Ankara24.com
close
up
Menu

Arsenal Premier Lig’e galibiyetle başladı Sözcü Gazetesi

Meksika da 5 Gün Okyanusta Sürüklenen Balıkçılar Kurtarıldı

Nehirde boğulma tehlikesi geçiren kardeşlerden Mehmet’in cansız bedeni bulundu

1. Lig ekibinin hocasından ilginç yorum: Süper Lig daha kolaydı

Transfer açıklandı! Beşiktaş maçı öncesi forvete takviye

Galatasaray ın yıldızlarından galibiyet yorumu

Faruk Aksoy İle Ana Haber Bülteni 21 Ağustos 2026

AYDIN 1. AİLE MAHKEMESİ

Galatasaray da Lesley Ugochukwu ilk maçına çıktı!

Banyo havluları ne sıklıkta değiştirilmeli?

Antalyaspor transfer yasağını kaldırdı, 5 futbolcuyla sözleşme imzaladı Fanatik Gazetesi Futbol Haberleri Spor

Türkiye yle birlikte 10 ülkeden orta tepki: İsrail in Suriye saldırısı infial uyandırdı

Kuytul suç örgütünün kirli para çarkı deşifre oldu! Fırat Avcı’dan dikkat çeken açıklamalar

Karacabey Kunduracı Saraç ve Benzerleri Esnaf Oda Başkanlığına Şükrü Yalnız seçildi Bursa Haberleri Habertürk Yerel Haberler

Kayseri de yabancı uyruklu kadın evinde ölü bulundu

Tersine göçün altından gizli plan çıktı: Belki de aile faciası olacak!

Dünya Kupası finalinde rakip futbolculara saldıran Paredes e tarihi ceza

Bilecik teki yangının elektrik teline çarpan kuştan çıktığı belirlendi Bilecik Haberleri Habertürk Yerel Haberler

Kavganın ardından evine gitti, tüfekle geri döndü! Sokakta dehşet saçtı Sözcü Gazetesi

Espanyol 1 2 Real Madrid (LaLiga) Arda Güler...

Doç. Dr. Derviş Zaim: Bağımsız kimdir, hangimiz bağımsızız, hangimiz merkezdeyiz?

Doç. Dr. Derviş Zaim: Bağımsız kimdir, hangimiz bağımsızız, hangimiz merkezdeyiz?

Ankara24.com, Haberturk kaynağından alınan verilere dayanarak bilgi yayımlıyor.

20'nci yüzyılın başlarında, Thomas Edison'un katı Motion Picture Patents Company tekelinden kaçarak Doğu Yakası'ndan, California'nın uçsuz bucaksız topraklarına sığınan bağımsız yapımcılar, sinema tarihinin akışını değiştirdi. Mütevazı bütçelerle ve imkânsızlıklar içinde çekilen filmlerin büyük ilgi görmesiyle zenginleşen bu vizyoner sinemacılar; zamanla o bağımsız ruhu, son derece ironik bir şekilde, yeni birer eğlence imparatorluğuna yani devasa Hollywood stüdyolarına dönüştürdü.

Temsili fotoğraf POLİTİKAYLA SİYASETİN KUSURSUZ İTTİFAKI

II. Dünya Savaşı sonrasında Amerika Birleşik Devletleri'nin küresel ölçekteki askeri ve politik gücünün propagandası niteliğindeki devlet teşviğiyle çekilen filmler, Hollywood'u adeta bir darphaneye çevirerek endüstrinin servetine servet kattı. Politika ile sermayenin bu kusursuz ittifakı, stüdyolar sistemini yalnızca zenginleştirmekle kalmayıp; onu sınırları aşarak tüm dünyayı etkisi altına alan devasa bir kültür ve sinema mekanizması haline getirdi.

BAĞIMSIZ SİNEMA NEDİR?

Stüdyo sistemlerinin, büyük sermayenin ve sansür mekanizmalarının dışına çıkararak sanatçının özgür iradesiyle, mütevazı öz sermayeyle şekillenen bir sinema hareketidir.

Türkiye’de bağımsız sinemanın temelleri, Metin Erksan'ın 1965'te kendi evindeki mobilyaları satarak çektiği 'Sevmek Zamanı' ile atıldı. Erksan'ın bu çıkışı, 1990'larda Derviş Zaim, Zeki Demirkubuz ve Nuri Bilge Ceylan gibi yönetmenlerin özgün filmleriyle yeniden canlanıp büyük bir ivme kazandı.

