FUNDA KARAYEL İçimizde biriktirdiğimiz cümleleri neden söyleyemiyoruz?
Sabah sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuru yapıyor.
Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Kutlama değil, biraz da hesap sorma günü. Biraz da içimizde birikenleri söyleme günü. Hatta belki de en çok diyemediklerimizi söyleme günü.
Geçenlerde Derya Şensoy'un yazdığı ve sahnede tek başına anlattığı 'Diyemedim' oyununu izledim. Fikir o kadar iyi ki... Çünkü her kadının içinde bir 'diyemedim arşivi' var. Biriktirdiğimiz, yuttuğumuz, 'ayıp olmasın' diye sustuğumuz cümleler. Oyunu izlerken sık sık şunu söyledim içimden: "Neden diyemiyoruz biz bu diyemediklerimizi? Ne oluyor bize o anda?" Oyun trajikomik bir iç döküş aslında. Hüzünle kahkaha arasında gidip geliyor. Ama asıl gücü şurada: Sahnedeki bir kadının anlattıkları bir anda salondaki yüzlerce kadının ortak hikayesine dönüşüyor. O an şunu hissediyorsun: Yalnız değilmişim.
BİTMEYEN KİLO MU ALDIN SORUSU
Derya; ünlü olmanın bedelini, önemli birinin çocuğu olmanın yükünü, insanların rahatça söyledikleri ama insanın içine oturan lafları öyle güzel anlatıyor ki... Hani şu hepimizin çok iyi bildiği şeyleri: Kilo aldığında yüzüne söylenenler, Kilo verdiğinde sorgulananlar "Hamile misin?" diye soranlar "Yüzüne bir şey mi yaptırdın?" diye estetik dedektifliğine soyunanlar, kaşını çattırıp "Botoks mu var?" diye analiz yapanlar. Gerçekten merak ediyorum: Türk milleti neden birini gördüğü an kilo raporuyla konuşmaya başlıyor? "Zayıflamışsın", "Kilo mu aldın?", "Yüzüne bir şey yaptırdın mı?" Sanki karşılarında bir insan değil de öncesi-sonrası fotoğrafı var. Bir kadının bedeni herkesin sohbet konusu zannediliyor.
Artık belki de şunu söylemenin zamanı geldi: Kadınlar kilo alır, kadınlar kilo verir, kadınlar değişir. Ama her haliyle vardır. Ve kimsenin bunun üzerine sohbet açmasına gerek yok. İşte bu yüzden 'Diyemedim' gibi işler çok kıymetli. Çünkü bazen bir tiyatro oyunu, yıllardır boğazımıza düğümlenen cümleleri sahnede bizim yerimize söylüyor. Bir kadın sahnede "Ben de bunu yaşadım" dediğinde, salonda yüzlerce kadın aynı anda içinden şunu geçiriyor: Ben de. Oyun, biraz terapi, biraz dayanışma, biraz da kolektif bir isyan. Bugün 8 Mart'ta bence kendimize verilecek en güzel hediyelerden biri şu olabilir: Bir araya gelip, gülüp, sinirlenip ve en sonunda diyemediklerimizi bağıra bağıra söylemek. Sevgili Derya, iyi ki yazmışsın. Çünkü bazen bir kadının sahnede anlattığı hikaye, yüzlerce kadının içinde biriken cümleleri özgür bırakıyor. Ve belki de artık hep birlikte söylemenin zamanı: Susmayacağız. Diyemediklerimizi söyleyeceğiz çünkü diyemediklerimiz bizi hasta ediyor. O yüzden belki de birbirimize yapabileceğimiz en büyük iyilik daha hassas olmak. Birinin bedeni, hayatı ya da seçimleri üzerine kolayca konuşmamak. Bazen tek gereken şey yargılamak değil, "Yanındayım" diyebilmek. Çünkü kadınlar birbirine alan açtığında, susturulmuş cümleler konuşulmaya başladığında gerçek güç ortaya çıkıyor. Bugün ve her gün biraz daha nazik, biraz daha dikkatli ve birbirimizin yanında olalım. Beraber güçlüyüz.
CAM TAVAN KURULU ŞART
Her yıl 8 Mart geldiğinde güçlü kadın mesajları veriyoruz. İlham veren konuşmalar yapıyoruz, birbirimizi alkışlıyoruz, dayanışmadan söz ediyoruz. Sonra ne oluyor? Ertesi gün herkes hayatına geri dönüyor ve o çok tanıdık gerçek yine karşımıza çıkıyor: Cam tavanlar hala orada duruyor. Glass ceiling dediğimiz o görünmez bariyer... Özellikle kurumsal hayatta çalışan kadınların çok iyi bildiği bir şey. Aynı işi yaparsınız, aynı emeği verirsiniz, hatta çoğu zaman daha fazlasını. Ama bir noktada yukarı bakarsınız ve ilerleyemediğinizi hissedersiniz. Çünkü görünmeyen bir sınır vardır. Kimse açıkça söylemez ama herkes bilir. Ben bu yıl başka bir şey diliyorum: Bu mesele yılda bir gün konuşulmasın. Bir platformu olsun. Cam tavan sendromu yaşayan kadınların bir araya geldiği, deneyimlerini paylaştığı bir alan olsun. Özellikle beyaz yakalı kadınların buna çok ihtiyacı olduğunu biliyorum. Kurumsal hayatın içinde çoğu zaman göz gözü görmüyor; herkes performans, toplantı ve hedefler arasında koşarken yaşadığı eşitsizliği dile getirecek alan bile bulamıyor. Oysa belki de tam da bu yüzden kolektif bir başkaldırıya ihtiyacımız var. Cam tavanla mücadele eden kadınların yalnız olmadığını bilmesi ve baş etme yöntemleri geliştirmek için. Çünkü bireysel mücadele bir yere kadar gidiyor; gerçek değişim kolektif hareketle geliyor. Sadece şikayet edilen değil, çözüm üreten bir alan. Cam tavanları tek tek kırmaya çalışmak yerine, hep birlikte çatlatalım.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:33
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 08 Mart 2026 07:02 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















