FUNDA KARAYEL İnsan ilişkilerinin kalp sağlığındaki rolü: Roseto etkisi
Sabah kaynağından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com açıklama yapıyor.
Bazen insan şunu düşünüyor: Keşke çağımız biraz daha "Roseto" olsaydı. Daha az yalnız, daha az rekabetçi, daha az 'ben' ve biraz daha 'biz' olsaydı. Ama yok... Biz bildiğin stres, hız ve yalnızlık üçgeninde cardio yapıyoruz; üstelik spor salonuna gitmeden. Her gün duyduğumuz haberlerle 21. yüzyıl olmadı bir türlü diyorum.
Roseto olsaydı keşke çağımız diyorum ya, hikaye 1950'lerde, Amerika'daki küçük kasaba Roseto'da başlıyor. İtalyan göçmenlerin yaşadığı bu kasabada doktorlar tuhaf bir şey fark ediyor. Kalp hastalıkları neredeyse yok. Evet, yanlış okumadınız, yok denecek kadar az.
O dönemde ABD genelinde kalp krizi ciddi bir ölüm nedeni iken Roseto'da insanlar uzun yaşıyor, kalpleri de iyi. İşin ilginç kısmı; bu insanlar ne sağlıklı beslenme gurusu, ne spor manyağı, ne de meditasyon uzmanı.
Aksine; bol yağlı yemekler, zararlı alışkanlıklar... Yani bugünün 'wellness' influencer'larının kabus senaryosu. Ama kalpler tıkır tıkır çalışıyor. Peki neden? Cevap basit ama bugünün dünyası için neredeyse ütopik: İnsan ilişkileri.
AİLELER İÇ İÇE
Roseto'da kimse yalnız değil. Aileler iç içe, komşular kapı kapıya, hayat paylaşım üzerine kurulu. Kimse benim alanım, benim hayatım diye sınır çekmiyor. Yaşlılar yalnız bırakılmıyor, çocuklar birlikte büyüyor, sofralar kalabalık.
Kısacası stres, modern dünyanın yaptığı gibi bireyin omzuna yüklenmiyor; kolektif olarak emiliyor. Bilim dünyası buna 'Roseto Etkisi' diyor.
Yani güçlü sosyal bağların, fiziksel sağlığı özellikle kalp sağlığını doğrudan olumlu etkilemesi. Şimdi günümüze bakalım. Aynı dünyada yaşıyoruz ama bambaşka bir düzen kurduk. İnsanlar artık aynı apartmanda birbirinin adını bilmiyor. Aileler aynı şehirde ama farklı hayatlarda. "Nasılsın?" sorusu bile artık otomatik bir refleks, cevabını gerçekten duymak isteyen yok. İş yerinde asansörde karşılaştığın arkadaşın bile havalara bakıyor göz göze gelme hadisesi yaşanmasın da bir an önce herkes selam vermeden mutsuz hayatına dönse diye. Sosyal medya var, ama sosyallik yok. Mesajlaşma var, ama temas yok. Kalabalıklar var, ama bağ yok.
Ve sonra şaşırıyoruz: Neden bu kadar stresliyiz, neden kalp hastalıkları bu kadar arttı? Çünkü Roseto'nun tersini yaşıyoruz. Bugün başarı bireysel, yük bireysel, yalnızlık bireysel. Herkes güçlü görünmek zorunda.
Oysa Roseto'da insanlar birbirine yaslanıyordu. Biz ise kimseye yük olmayayım diye içimizde çöküyoruz. Biraz sarkastik olacak ama günümüzde kalp sağlığı için önerilenler listesine bakın: "Spor yap, sağlıklı beslen, stresten uzak dur." İnsanlardan uzak durarak mı stresten uzak duracağız?
Roseto bize şunu söylüyor: Kalp sadece bir organ değil, aynı zamanda bir ilişki merkezi. Sevildiğini bilmek, ait hissetmek, bir sofrada yerinin olması... Bunlar sadece duygusal lüksler değil; biyolojik ihtiyaçlar. Eksik kaldığında bedelini kalp ödüyor. Belki de mesele şu: Biz kalbimizi korumaya çalışırken, aslında onu besleyen en temel şeyi ihmal ediyoruz; insanı. O yüzden evet, keşke çağımız Roseto etkisinde olsa. Biraz daha kapı çalan, biraz daha gel otur diyen, biraz daha gerçekten dinleyen bir dünya olsa. Çünkü bazen en iyi tedavi ne ilaç, ne diyet, ne de spor. Bazen en iyi tedavi... Birinin "Buradayım, sadece yanındayım, konuşmayalım ama sarılalım" demesi.
EV HANIMI DEĞİL NESİL YETİŞTİRİCİ
Hamdan bin Mohammed Al Maktoum bir öneriyle gündeme geldi: 'Housewife' yani 'ev hanımı' yerine 'Generation Shaper', 'nesil yetiştirici' denilsin. İlk bakışta kulağa hoş geliyor. Hatta modern, kapsayıcı, değer verici...
Kesinlikle annelerin toplumu şekillendiren bir rolü olduğu tartışılmaz. Ama insanın aklına şu soru geliyor: Her şeyi yeniden adlandırınca gerçekten bir şeyi değiştirmiş oluyor muyuz?
'Ev hanımı' kelimesini kaldırıp yerine 'nesil yetiştirici' koymak, bir gerçeği parlatmak mı, yoksa üzerini örtmek mi? Çünkü bu tanımın içinde açıkça bir şart var: Annelik. Peki çocuğu olmayan ev hanımları ne? Ya da çocuk sahibi olmayı seçmeyen kadınlar? Ya da olamayanlar? Onlar neyi şekillendiriyor?
Bir anda bu yeni, parlak kavramın dışında kalıyorlar. Görünmezleşiyorlar. Sanki değerleri, bir çocuk yetiştirip yetiştirmemeleriyle ölçülüyormuş gibi. Bu yaklaşım, kadının değerini yine annelik üzerinden tanımlıyor. Sadece bu kez daha süslü bir başlıkla. Eskiden ev hanımı deniyordu, şimdi nesil yetiştirici. Ama denklem aynı: Kadın=çocuk yetiştiren birey.
İşin ironik tarafı şu; kadınların yıllardır mücadele ettiği şey tam da bu değil mi? Tek bir role indirgenmek. Sadece anne, sadece eş, sadece evin içinde tanımlanan biri olmamak. Şimdi ise modern bir dille aynı şey yeniden sunuluyor. Tabii ki annelik kutsal, değerli ve dönüştürücü; kimse bunu inkar edemez. Ama sorun şu kadının değeri neden hala bir rol üzerinden tanımlanmak zorunda? Çünkü bazı kadınlar evini yönetir, bazıları çocuk büyütür, bazıları kariyer yapar, bazıları hepsini yapar, bazıları hiçbirini yapmak zorunda hissetmez. Ve hepsi eşit derecede değerlidir. Yarın bir gün çalışan kadın yerine de "ekonomik sürdürülebilirlik mimarı" falan diyecekler diye korkuyorum. İsimler değiştikçe gerçekler değişmiyor.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:47
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 28 Mart 2026 07:07 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