'Sevmek Zamanı'nda başrolleri Müşfik Kenter, Sema Özcan ve Süleyman Tekcan paylaştı.

Türkiye'de ve yurt dışında birçok ödüle lâyık görülen Derviş Zaim, Zeki Demirkubuz ve Nuri Bilge Ceylan; taşranın yalnızlığına, varoluşsal sancılara ve insan psikolojisinin derinliklerine odaklanan minimalist dilleriyle Türk sinemasını uluslararası platformlarda zirveye taşıdı.

BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ VAR OLMA MÜCADELESİNE DÖNÜŞTÜ

Pandemi öncesindeki altın çağında dâhi toplam sinema izleyicisinin yalnızca yüzde 5'lik kesimine ulaşabilen bağımsız filmler, günümüzde salonların boş kalmasıyla birlikte çok daha derin bir varoluş ve ekonomik krizle karşı karşıya bulunuyor. Dijital platformların yükselişi ve değişen izleme alışkanlıkları, bu daracık gişe payını daha da eriterek bağımsız yapımların sinema salonlarındaki var olma mücadelesini çıkmaza soktu.

Flashbellek (2023) ORTAYA KRİTİK SORULAR ÇIKIYOR

Günümüzde Türk sineması, izleyici sayısının ve gişe gelirlerinin tarihin en düşük seviyelerine gerilemesiyle derin bir ekonomik darboğazdan geçiyor. Artan ekipman maliyetleri ve yüksek oyuncu kâşeleri artık yalnızca ana akım yapımcıları değil, sinemanın derinliğini temsil eden bağımsız üreticileri de çaresiz bırakırken ortaya kritik sorular çıkıyor. Kısıtlı imkânlarla yola çıkan bu bağımsız sinemacılar önümüzdeki süreçte nasıl film üretecektir? Daha da önemlisi; Türk sinemasının estetik zenginliğini besleyen, uluslararası festivallerde bayrağımızı dalgalandıran ve sinemamızı evrensel bir boyuta taşıyan bağımsız yapımların tamamen ortadan kalkması, kültürel hafızamızda ve geleceğimizde onarılamaz hangi boşlukları bırakacaktır?

KENDİLERİNE ALAN AÇMAYA ÇALIŞIYORLAR

Son yıllarda genç yönetmenler; dijitalleşmenin sunduğu imkânlar ve İstanbul Film Station gibi dayanışma ve üretim inisiyatifleri aracılığıyla sisteme bağımlı kalmadan kendi alanlarını açmaya çalışıyor.

Tüm bu meseleleri, gösterime girmesinin 30'uncu yılını kutlayan kült yapım 'Tabutta Rövaşata'nın yapımcısı, senaristi ve yönetmeni Derviş Zaim'i Habertürk Stüdyo’da konuk ederek masaya yatırdık; bağımsız sinemanın bugünkü durumunu ve geleceğini konuştuk. Söyleşi sırasında Zaim, bağımsız sinemanın sınırlarına ve doğasına dair ezber bozacak, uzun süre tartışılacak oldukça dikkat çekici bir çıkışa imza attı.

Bağımsız sinema başlığı altında Türkiye'de sinemanın bugünün ve geleceğini konuşurken Derviş Zaim, bir başka dikkat çekici söylemde daha bulundu. O da film çekimleri için bazı mafyavari kişilerin haraç talep etmesi.

"HANGİMİZ BAĞIMSIZIZ HANGİMİZ MERKEZDEYİZ"

♦ 'Tabutta Rövaşata', bağımsız sinemanın yükselmesinin ilk adımlarından biri olarak kabul ediliyor. Bağımsız sinemanın ondan sonraki gelişmesi ne yönde oldu?

