‘Gönülsüzler ittifakı’ ve ‘pişmanlık’ aşaması… Nedret Ersanel
Ankara24.com, Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak haber yayımlıyor.
ABD’nin İran savaşı için ne ‘vekil güç’ ne de ‘müttefik’ bulamamasını, Rus ve Çin’den yardım istemesini, hepsinden evvel “buralara kadar düşme” halini de konuşmak lazım gelmez mi?
Belki de, İran savaşının diğer gerçekliği; ABD’nin İsrail’in vekil gücü olması etkiliyordur ayak sürüyenleri…
Trump şimdi “Körfez Koalisyonu”na asker arıyor. Çin’den İngiltere’ye kadar ülkelerle görüştü, NATO’dan AB ülkelerine kadar herkese davetiye, ‘sülüs’ çıkardı, sopa dahi gösterdi. Şu ana kadar hiçbir kayda değer ülke destek vermedi bu çağrıya. “Gönüllü” yok yani…
Doğal değil mi; Ortadoğu’daki bütün ülkeler savaşın sebebinin ABD ve İsrail olduğunu biliyor. Üstüne, savaşın gerekçelerine de katılmıyor. Türkiye dahil…
Avrupa ülkeleri, Trump yönetiminin iktidara geldiği andan itibaren uğradıkları “eziklenmenin” sadece gelip-geçici rüzgâr olmadığını, Washington’daki ekibin kendilerini ideolojik nedenlerle de tasfiye edilmesi gereken başkentler olarak gördüğünü biliyor…
Dahası, aynı Avrupalıların çoğu, Trump’ın son dönemini atlatabilmek yolunda siyasi, taktik yatırımlar yaptılar. Ukrayna savaşının bir çok aşaması, mesela, “Zelenski modasının” Oval Ofis’te aşağılanmasından itibaren gelişen süreci böyle idare ettiler. Başını da Londra çekmişti. Kiev dahi Trump ABD’sini nasıl oyalanması gerektiğini öğrendi…
Kaldı ki, ABD’nin klasik ortaklarının ne maddi ne politik varlıkları Ukrayna’nın üzerine bir de İran’a vaziyet edecek halde değil…
***
Diğer süper güçler Çin ve Rusya ise İran saldırısını kendilerine yapılmış sayıyorlar. Moskova, hem İran’ı ayakta tutmaya, mümkün ise ABD’yi “buraya takılıp kalma/batma” halinde tutmak istiyor hem de Ukrayna ve enerji-politik sorunlarını çözme konusunda kaldıraç olarak kullanıyor…
Pekin, İran savaşının en kıymetli metaı “enerji” yoksunluğundan kısa vadede/hemen etkilenecek değil ama Hürmüz petrolünün ABD’nin yönetimine/kontrolüne geçmesi ağır darbe anlamına gelecek. Çin, konunun sadece petrol veya İran olmadığının da farkında. “Geçit”in kendine kadar açılacağını görüyor…
Bu yüzden Tahran’ın yanındaki pozisyonunu kimi iddialara göre istihbarat desteği sunarak gösteriyor ama asıl faaliyet alanı, siyaset! Ağırlığını ABD-İsrail ortaklığının yarattığı kaostan rahatsız ülkelere, başta Körfez, yöneltiyor. İran-S.Arabistan uzlaşısını sağlamakta gösterdiği “taktiği” genişleterek tekrarlıyor…
***
Hindistan da, savaşın ilk günü 28 Şubat’ta bulunduğu yerden uzaklaşmaya çalışıyor. Politik aidiyetini İsrail’in yanına oturtmaktan vazgeçmeyecek ama Tahran’a ilk bomba düştüğünde Tel Aviv’de Netanyahu ile kucaklaşan Başbakan Modi görüntüsü ülke içinde hayli sıkıntı yarattı…
Bu yüzden Hindistan-İran ilişkilerinin günlük yoğunluğu çok artmış durumda. Modi sadece bir haftada İran liderleriyle dört görüşme yaptı. İsrail’den uzak ‘görünmeye’ gayret ediyor. Afganistan, Pakistan, Çin dengelerini de savaşın merceğinden çok dikkatli takip ediyor…
