almanlara aittir. Amerikalılar da bu ideolojiye gönülden bağlıdır. Katolik dünyadaki, tabiri caizse, kıpırdanmayı da bu ideolojiden duyulan rahatsızlık çerçevesinde izah etmek gerekir. İngiltere, Almanya ve ABD’nin bu ideolojiye olan bağlılıklarıyla bütün dünyadan ayrıştıkları çok açıktır.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:43
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 20 Nisan 2026 04:03 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