Bu filmi yaparken İngiltere'de master yapıyordum. Hollywood'da Francis Ford Coppola ile birlikte de çalışmış bir uygulayıcı yapımcı hafta sonu kurs verecekti. Bize bağımsız sinemayı ya da gerilla tarzında, düşük bütçelerle film yapmayı gösterecekti. Burs parasını o kursa yatırdım. Adam enteresan şeyler anlattı; fakat anlattığı şeylerin çoğu, endüstrinin gelişmiş olduğu ülkelerde onların yanında ve dışında nasıl film yapılır kısmıydı. Fakat orada gördüğüm insanlar, İngiliz izleyicilerin heyecanı açık söyleyeyim beni tetikledi. Bu kadar film yapmanın zor olduğu, kimsenin gözüne bakılmadığı yerde bile bu insanlar film yapmak için bazı şeyleri göze alabiliyorlarsa bunu İstanbul'da daha kolay yapabileceğimi düşündüm. Çünkü bizim insanımız daha insaniyetlidir, halden daha iyi anlar diye düşündüm. O sıralarda Türk sinemasının durumu kötüydü; izleyicinin ve sinematik desteğin olmadığı bir yerdi. Dolayısıyla benim tek şansım kendi göbeğimi gerilla tarzında kesmemdi. Ama bu gerilla tarzı Londra'da bana kursta söylenen ya da kitaplarda okuyacağımız gerilla tarzı değil, Türk tarzı bir gerilla tarzıydı; bunu keşfetmem gerekiyordu. Bunu da 'Tabutta Rövaşata' ile yapmaya gayret ettik. Yaparak, deneyerek, yanılarak öğrendik. Bağımsız sinema terimi problemlidir ya da tenzilatlı, dikkatli kullanılması gereken bir terimdir. Çünkü o sıralarda biz birinci ya da ikinci filmimizi yaptıktan sonra ben, Nuri Bilge Ceylan ya da Zeki Demirkubuz; çok değerli rahmetli Atıf Yılmaz ile hemen hemen aynı kaynaklardan yararlanarak film yapmaya başlamıştık. Atıf Bey de Kültür Bakanlığı'ndan destek alıyordu, Eurimages'e başvuruyordu, sponsor buluyordu. Bu saydığım isimler de merkezde olan Ömer Kavur, Yavuz Turgul gibi isimler de aynı havuzlardan beslenerek iş yapıyordu. Dolayısıyla burada "Bağımsız kimdir, hangimiz bağımsızız, hangimiz merkezdeyiz?" sorularının sorulma zamanı gelecektir; çok net bir cevap verilemez.

'Tabutta Rövaşata'da başrolleri Ahmet Uğurlu ile Tuncel Kurtiz paylaştı.

"ANNEM EMEKLİ İKRAMİYESİNİ VERMİŞTİ"

♦ Metin Erksan Sevmek Zamanı'nı çekebilmek için evindeki mobilyaları satmıştı. Sizin böyle bir hikâyeniz var mı?

Vallahi rahmetli annem, emekli ikramiyesinin bir kısmını 'Tabutta Rövaşata'yı çekebilmem için bana vermişti. Onunla bir ses kayıt cihazı ve 60 kutu negatif aldık.

"BAĞLAMA GÖRE YENİDEN TANIMLANMALI"

♦ Peki bağımsız sinemayı nasıl tanımlamamız gerekiyor?

Göreli ve bağlamsal bir kavram. Bağlama göre yeniden tanımlanmalı. Mesela bazen arsa satarsınız, ev satarsınız, bir film yaparsınız; yanına da işte oradaki belediyeden yardım alabilirsiniz. Göreli olarak bağımsız bir iş olur. Ya da finansmanın büyük bölümünü siz karşılarsınız ama onun eksik olan kısmını da Avrupa'dan bir yer size verir. Burada soru işaretleri olmakla birlikte, yine kısmen bağımsız olma ihtimali olan bir sinemadan bahsedilebilir. Ki Avrupa'dan gelen fonlar da artık masum değiller, bunu da biliyoruz.

"İYİCE ZORLAŞTI"

♦ Bağımsız sinema var mıdır yok mudur?

Bütün dünyada da aynı soruyu sormak lâzım. Bütün dünyada da "Bağımsız sinema var mıdır, yok mudur?" sorusu sorulabilecek bir sorudur. Bu bazen bağlamlarda bir veri olarak ortaya çıkabiliyor ama ortaya bir örüntü, bir yapı, bir toplu yürüyüş çıkarabilme ihtimalleri çok zor olabiliyor. Hele günümüzde kapitalizmin geldiği şartlarda, film üretiminin gittikçe daha da zorlaştığı şartlarda bağımsızlık iyice zorlaştı. Bir de bizim yol yapma, iş yapma yordamıyla ilgili konuşmamız gerekiyor. Bu önemli, buna önem veriyorum. Bizde asistanın asistanı oluyor. 'Tabutta Rövaşata'yı 13 kişilik ekiple çektim. Keşke o kafaya geri dönebilsek. Şu anda 100-200 kişilik ekiple çekilen filmler var. Bir yönetmenin asistanının asistanları oluyor.

Filler ve Çimen

"KAMERAYI GÖRDÜKLERİ ANDA ÇÖKÜYORLAR"

♦ Geniş ekip gerekli değil mi?

