Feminizmin yeni dili sosyal medyada akıyor
Ankara24.com, Hurriyet kaynağından alınan verilere dayanarak haber yayımlıyor.
Yakın bir geçmişe kadar feminizm; kitap sayfaları arasında dolaşan, panellerde tartışılan, akademik cümlelerin içinde yankılanan daha ‘soyut’ bir kavramdı. Günümüzde her şey gibi feminizm de dijitalleşerek kendine daha somut bir alan açtı. Elbette bu dönüşüm kendi başına değil, genç kadınların sosyal mecralarda yaşam deneyimlerinden yola çıkarak feminist ve entelektüel içerikler üretmesiyle başladı. Artık kavram bir reels videosu kadar kısa ama bazen yıllardır içimize çöken bir hissi tarif edecek kadar güçlü bir yankı yaratabiliyor.
Kadınlara göre mesele sadece anlatmak değil, aynı zamanda anlaşılmak. Bir ilişkide yaşanan eşitsizliği, işyerindeki görünmez emeği, sokakta hissedilen tedirginliği... Hepsini gündelik hayatın içinden sade ama çarpıcı bir dille yeniden kuruyorlar. Ve en önemlisi, yıllarca ‘normal’ diye kabul edilen pek çok davranışı sorgulamaya açıyorlar. Bu içeriklerin en büyük gücü, yarattığı tanıdıklık hissi. İzleyen kadın çoğu zaman ‘Ben de bunu yaşıyorum’ diye düşünüyor. İşte tam da bu noktada bireysel deneyim kolektif bir dile dönüşüyor. Feminizm soyut bir ideoloji olmaktan çıkıp hayatın içinden bir farkındalığa evriliyor.
Hikâyelerini anlatıyorlar
Elbette bu yeni anlatı kendi içinde tartışmaları da beraberinde getiriyor; yüzeyselleşme riski, algoritma engeline takılma, hızlı tüketim kültürüne eklemlenme, bazı kavramların içinin boşalması gibi... Ancak buna rağmen göz ardı edilemeyecek bir gerçek var: Bu içerikler sayesinde feminizm daha çeşitli kitlelere ulaşıyor. Belki de bu yüzden sosyal medya feminizm için sadece bir mecra değil; bir eşik. Kadınların hikâyelerini anlatabildiği, yalnız olmadığını fark ettiği bir alan.
Feminist içerikler üreten genç kadınların sayısı Türkiye’de her geçen gün artıyor. Instagram’da, YouTube’da ve podcast’lerde farklı konuları gündeme taşıyorlar. Aslında yaptıkları şey feminist mücadelenin sınırlarını fiziksel alanların ötesine taşıyarak onu daha görünür ve kapsayıcı hale getirmek. Bu yazıda radarıma takılan 8 hesaptan bahsedeceğim ama aslında çok daha fazlası olduğunu da söylemeliyim.
En bilinen hesaplardan biri Aylak Damla. Instagram’da ve YouTube kanalında gündeme dair konuları feminist teoriyle çözümleyerek sunuyor. Bir diğeri ‘Cinsiyet Belası’ hesabıyla Eyşan Sarpaş: İçeriklerinde ‘normal’ diye öğretilenleri sorguladığı bir video serisi yürütüyor. Videolarından birinde ‘Mağdurun beyanı esastır’ ilkesinin nasıl çarpıtılarak ‘Kadının beyanı esastır’ şeklinde sunulduğunu herkesin anlayabileceği dille anlatıyor. Bu ilkenin erkekler dahil, tüm mağdurları kapsadığını vurguluyor.
Feminist içerik üreticileri ortak zeminde üretseler de anlatı biçimleri farklı. Bu da dijital alanda yükselen feminizmin çeşitliliğini arttırıyor. Örneğin Suzan Yönlüer aynı adlı Instagram hesabında mizahi dille kadınların edindiği yaşam haklarının dünden bugüne karşılaştırmasını skeç tadında anlatıyor. Nagehan Haliloğlu’ysa ‘Kraliyet Magazini’ adlı hesabında tarihteki kadın hikâyelerini sosyolojik perspektifle aktarıyor. Akademik metinlerin sınırlarından çıkıp hayatın içine karışan bu yeni anlatıyı şekillendiren diğer isimler; Sena Özden Alan (@senaln), Zahide (@zasiven), Elif Alpar (@eelifaalpar) ve Destina Çavdar Alçı (@destinacavdarr).
Özetle feminizmin dijital dönüşümü daha fazla kadının kendini ifade etmesine alan açıyor. Feminizm belirli çevrelerin değil, daha geniş kitlelerin ortak dili haline geliyor.
Yazıyı, Aylak Damla’nın Feminist Çerçeve’ye verdiği röportajındaki sözleriyle bitirelim: “Kolektif anlamda dijitalleşmenin henüz başındayız. Ama ne olursa olsun, bireysel olarak feministlerin dijitalde giderek daha kalabalık şekilde seslerini yükselttiği bir dönemdeyiz. Artık sadece ‘hashtag’ kampanyalarından bahsetmiyoruz; aynı zamanda feminist düşünceyi video ve podcast’lerle yaymak, feminist bir dijital alan yaratmak önemli hale geldi. Özellikle kadın ve LGBTİQ+ düşmanlığının dijitalde yeni kanallar bulduğu böyle bir dönemde. Dijital alan hâlâ kırılgan, geçici ve filtreli bir zemin. Sokakta kurulan mücadele bağları kadar dayanıklı değil. Ama bu onun değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, dijital alanları; sokağın sürekliliğini kurduğumuz, fikirleri dolaşıma soktuğumuz, birbirimizi bulduğumuz ve görünür olduğumuz mecralar olarak düşünmeliyiz.”
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:68
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 22 Mart 2026 08:06 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















