Fransa, İspanya ve Arnavutluk gibi birçok Avrupa ülkesinde neden sert protestolar yaşanıyor? Dış Haberler
Haberturk sayfasından alınan verilere göre, Ankara24.com bilgi veriyor.
Fransa'da kalabalık sınıflar, yetersiz öğretmen kadrosu, kalitesiz lise binaları ve çalışmayan eğitim sistemi şikayetleriyle protestolara başlayan lise öğrencilerinin eylemleri, Cumhurbaşkanı Macron ve Başbakan Lecornu hükümeti tarafından haftalardır çözülemeyince ülkenin her yerine yayılarak sokak çatışmalarına dönüştü.
Yüzyıllara dayanan bir toplumsal protesto geleneğine sahip Fransa'da lise öğrencileri, üç haftadan uzun süredir okullarda abluka ve gösteriler düzenliyor. Özellikle düşük gelirli mahallelerdeki okulların yetersiz personel ve bakımsız binalarla mücadele ettiğini belirten öğrenciler, daha fazla kaynak talep ediyor.
Taleplerine karşılık alamayan lise öğrencilerine toplumun her kesiminden katılımlar yaşanması ve polisin eylemcileri dağıtmak için uyguladıkları sert müdahaleleler, protestoların büyüklüğünü ve şiddetini artırdı.
Fransa'nın başta başkent Paris olmak üzere Lyon, Lille, Strasbourg gibi birçok kentinde araçlar ateşe verildi, sokaklar karıştı.
Fransız polisi hafta sonu boyunca, Paris'te 855, Marsilya'da 101, Lyon'da 199 ve ülkenin geri kalanında toplam 2 bin 400 kişiyi gözaltına aldı. Yetkililer binlerce iş yerinin hasar gördüğünü veya yağmalandığını belirtti.
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, protesto gösterilerinin 'radikal aşırı sol gruplardan' geldiğini ve 'protestocuların aralarına çok sayıda suçlunun da katıldığını' iddia etti.
Lise ve üniversite öğrenci örgütleri, bu hafta için dee yeni gösteri çağrılarında bulundu. Ulusal Lise Öğrencileri Koordinasyon grubu, gençleri 'sokaklara çıkmaya' davet ederek, ablukaların ve gösterilerin devam etmesine destek verdi.
'Sarı Yelekliler' de sokaklardaSosyal adaletsizliklere ve sosyal devlet anlayışının zarar görmesine karşı 2018'de ortaya çıkan 'Sarı Yelekliler' hareketi de "Macron gitmeli" sloganıyla ülke çapında gösteriler düzenleyeceklerini duyurdu.
Yaşanan şiddet olayları, Fransa'yı geçtiğimiz on yıl içinde en çok sarsan ayaklanmaların başında geliyor. Uzmanlar, protestoların yarattığı tahribatın 2018'deki 'Sarı Yelekliler' eylemleriyle kıyaslanabilecek büyüklükte olduğunu ifade etti.
Başlangıçta akaryakıt vergisi artışlarına karşı tepkiyle doğan bu hareket, Macron hükümetine karşı pek çok gösteriye sahne olmuştu. Bazı gösteriler şiddete dönüşmüş; Paris'teki çatışmalar sırasında araçlar yakılmış, dükkanlar yağmalanmış ve Zafer Takı (Arc de Triomphe) tahrip edilmişti.
Haziran 2023'te de Paris yakınlarında polisin 17 yaşındaki bir genci öldürmesi, ülke genelinde günlerce süren huzursuzluklara yol açmıştı. Göstericiler dükkanları yağmalamış ve kamu binalarını ateşe vermişti. Olaylarda binlerce kişi gözaltına alınmış, yüzlerce kişi ise yaralanmıştı.
Polis şiddeti eleştiriliyorPolis, son dönemdeki gösterilerde 'öldürücü olmadığı söylenen' el bombaları ve diğer toplumsal olaylara müdahale araçlarını kullanması nedeniyle yoğun eleştirilerin hedefi oldu.
Verilere göre Avrupa Birliği'nde polisin protestocuları bu denli ağır şekilde sakat bıraktığı başka bir ülke bulunmuyor.
Yetkililer, şiddet olaylarından 'aşırı sol radikalleri' ve fırsatçı suçluları sorumlu tutuyor. Uzmanlar ise 'aşırı solcu' olarak tabir edilen kesimin bu ölçekte şiddet yaratabilmesini mümkün görmüyor. Küçük ve dağınık yapıda olduğu bilinen bu radikallerin sayısı Fransız istihbaratına göre yaklaşık 3 bin kişi. Herhangi bir resmi çatı örgütleri de yok.