Dikkat dağınıklığına mı neden oluyor? Gerekli değil... Hem öyle, hem de maddi açıdan... Şimdi burada da haksızlık edip kimsenin hakkını yemememiz lâzım. Şöyle; bazı filmler vardır, onu 10 kişiyle çekemezsiniz. Christopher Nolan'ın filmlerini 10 kişiyle çekemezsiniz, ona büyük ekip lâzım ama bazı işler vardır ki büyük ekip yönetmeni boğar, konsantrasyonunu azaltır, oyuncuların yoğunlaşmasını engeller. Büyük ekip hareket etme kabiliyetinizi engeller. Sokaktaki o doğallık içerisinde çekimi daha kolay yapabilecekken ayağınıza pranga olur. Böyle örnekleri çoğaltmak mümkün. Ayrıca bir konu daha var. Şimdi İstanbul'da çekim yapmak imkânsız ötesi bir şey. Bir yere gidiyorsun, hemen kamerayı gördükleri anda başına çöküyorlar.

"KÖTÜ ADAMLARIN OLDUĞUNU SÖYLÜYORLAR"

♦ Kimler çöküyor?

Gayriresmî kişiler gelip diyorlar ki; "Biz buranın sahibiyiz, sakiniyiz, sizi koruyacağız, hayırlı olsun, hoş geldiniz. Gelin bir çay için, kahve için." Ondan sonra diyorlar ki; "Burada çok kötü adamlar var. Bu kötü adamlardan sizi sağ salim koruyabilmek için bazı şeyleri yapmanız gerekiyor." Gerisini tabii ki söylememe gerek yok.

Çamur

"DEMEK Kİ YETERLİ GELMİYOR"

♦ Resmî makamlar müdahale etmiyor mu?

Resmî makamlar muhtemelen müdahale ediyorlardır ama bu fenomen devam ettiğine göre demek ki yeterli gelmiyor. Daha da mücadele etmemiz gerekiyor. Eskiden Beyoğlu'ndan minibüs kalkar, setlere öyle gidilirdi. Bir minibüsün içerisine bütün ekip sığardı. Bu esneklik, bu alçakgönüllülük ortadan kalktı. Şu anda çekimlere gittiğimiz zaman, dizi olsun, film olsun herkesin karavanı var. Herkes diğerinin karavanındaki konforu, lüksü istiyor. Bu film çekmek değildir, film böyle çekilemez.

"MALİYETİ ARTIRIYOR"

♦ Maliyeti yükselttiği için mi film çekilemez?

Hem alçakgönüllülüğü ortadan kaldırıyor hem maliyeti yükseltiyor. Buna da 'profesyonellik' deniyor. O zaman fazla profesyonellik de iyi bir şey değil. Yani ne bileyim, aylarca sürecek bir çekim söz konusudur, onu anlarım; ya da kışın ortasındayızdır, onu anlarım. İnsanları da çok fazla yormamak lâzım, bunlar minimal şeyler. Hani gene geçmişteki o hiçbir şeyin olmadığı zamanlara dönülmesi gerektiğini iddia etmiyorum ama o alçakgönüllülük ortadan kalktı. Bu da üretim yordamımıza etki etmiş olabilir. Bütün sebep bu değildir ama önemli unsurlardan biri budur.

Cenneti Beklerken

"MÜTEVAZI OLMAYI DA BAŞARMAK LÂZIM"

♦ Peki, şimdi ana akım bir filmin çekilmesinin bile çok maliyetli olduğu bir dönemde, sizlerin film çekmesi ne kadar mümkün olabilir?

Ben şöyle yaptım; 6'ncı filmim 'Gölgenin Suretleri'nden sonra 'Devir'i üç çobanla, küçük bir ekiple, mütevazı ekipmanla çektim. Burdur'da, Hasanpaşa köyünde çektim onu. Bazen büyük işler yapıyorum ama araya küçük işler sığdırıyorum. Yarı gerilla tarzında işler yapıyorum. Mesela 'Tavuri' gibi bir belgesel yaptım, 5 sene sürdü. Onu 'Flaş Bellek'in hemen öncesinde, hemen sonrasında 'Rüya' filminin başlamasına hazırlık olarak çektim. Yani büyük işler yapıyorum, yapmaya gayret ediyorum ama aynı zamanda gerilla tarzında ya da yarı gerilla tarzında bir iş yapmaya da gayret ediyorum. Bu bana tazelenme sağlıyor. Çünkü hep büyük iş yaparsanız büyük iş dışında başka şey yapmamaya başlarsınız, alışkanlıklarınız sizi oraya getirir. Halbuki mütevazı olmayı da başarabilmek lâzım. Bir yönetmenin esneyebilme kabiliyeti önemlidir. Esneyebilme kabiliyetini de sadece yapım koşulları bağlamındaki alışkanlıkların değiştirilmesinde aramıyorum. Yapım koşullarındaki alışkanlıklar değiştirildiği zaman, aslında yeni, taze, farklı bir şeyi bakış açınızda bulabilme şansınız artar. Benim yordamı değiştirmem bana bu faydayı getirebiliyor.

