İran savaşında altı ayın muhasebesi.. Trump ‘birkaç haftada bitiririz’ demişti
Hurriyet sayfasından elde edilen bilgilere dayanarak, Ankara24.com duyuru yapıyor.


Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
İRAN savaşında bugün itibarıyla altı ay geride kaldı. 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in kapsamlı hava harekâtı ile İran’a karşı başlattığı savaşın ilk günlerinde Washington’dan verilen mesaj, kısa ve sonuç odaklı bir operasyondu. Başkan Donald Trump, savaşın ikinci gününde sürenin “dört-beş hafta” olarak öngörüldüğünü söyledi; 31 Mart’ta, çatışmalar beşinci haftasına girerken bile “iki-üç hafta” içinde ABD’nin İran’dan çıkacağını savundu. Oysa altı ayın sonunda İran yönetimi ayakta, Hürmüz Boğazı’ndaki ticaret normalleşmiş değil ve Washington, askeri operasyonlarla ulaşamadığı stratejik sonuçları yaptırım ve ekonomik ablukayla elde etmeye çalışıyor. Önümüzdeki sürece dair de belirsizlik hâkim. Savaşın hem taraflar hem de bölge için altı aylık bilançosu ile bundan sonraki sürece dair olası senaryoları İran Araştırmaları Merkezi’nden (İRAM) araştırmacı akademisyen Oral Toğa, Hürriyet’e değerlendirdi:
ABD ne umdu ne buldu?
Washington savaşa iki hedefle girdi, rejim değişikliği ve nükleer-balistik programların tasfiyesi. 28 Şubat’ta on iki saatte yaklaşık 900 hedef vuruldu, Ali Hameney ve çok sayıda üst düzey isim öldürüldü. İlk aşama askeri açıdan başarılıydı. Füze fırlatıcıların yarıdan fazlası devre dışı kaldı, füze stoku kabaca yarıya indi, üretim tesisleri vuruldu. İran bugün yeni füze üretemiyor ama rejim çökmedi, tersine sertleşip askerileşti. Buradaki asıl hata, kapasite ile iradeyi birbirine karıştırmaktı. Bir devletin vurma kabiliyetini azaltmak, onu siyasi olarak teslim olmaya zorlamakla aynı şey değil. En çarpıcı gösterge hedeflerin kayması. Altıncı ayda Washington’ın önceliği Hürmüz’ün yeniden açılması haline geldi. Petrol fiyatları 86 dolar bandına çıktı. Asya’da yakıt karnesi uygulanmaya başladı ve müttefik üslerinin ne kadar savunmasız olduğu görüldü.
İran kaybederken kazandı mı?
İran tarihinin en ağır darbelerini aldı. Ali Hamaney öldürüldü, halefi altı aydır ortada yok. Bu yıl yüzde 6.1 daralma ve yüzde 69’a yakın enflasyon bekleniyor. Mayısta ham petrol ihracatı sıfırlandı, vekil ağı işlevsizleşti. Buna rağmen kendi ölçütüyle kazandığı bir şey var. Ayakta kalmak ve gündemi kendi zeminine çekmek. Masada artık nükleer program değil Hürmüz var. İran askeri baskıyı kalıcı bir idari statüye çevirmeye çalışıyor. Ama buna zafer demek yanıltıcı olur; ayakta kalmayı başarı saymak zayıf tarafın klasik yaklaşımıdır ve bedelini toplum ödüyor. Üstelik gidişat aşağı yönlü. Füze üretemeyen, tek alıcıya bağımlı, toparlanması Rusya ve Çin’e bağlı bir ülkeden söz ediyoruz.
İsrail nereye kayboldu?
İsrail kaybolmadı, hedefine ulaşıp sahneden çekildi. Asıl kazanım ilk on iki saatte elde edilmişti, sonraki yıpratma aşamasını Washington’a bırakmak işine geldi. İran tarafında da benzer bir tercih var. İsrail’e füze saldırıları ilk günlerden sonra belirgin biçimde azaldı çünkü İran’ın asıl kaldıracı enerji akışında. İsrail’i vurmanın Hürmüz’de karşılığı yok. İsrail’in gündemi Lübnan, Gazze ve seçimlere kaydı. Ancak İsrail, yeni bir ABD harekâtına katılmasa bile İran’ın kendisine füze atacağını öngörüyor. Yani denklemden çıkan değil beklemede duran bir aktör.
Bölgede ne değişti?
Dört kalıcı etki var. Birincisi, ağırlık merkezi kaydı. Güvenlik tartışması nükleerden Hürmüz’e geçti, bölgede fiyat riski yapısal hale geldi. İkincisi, güvenlik garantilerine güven sarsıldı, Körfez başkentleri ABD üslerine ev sahipliğinin bedelini somut biçimde gördü. Buna ilk cevap 7 Ağustos’taki Mekke Anlaşması oldu. Üçüncüsü, İran’ın bölgesel mimarisi dağıldı. Suriye artık geçiş koridoru değil, Hizbullah silahsızlanma tartışmasının içinde, aktif kalan tek cephe Husiler. Dördüncüsü, arabuluculuk haritası yeniden çizildi. Umman bugün tek işleyen kanal. Türkiye açısından baktığımızda savaş boyunca hedef alınmayan, Tahran ile ticaret ve enerji kanallarını açık tutan bir pozisyon görüyoruz. Türkiye aynı zamanda Mekke Anlaşması ve Libya açılımıyla bölgesel ağırlığını artırdı.
Bundan sonra ne beklemeli?
Kapsamlı bir çözüm gerçekçi değil. Kısa vadede dar ve teknik bir yumuşama daha olası. Nükleer program, dondurulmuş fonlar ve yaptırımlar olduğu yerde duruyor. Dolayısıyla kırılgan, sık ihlal edilen bir ateşkes benzeri durum öngörülebilir. Üç risk öne çıkıyor. İran’ın misillemeden taarruza geçme söylemi, Avrupa’daki ABD tesislerinin hedef listesine girmesi ve ABD askerlerinin öldüğü yeni bir saldırı. İran’da en büyük belirsizlik sağlık durumu belirsiz olan Mücteba Hameny’in akıbeti. Bir veraset krizi bütün hesapları geçersiz kılar. Bütün bu meselenin büyük ölçüde “İsrail’in güvenliği” denilerek çıktığı unutulmamalı. Bu bağlamda yapısal tablo değişmiyor. Takip edilecek ilk eşik kasımdaki ABD ara seçimleri. Uçaklar ve bombardıman bitti ancak savaş abluka ve yaptırımlarla başka bir boyutta sürüyor.
Haber Bültenleri ve E-Posta Tercihleri
Türkiye ve dünyadaki en güncel gelişmelerden haberdar olmak için, bültenlerin gönderileceği e-posta adresini girin.
Ad
Soyadı
E-Posta Adresi
Bülten SeçimleriGün Başlıyor
Gün Sonu
ETK Kuralları ve Bilgilendirme Metnikapsamında onay veriyorum.
Abone Ol
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:110
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 28 Ağustos 2026 08:52 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