Sonuç olarak Ortadoğu’da BAE ve Batı’da bir-iki ülke dışında ABD hele İsrail ittifakına asker verecek ülke bulunmuyor. Bu tablo ABD’den bakınca açık biçimde görünüyor. Ama bir de Washington var…
***
Beyaz Saray’a yakın Axios’a bakarsanız, İran krizi Trump’ın kolayca içinden çıkabileceği bir vaka olmaktan çıktı. “… sıyrılması imkânsız” diye yazmışlar. Uluslararası İlişkiler, “imkânsız” türünden tariflerden hoşlanmaz ama temennimiz o yönde tabii. Dikkat çekici bölüm de burada geliyor; “Başkan’ın yakın çevresindeki bazı kişilerde ‘pişmanlık’ olarak adlandırılacak bir hal var. İran’a saldırmanın hata olduğu yönündeki endişeler artıyor”. (‘Behind the Curtain: Trump’s escalation trap’, 16/04, Axios.)
Benzer yorum The Guardian’dan da işitildi (13/04). Onlar “hatayı” Amerikan iç politikasında gol atma hevesine bağlamışlar; “Savaşın arkasında stratejik zorluklardan çok iç politik zayıflıklar yatıyor. Başkan’ın anketlerde sürekli düşük oy alması, berbat ekonomi, siyasi krizler, Trump’ın savaşı dikkatleri dağıtma aracı olarak seçmiş olabileceğini düşündürüyor. Trump, otoriter rejimini sağlamlaştıramıyor çünkü bunu yapacak kadar popüler değil.”
Bayat bir okuma ama yalanın bir kuyruğu da bu…
Amerikan ara seçimlerinin Trump’ı işaretlememesi yıkıcı politik sonuçlar üretebilir ve bu, İran’ın “halledilmeden” bırakılması ihtimalini tartışmaya açıyor; Bir, Seçimlere kadar zaman var ve gerekli manevralar yapılabilir; şimdi savaşı bırakmak lazım. İki, sonuçlarından kurtulmak mümkün değil, “savaşı kazanmadan” gidilecek seçimler felaket olur…
***
Hangi yol seçilirse seçilsin, Amerikan yönetiminde sıkışmışlık hissiyatı yükseldikçe, “pişmanlık” duygusu da artıyor. Savaşın belirsizliği sandık gününe yaklaştıkça çatlak sesler artabilir. ABD Başkan Yardımcısı Vance’in savaş konusundaki “flu” duruşu sürüyor. Trump da bunu işaretliyor. Bir yandan tam destek alamamak iç gerilimi kanıtlıyor ama aynı zamanda Başkan adayı olarak Vance’i koruma altına alıyor; “İran hataydı ama suç onun değildi” gibisinden…
Trump’ın sıkışmışlığı tavırlarından da anlaşılıyor; NATO desteği istiyor ama alamayınca, “NATO’nun sonu felaket olur” diyebiliyor. Çin de gelsin istiyor ama dünyanın merakla beklediği Çin ziyaretini ötelemek istiyor…
NATO ülkeleri içinden gelen yanıtlar da ilginç, mesela, Alman ve İngiliz generaller konuşuyor! “Öyle bir görevi yok NATO’nun” diyorlar…
Başa dönersek, İran savaşının ilk haftasından sonra ABD’nin sürekli yeni “planlarla” ortaya çıkarması gibi, Hürmüz İttifakı arayışı da çaresizlik ifadesi. “Kaybettiği kumarın bahsini ikiye katlamak gibi” demiştik.. Kötüsü oluyor, masadaki herkes kağıtlarını atıyor…
Görüntülenme:52
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 18 Mart 2026 04:06 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar


