Macron, hükümetin protestoculara karşı 'tavizsiz' bir tutum sergileyeceğini belirtti. Valilerin, işletmeleri ve kamu binalarını korumak için gereken her türlü önlemi alacaklarını; buna toplanmaların yasaklanmasının da dahil olduğunu ifade etti.
Yetkililer, gerektiğinde bölgesel sokağa çıkma yasakları uygulama kararı aldı. Paris'in iki bölgesinde ve Lille kentinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
Paris'teki sokağa çıkma yasağı; ayaklanmaların yaşandığı Place de la République (Cumhuriyet Meydanı) ile yağmalara maruz kalan alışveriş bölgesi Les Halles'e girişleri ve buralarda bulunmayı yasaklıyor.
Ayrıca, saat 20.00'den itibaren toplanmalar ve gösteriler de yasaklandı.
Limoges kentinde ise çıkan bir yangın, 19. yüzyıldan kalma belediye binasını neredeyse tamamen kül etti.
Savcılara göre, söz konusu cezai vakaların çoğu; mala zarar verme, şiddet eylemi gerçekleştirmek amacıyla kurulan gruplara katılma ve polise saldırı suçlarını kapsıyor.
Ayaklanma Avrupa'nın diğer ülkelerine de sıçradıArtan yakıt maliyetleri, okulların durumundan duyulan hoşnutsuzluk, gerileyen kamu hizmetleri ve konut krizi; Avrupa'da sonbahar döneminde yaşanacak protestolar için adeta fırtınalı bir ortam hazırladı.
Fransa'nın ardından İtalya ve Arnavutluk gibi ülkelerin büyük şehirlerinde de sokaklara dökülen kalabalıklar; sistemi ve hükümetten beklentilerin gerçekleşememesini protesto etti.
İspanya ve Portekiz'de ise fahiş kira bedellerine ve konut maliyetlerine karşı düzenlenen konut krizi protestoları kapsamında kurulan çadır kampları hala aktif.
İspanya'daki Deusto Üniversitesi'nden sosyoloji profesörü María Silvestre'ye göre Avrupalı gençler "güçlü bir belirsizlik duygusu ve kontrol kaybı" yaşıyor. Belirli durumlar bir araya geldiğinde, bu hoşnutsuzluğu kanalize edip insanları sokağa dökecek bir kıvılcım aniden çakabiliyor.
Fransa'da liselilerin sokağa dökülmesi sonrası büyüyen protesto hareketi, İspanya'da 87 yaşındaki bir kiracının evinden zorla tahliye edilmesi sonrası başlayan protesto hareketi gibi.
Ekonomi gazetesi Expansión tarafından yapılan bir analize göre, İspanya'da asgari ücret 1.221 avro seviyesindeyken, 80 metrekarelik bir dairenin ortalama aylık kirası yaklaşık 1.130 avro civarında seyrediyor. Yani ortalama kira, asgari ücretin yaklaşık yüzde 90'ı. Buna rağmen Madrid'in durumu, İstanbul'dan çok daha iyi.
İspanya'da sadece konut krizi nedeniyle değil, eğitim krizi nedeniyle de protesto dalgası büyüyor.
İlköğretim ve ortaöğretim öğretmenleri, daha iyi maaş ve çalışma koşulları talebiyle geçen hafta Madrid'de süresiz grev başlattı. Benzer şekilde memnuniyetsiz öğretmenler, bu yıl İspanya'nın diğer bölgelerinde de iş bırakma eylemleri düzenlemişti.
Bu kaosun içinde iktidardaki İspanya Sosyalist Partisi erken seçim kararı aldı, ülke 29 Kasım'da seçime gidiyor.
İspanya'dakine benzer konut protestoları Portekiz'in en büyük şehirleri olan Lizbon ve Porto'da da görüldü.
On binlerce insan, Portekiz'de hızla artan yaşam maliyetlerini ve derinleşen konut krizini protesto etmek için Lizbon'un merkezinde yürüyüş düzenledi; bu durum, merkez sağ hükümet üzerindeki baskıyı daha da artırdı.
Protestocular, düşük ücretlerin konut maliyetlerine ve yükselen hayat pahalılığına yetişemediğini, bu durumun Avrupa Birliği ve NATO üyesi olan ülkede pek çok insanın geçim mücadelesi vermesine yol açtığını ifade ediyor.
Ayaklanmalar İtalya'ya da yayıldı. “Italia in Piazza” (İtalya Sokaklarda) hareketi, daha iyi istihdam, sağlık hizmetleri, eğitim, barınma imkânı ve daha yüksek ücret taleplerini dile getiren binlerce göstericiyi bir araya getirdi.
