Eksik bütünden daha fazla hissedilir: Mümkünlerin kıyısındayken keşkelerin gölgesinde kalmak
Halktv sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuruda bulunuyor.
Uzun zamandır röportajlarım ve eğitim yazılarım arasında kendime gerçekten bir alan açamamıştım ve nitelikli okumalar yapamamıştım.
Bu hafta nihayet kendime böyle bir zaman yarattım ve Martin Heidegger’in enfes eseri “Varlık ve Zaman” kitabını bir kez daha okudum.
Heidegger, kitabında “noksanlık” hâlini “henüz birleşmemiş parçaların bekleyişi” olarak tarif ediyor.
Bu tarif, felsefi bir açıklamadan öte, günümüz insanının ruh hâlinin en sade özeti gibi geliyor bana.Çünkü bugün herkes, tamamlanmak üzere köşeye bırakılmış bir puzzle gibi; hayatının veya duygularının bir şekilde tamamlanmasını bekliyor.
Bu bekleyiş sırasında puzzle’ın tamamlanan parçaları ne kadar çok olsa da bütünü görmeye engel olduğu için eksik parçalar çok daha fazla göze batıyor ve eksik olan her şey yaşamı tamamlanandan daha fazla etkiliyor.
Çünkü tamamlanan şey yerini bulur ve kapanır ama eksik olan kapanmaz, bekler ve o bekleyiş zamanla sistematik bir şekilde artan huzursuzluğa, iç sıkıntısına ve yerli yersiz iç çekişlere neden olur.
YARIM KALMIŞ HAYALLERKeşke’lerin altında ezilmek
Oğuz Atay, Tutunamayanlar’da :
“Yatağımın karşısında bir pencere var.
Odanın duvarları bomboş…
Nasıl yaşadım on yıl bu evde?
Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden?
Ben ne yaptım?
Kimse de uyarmadı beni.
İşte sonunda anlamsız biri oldum.
İşte sonum geldi.
Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım;
Kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.” diye pişmanlığını dillendirir.
Bu sözler, zamanında yapılmayan veya tamamlanmayan hayallerin insanda bıraktığı pişmanlığı gözler önüne seriyor.
Acaba kötü bir resim assaydı, “Keşke hiç asmasaydım” der miydi? Sanmıyorum.
Kötü de olsa yaşamak ve yapmak, yapmamaktan, yaşamamaktan daha katlanılabilir bir şey gibi geliyor.
Çünkü yapılan her eylemde doğru ya da yanlış sınırlar bellidir.
O sınırların doğrunun da yanlışın da nerede başlayıp nerede biteceği bellidir.
Ama yapılmayan hiçbir şeyin sınırı da yoktur.
Bu durum zihinde büyür, genişler, sürekli çoğalır.
İnsan en çok yanlış seçimlerden değil, ertelenmiş olanlardan yorgun düşer.
Yanlış yapılmış bir şey zamanla anlamını yitirir.
Ama hiç yapılmamış olan, sürekli “ya olsaydı” sorusuyla varlığını sürdürür.
Ve bu soru aslında bir cevap aramaz; sadece kendini tekrar eder.
Tamamlanmamış her şey, özellikle hayaller, geçmişte kalmaz, şimdiyi ve geleceği etkiler.
İhtimaller sürekli kendini tekrar eder.
Böylece eksiklik kendini yeniden üretir.
Yapılmayan şeyler, yeni yapılmayacak şeylerin gerekçesine dönüşür.
“Gel seninle bir kez daha ağlayalım.
Yaşanmışlara, yaşanmamışlara,
bir de hiç yaşanmayacaklara.”
Oğuz Atay
Eksiklik, en yoğun hâlini aşkta gösterir.
Ama çoğu zaman bu, yaşanmış bir ilişkinin bitişiyle ilgili değildir;
asıl etkili olan, hiç başlayamamış olanıdır.
Yaşanmış bir ilişki hatıraya dönüşebilir…
İyi ya da kötü yaşanır, biter
ve o artık bir anı olarak kalır…
Ama hiç başlamamış olan…
Söylenmemiş sözler…
Yaşanmamış anlar…
Bir yığın ihtimal…
İşte tüm bunlar, durmadan zihinde tamamlanmaya çalışılır…
Zihin bununla meşgul oldukça,
aynen yaranın sürekli kaşınması,
tatlı gelen kaşıntıdan sonra sürekli kanaması gibi,
zihin de sürekli ihtimalleri üretir durur.
Ve bu noktada artık sevilen,
bir kişi değil,
o kişiyle mümkün olabilecek tüm ihtimallerdir.
Ve olabilecek tüm ihtimallerin ağırlığının
kalpte ve zihinde bıraktığı hasarı düşünebiliyor musunuz?
Zamanla eksiklik hissi, sadece hayallerde veya duygularda kalmaz; insanın bütün yaşam alanına yayılır.
Bir yere ait hissedememek…
Bir zamana uyum sağlayamamak…
Ben bu yerin ve bu zamanın adamı değilim demek… Bunlar, kişinin içinde kapanmayan bir eksikliğin dışa vurumudur.
İnsan, kendi içinde bir bütünlüğe ulaşamadığı sürece, bulunduğu yer ile kendisi arasında sürekli bir uyumsuzluk hisseder. Bu eksiklik, dış dünyadan kaynaklanmaz; kişinin kendi içindeki tamamlanmamışlık, ertelediği hayaller ve yaşanmamış ihtimallerle beslenir. Eksiklik sadece yönsüzlük hâli değildir; aynı zamanda bir yük, ruhsal ağırlıktır. İnsan neyin eksik olduğunu hisseder ama çoğu zaman neyin tamamlayacağını bilmez. Bu belirsizlik, kişinin hem ruhunda hem zihninde sürekli bir gerilim yaratır. Geçmişte yapılmayan veya tamamlanmayan şeylerin zihinde çoğalmasıyla eksiklik artar. Bu yüzden insan, aynı hatayı yapmaktan değil, aynı eksikliği yeniden yaşamaktan çekinir ve çoğu zaman yeni başlangıçların önünü kapatır. Eksik parçalar ne kadar küçük görünse de, bütünü tamamlamadığı için sürekli zihinde ve kalpte büyür.
NE GÖZÜMÜ ALABİLDİM, NE GÖZE ALABİLDİM
Can Dündar’ın “Yârim Haziran” kitabında geçen “Ne gözümü alabildim, ne göze alabildim” satırları beni hep etkilemiştir.
Hepimiz gözümüzü alamadığımız şeyler için bedelleri göze almalıyız. Çünkü
noksanlığımızın en büyük sebebi şairin dediği gibi: “TÜM MÜMKÜNLERİN KIYISINDAYKEN” cesur olmayı seçmemek…
Hayallerimizi gerçekleştirmek için adım atmamak, sınırları zorlamamak, fırsatları ertelemek…
Hayatta tamamlayabilmenin, keşkelerle yaşamamanın tek yolu gözümüzü alamadığımız her şey için bedeller ödemeyi göze almaktır.
İşte eksikliğimiz, noksanlığımız ve ertelediklerimizle yüzleşmenin ve baş etmenin tek yolu budur. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin…
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:97
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 05 Nisan 2026 05:19 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















