Faiz indirimi jeopolitik riske takıldı
Ankara24.com, Sabah kaynağından alınan verilere dayanarak duyuru yapıyor.
İki hafta öncesine kadar ABD–İsrail– İran üçgeninde barışın sağlanacağına dair umutlar hayli artmıştı. Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, küresel ekonomiye derin bir nefes aldırmıştı. Ancak çatışmalar yeniden alevlendi. Belirsizlik bulutları bir kez daha küresel ekonominin görüş mesafesini daraltmaya başladı. Petrolün varil fiyatı, iki aylık aranın ardından yeniden 100 doları gördü.
Merkez Bankası, bu haftaki kritik toplantısını jeopolitik koşulların böylesine muğlak olduğu bir ortamda gerçekleştirdi. Barış sağlanmış olsaydı, para politikasını gevşetmeye yönelik bazı adımlar atılabilirdi. Bu kapsamda, bir hafta vadeli repo ihaleleri yeniden başlatılarak yüzde 40 düzeyindeki fiili fonlama maliyeti, yüzde 37 olan politika faizi seviyesine indirilebilirdi. Ancak artan jeopolitik riskler bu ihtimali ortadan kaldırdı. Merkez Bankası para politikasında herhangi bir değişikliğe gitmedi.
Enflasyon riskinin yeniden artmış olması, bu kararda etkili oldu. Savaşın ilk aşaması, korkulduğu kadar enflasyon baskısı oluşturmamıştı. Petrol arzının kesilmesine ve fiyatların yükselmesine rağmen savaşın enflasyonist etkileri sınırlı kalmıştı.
SAVAŞIN İKİNCİ FAZININ OLASI ETKİLERİ
IMF'nin geçtiğimiz günler paylaştığı analizde de altı çizildiği üzere, bu etkiyi sınırlayan birkaç farklı unsur var. Birincisi, savaş öncesinde küresel ölçekte günlük iki milyon varillik petrol arz fazlası bulunuyordu. Dolayısıyla ekonomiler bir anda petrol kıtlığıyla karşı karşıya kalmadı. Bunun yanı sıra ülkeler, günlük 4.1 milyon varile ulaşan stratejik petrol rezervlerini devreye aldı. Enflasyonist etkiyi sınırlayan bir diğer unsur ise birçok ülkenin petrol talebini azaltması oldu. Mart-mayıs döneminde ülkeler, yılın ilk iki ayına kıyasla günlük petrol taleplerini 5,8 milyon varil azalttı. Alternatif enerji kaynaklarının kullanımına daha fazla ağırlık verildi.
Savaşın uzaması durumunda, söz konusu unsurlar etkilerini büyük ölçüde yitirebilir. Petroldeki arz fazlası ortadan kalktı, stratejik rezervlerin önemli bölümü kullanıldı; alternatif kaynakların piyasayı uzun süre dengelemesi de zor görünüyor. Dolayısıyla savaş uzadıkça enflasyonist etkiler kendini bundan sonra daha fazla hissettirecektir.
Maalesef Rusya-Ukrayna cephesinden de olumsuz haberler geliyor. Son günlerde hem Rusya hem de Ukrayna, birbirlerinin tahıl ihracatını zorlaştıran saldırılarını artırmış durumda. Tarımsal ticaret tesisleri ile limanların tam kapasiteyle faaliyet gösterememesi sonucunda küresel buğday fiyatları son iki yılın en yüksek seviyesine çıktı. El Niño nedeniyle küresel sıcaklıklarda yaşanan aşırı artışlar da tarımsal verimliliği olumsuz etkilemeye başladı.
REEL SEKTÖRÜN FİNANSMAN ZORLUKLARI
Tüm bu gelişmeler, para politikasında olası bir gevşeme adımının ertelenmesine yol açtı. Ancak enflasyonla mücadele açısından makul olan bu gerekçeler, reel ekonominin finansman koşullarında iyileşmeye ihtiyaç duyduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Ticari kredi faiz oranları yüzde 50'nin üzerinde seyrediyor. İSO'nun bu hafta açıkladığı "Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu" listesinde yer alan şirketlerin finansman giderlerinin faaliyet kârına oranının yüzde 86,7'ye kadar yükseldiğini görüyoruz. Oysa bu oran, 2015-2024 döneminde ortalama yüzde 47,3 seviyesindeydi. Sıcak para girişlerinin TL'de reel değerlenmeye yol açması da ihracat kanalı üzerinden ekonomiyi zorlayan bir başka unsur olarak karşımıza çıkıyor. Hâliyle bu koşullar altında birçok sektörde üretim yavaşlıyor veya yerinde sayıyor.
Koşullar olgunlaşıp faiz indirimleri ilerleyen aylarda başlasa bile, önümüzdeki 1-1,5 yılda finansman maliyetlerinin reel sektörün yatırım iştahını artıracak seviyelere inmesi kolay olmayacaktır. Tabii ki belli bir rahatlama yaşanabilir. Ancak dezenflasyon hızıyla uyumlu biçimde gerçekleşecek kademeli faiz indirimleri, finansmana erişimi hemen 2023 seviyelerine taşıyamaz.
ALTERNATİF MALİ DESTEKLER
Para politikasının hareket alanının daraldığı bir noktada alternatif politikalar kıymetli hâle geliyor. Üretim kesimini bu dönemde maliye politikası araçlarıyla desteklemek daha etkili sonuçlar doğurabilir. Bu kapsamda reeskont kredileri ile Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) programının limitleri artırıldı, üretici ihracatçılar için kurumlar vergisi oranı yüzde 12.5'e indirildi ve istihdam teşviklerinin süresi uzatıldı. Mevcut konjonktürde bu tür desteklerin reel ekonomiyi canlandırma ihtimali daha yüksek görünüyor. Üretimi teşvik eden bu politikaların enflasyonist etkilerinin sınırlı kalması, hatta dezenflasyon sürecine katkı sağlayabilecek unsurlar içermesi de önemli bir avantaj oluşturuyor. Ekonomik gidişata bağlı olarak bu tür politikaların kapsamının genişletilmesi veya uygulama sürelerinin uzatılması gündeme gelebilir.
Deprem harcamalarının bütçe üzerindeki yükünün azalması, kamu maliyesinde hareket alanını genişletiyor. Bu alan önümüzdeki aylarda ekonomiyi rahatlatmak için daha fazla kullanılabilir.
Para politikası tarafında ise reel efektif döviz kurunun (REK) ulaştığı seviyelere dikkat edilmesi gerekiyor. REK, 100'ün üzerine çıktı. Yani TL, enflasyon farkları dikkate alındığından ticaret partnerlerimizin para birimlerine kıyasla değerlenmiş durumda. Merkez Bankası döviz kuru üzerinde herhangi bir hedefleme yapmadığını belirtse de REK'in 90-100 aralığının üzerine çıkmamasını öncelemek, ihracat performansı açısından oldukça kritik önem taşıyor.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:122
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 26 Temmuz 2026 07:02 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