Torino ve Bologna'da, ayrıca İtalya'nın finans ve moda başkenti Milano'da şiddetli ayaklanmalar yaşandı. Milano'da maskeli göstericiler polisle çatıştı, dükkânları yağmaladı ve çeşitli mülkleri ateşe verdi. Milano polisi, iki gün süren kargaşa sırasında —çoğu reşit olmayan— 271 kişinin gözaltına alındığını ve 14 güvenlik görevlisinin yaralandığını açıkladı.
Kendilerine "17 Ekim Hareketi" adını veren yeni bir grup, İtalya genelindeki şehirlerde her cumartesi günü saat 15.00'te gösteri düzenlemek üzere 'sürekli seferberlik' başlattığını duyurdu.
Arnavutluk, belki de Fransa'dan sonra en şiddetli sokak eylemlerinin yaşandığı ülke konumunda.
Arnavutluk'un başkenti Tiran'da bir haftayı aşkın süredir devam eden hükümet karşıtı protestolar, lise ve üniversite öğrencilerinin, Sosyalist Başbakan Edi Rama'nın istifasını talep eden geniş kapsamlı "Flamingo" hareketine katılmasıyla daha da şiddetlendi.
Rama, protestocuları '"ideolojikleştirilmiş ve radikalleştirilmiş' olmakla suçlayarak kınadı.
Adını flamingoların doğal yaşam alanından alan bu hareketin temel talepleri, yolsuzluğa son verilmesi. Söz konusu bölge, Rama hükümetinin, Trump'ın damadı Jared Kushner ile bağlantılı büyük bir lüks turizm projesine izin verdiği bir alan olma özelliği taşıyor. Arnavutluk halkı, Trump'ın kızının ve damadının ülkenin doğal alanını tahrip ederek bir otel yapmasına şiddetle karşı çıkıyor.
Protestocular ayrıca sağlık hizmetleri, eğitim ve kamu emeklilik sistemlerinin güvence altına alınmasını talep ediyor.
Bir başka Balkan ülkesi Sırbistan'da ise yaklaşık iki yıldır kitlesel yolsuzluk karşıtı protestolara öncülük eden üniversite öğrencileri, ülkenin eski popülist lideri Aleksandar Vucic'in parlamento seçimleri aracılığıyla yeniden iktidara dönme girişimine meydan okuyor.
Eski otoriter lider, 25 Ekim'deki oylamanın ardından başbakan olmayı hedefliyor. Gençlerin desteklediği "Öğrenciler Listesi" (Students’ List) partisinin, Vucic'in partisiyle başa baş bir yarış içinde olduğu düşünülüyor; bu durum seçim sonucunu belirsizleştirirken, şiddet olaylarının yaşanabileceğine dair endişeleri de körüklüyor.
Fransa, İtalya ve İspanya gibi AB'nin önde gelen ekonomileri kritik seçimlere yaklaşırken şehirler birer savaş alanına dönüşmüş durumda. Almanya'da ise aşırı sağcı parti AfD, eyalet seçimlerinde ardı ardına kazanımlar elde ediyor ve genel anketlerde de ilk sırada.
Benzer bir durum başka ülkelerde de yaşanabilir. Tüm bunlar, Avrupa'nın Ukrayna'ya verdiği destekte yalnız kaldığı kritik bir dönemeçte yaşanıyor. Bir yandan Rusya, NATO ülkelerine yönelik giderek sıklaşan hibrit saldırılardan sorumlu tutulurken, diğer yandan Donald Trump'ın Vladimir Putin'e yönelik uzlaşmacı çıkışları dikkat çekiyor. Ayrıca Trump, tüm bu protesto süreçlerinden 'göçmenleri' sorumlu tutuyor.
Ancak tüm sürece bakıldığında asıl sorunun toplum ve devlet arasında var olan karşılıklı mutabakatın yara alması, devletin ve toplumun güven duygusunun zedelenmesi, devletlerin politikalarının gelir adaletsizliğini körüklemesi, geçim sıkıntısı, barınma sorunu, eğitim sorunu gibi temel problemlerin ortaya çıkması ve güven duygusunun zedelenmesi nedeniyle toplumun gelecek hayali kuramaması olduğu açık.
Hükümetlerin öncelikleri ve toplumların önceliklerinin sistematik bir şekilde uyuşmaması, Avrupa kentlerinin huzursuzluk merkezlerine dönüşmesine sebep oldu. Yaklaşan seçimlerin huzursuzluk dalgasını ne derecede dindireceği kısa süre içinde belli olacak.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:68
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 20 Ekim 2026 15:17 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















