Eğitim hikayelerinin gücü ve duygusal dayanıklılık
Halktv sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuru yapıyor.
"Yaşadığın şey, sandığın anlamına gelmez. Ve bazen bir çocuğun hayatında değişim, tam da bu farkındalıkla başlar."
Antalya Akant Koleji Müdürü eğitimci yazar Ceren Yılmaz Küpeli ile eğitim üzerine söyleştik.
Antalya Akant Koleji Müdürü eğitimci yazar Ceren Yılmaz Küpeli“ANLAMINA GELMEZ” SERİSİ ÜZERİNE
EĞİTİM YOLCULUĞUNDA; SOSYAL DUYARLILIĞI VE ÖZSAYGISI YÜKSEK BİREYLER YETİŞTİRMEDE HİKÂYELERİN GÜCÜ NEDİR?
Eğitimde çoğu zaman “nasihat” diline başvururuz. Kendi çocukluğumuzdan, kendi deneyimlerimizden örnekler verir; doğruyu anlatmanın yeterli olacağını düşünürüz. Oysa çocuklar için bilgi, dışarıdan aktarılan bir öğüt değil; iç dünyalarında karşılık bulan bir deneyimdir.
Bir çocuk, bir hikâyenin içinde kendini gördüğü an değişim başlar. Artık o, dinleyen değil; yaşayan, hisseden, düşünen bir özneye dönüşür. Karakterin yaşadığı kırgınlık, onun kalbinde yankılanır. Karakterin çözümü, onun zihninde yeni bir kapı aralar.
Hikâyelerin gücü tam da burada saklıdır: Çocuğu pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp, duygusal bir yolculuğun aktif kahramanı haline getirir. Bu sayede empati gelişir, sosyal duyarlılık güçlenir ve özsaygı içsel bir temele oturur. Çünkü çocuk, doğruyu “duyduğu” için değil, “hissettiği” için benimser.
SAĞLIKLI BİR TOPLUMUN GELİŞMESİ İÇİN KÜÇÜK YAŞTAKİ BİREYLERİN ALMASI GEREKEN EĞİTİMLERDE “ANLAMINA GELMEZ” SERİSİNİN YERİ NEDİR?
Sağlıklı bir toplum, kendini anlayabilen bireylerden oluşur. Kendini anlayan birey ise önce iç sesini dönüştürmeyi öğrenir.
“Anlamına Gelmez” serisini kaleme alırken temel amacım, çocukların zihinlerinde hızla kurulan olumsuz genellemeleri fark etmelerini sağlamak oldu. Günlük hayatta karşılaşılan küçük olaylar, çocukların dünyasında büyük anlamlara dönüşebiliyor. Bir arkadaşının oyununa alınmamak, “kimse beni sevmiyor” sonucuna varabiliyor. Bir uyarı, “başarısızım” etiketine dönüşebiliyor.
Bu seri, tam da bu noktada devreye giriyor. Hikâyeler aracılığıyla çocuklara şunu gösteriyorum: Olay ile yüklenen anlam aynı şey değildir. Olayı değiştiremeyebiliriz; ama ona verdiğimiz anlamı yeniden çerçeveleyebiliriz.
Toplumsal huzurun temeli empatiyse, empati de düşünce esnekliğinden doğar. Bu kitaplarda çocukların karşılaştığı “çıkmaz sokakları”, birer düşünce yol haritasına dönüştürmeye çalıştım. Amaç, onları hayata karşı daha dirençli ve esnek bir bakış açısıyla donatmak.
“ANLAMINA GELMEZ” SERİSİ HAKKINDA DAHA DETAYLI BİLGİ VERİR MİSİNİZ?
Bu seri, çocukların sıkça düştüğü “ya hep ya hiç” tuzağını esnetmek için tasarlandı.
Çocuk zihni genellemeye çok açıktır. Tek bir hata, “hep başarısızım” düşüncesine dönüşebilir. Kardeşe gösterilen ilgi, “artık sevilmiyorum” algısını tetikleyebilir. Küçük bir olay, büyük bir çaresizlik bulutu yaratabilir.
Seride yer alan 10 hikâyede; okulda, evde ve arkadaşlık ilişkilerinde yaşanan bu kritik anları yeniden ele aldım. Her hikâye, bir düşünce zincirini görünür kılıyor ve ardından o zinciri nazikçe kırıyor.
Çocuklar karakterlerle özdeşleşerek şunu keşfediyor: Bir hata son değildir. Bir uyarı reddedilmek değildir. Bir başarısızlık kimlik değildir.
Asıl hedef, duygusal dayanıklılığı erken yaşta inşa etmek. Çünkü esnek düşünce, hayat boyu sürecek bir iç güvencedir.
ÇOCUKLARIN DUYGU DÜNYASINDA NE YÖNDE BİR DEĞİŞİM HEDEFLİYORSUNUZ?
En temel hedefim, çocuğun iç sesini daha şefkatli bir tona kavuşturmak.
Hayatın değişmez gerçeği şu: Olayları her zaman kontrol edemeyiz. Ama o olaylara yüklediğimiz anlamı dönüştürebiliriz.
Bir çocuk “Hata yaptım, demek ki başarısızım” dediğinde, aslında bir olaydan çok daha büyük bir kimlik yargısı kurar. Bu sıkışmışlığı görüyorum. Ve hikâyelerde onlara şunu fısıldıyorum:
Bir hata yapmış olman başarısız olduğun anlamına gelmez.
Bir uyarı almış olman sevilmediğin anlamına gelmez.
Bir dışlanma anı, değersiz olduğun anlamına gelmez.
Bu etiketleri söküp atabildikleri ölçüde, özgürleşirler. Kendilerine güvenleri korunur. Hayal kırıklıkları yıkıcı değil, öğretici deneyimlere dönüşür.
Umut, burada başlar.
TEKNOLOJİ KULLANIMI VE BAĞIMLILIK RİSKİ HAKKINDA NELER DÜŞÜNÜYORSUNUZ?
Günümüzde teknolojinin kendisi değil, kontrolsüz ve bağımlılık düzeyindeki kullanımı asıl sorundur. Dikkat sürelerinin kısalmasından aile içi iletişimin zayıflamasına kadar pek çok alanda bunun etkisini görüyoruz.
Özellikle algoritmalarla tasarlanan sosyal medya platformlarının çocuklar üzerindeki etkisi ciddi bir denetim gerektiriyor. Bu noktada, Avustralya’da uygulanan 16 yaş altına yönelik sosyal medya kısıtlaması önemli bir örnek olarak değerlendirilebilir.
Çocuklara teknoloji sunarken sınırlar çizmek zorundayız. Sınır koymak, özgürlüğü kısıtlamak değil; gelişimi korumaktır.
Sınırın olmadığı bir dijital alan, kısa vadede mutluluk gibi görünse de uzun vadede bağımlılık ve kriz süreçlerini beraberinde getirebilir. Bu nedenle dijital dünyada yaklaşımımız “sınırsız özgürlük” değil, “denetimli gelişim” olmalıdır.
Çünkü gerçek özgürlük, özdenetimle başlar.
Son olarak…
“Anlamına Gelmez” serisi, çocuklara büyük sözler söylemiyor. Onlara küçük ama güçlü bir cümle bırakıyor:
Yaşadığın şey, sandığın anlamına gelmez.
Ve bazen bir çocuğun hayatında değişim, tam da bu farkındalıkla başlar.
Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:113
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 28 Mart 2026 05:01 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar


