"BU SORUYU DUYMAMIŞ OLAYIM"

♦ Şimdi bir filme başlayacak olsanız maliyeti ne olur?

Bu soruyu duymamış olayım. Yani... Çok zor. Gerçi Türkiye'de bu işin yapılmaması için elimizden geleni yapıyoruz, onu söyleyeyim. 'Terse bütçeleme' denilen yönteme gideceğiz. "Eskiden 10 liraya çekilirdi, şimdi elimizde 5 lira kaldı. Filmi 5 liraya nasıl sığdıracağız?" konusunu daha derin düşünmeliyiz.

Nokta

"İYİ Kİ ONLARLA YÜRÜDÜM"

♦ Oyuncuların kaşelerinin yükselmesi sizi ne kadar zorluyor?

Vallahi oyuncuların da hayatlarını sürdürmeleri, iyi yaşamaları gerekiyor; yerden göğe kadar haklarıdır. Oyuncuların kaşeleriyle ilgili bu manada bir şey söylemek istemem ama bir endüstrinin standartlarının olması gerekiyor. Eğer bütçe içerisinde bazı kalemlere o şekilde, reklamsal da olsa, çok daha ileriye gidilirse oralarda bir terslik, bir dengesizlik olacaktır. Oyunculara teşekkür etmek lâzım. Özellikle sinema filmi olduğu ve onun önemli bir meseleye dokunduğunu hissettikleri anda cansiparane bir şekilde fedakârlıklarda bulunabiliyorlar. Ben kendi adıma, özellikle kariyerimin başında, hatta şimdilerde de böyle fedakâr arkadaşlarla yürüdüm ve iyi ki onlarla yürüdüm. Benim filmlerime destek olan, el veren bütün oyunculara teşekkür ederim.

"TÜRKÇE VE TÜRK KÜLTÜRÜNE AİT FİLMLER GÖRMEK İSTİYORLAR"

♦ Son yıllarda görüyoruz ki IMAX teknolojisiyle çekilmiş yabancı filmler çok fazla izleniyor. Türk sineması, yeni teknolojilere maliyeti açısından ayak uydurabilecek mi?

Türk izleyicilerinin şöyle iyi bir tarafı var; Türkçe ve Türk kültürüne ait filmler görmek istiyor ve bunun için de sinema salonuna gitmeye hazır. Biz biliyoruz ki özellikle pandemi öncesinde her yıl üç ya da dört komedi filmi çok fazla izleyiciyi sinema salonlarına çekerdi. Onlar en azından sektör için lokomotif olurlardı. Onların peşinden ikinci kategori, üçüncü kategori ve bağımsız sinema geliyordu. Pandemi sonrasında izleyici alışkanlıkları çok farklılaştı, sinemaya gitme alışkanlığı değişti. Şimdi izleyiciler, ana akım denilebilecek işlerle bağımsız işlere neredeyse aynı gibi bakmaya başladı. Yüksek finansmanlı yapımlarla, çok daha düşük bütçeli ve tanınmayan oyuncuların yer aldığı Türk filmlerinin izleyiciler tarafından kabul görmesi neredeyse aynı hâle gelmeye başladı. Yani ana akımla bağımsız sinema iç içe geçmeye başladı, eski zamanlardaki gibi değiliz. Eski zamanlarda bu çok daha netti. İzleyiciler artık ona da, diğerine de gitmiyor. Bunun altından nasıl kalkacağız? Ödevimizi iyi yapmamız lâzım ki izleyicileri geri getirelim. IMAX teknolojisinde film çekmemizin yakın gelecekte mümkün olup olmadığını bilmiyorum. Bunu kimin göze alacağını, nasıl yapacağını bilmiyorum. Hani Türk tarihinden büyük bir meydan savaşının filmi IMAX ile çekilebilir. IMAX ile çekilmiş olması bağlamında bir nebze ilgi çekebilir. Bunu televizyon zaten yapıyor, dizileri öyle tonları görüyorlar. Televizyonda veya dijital platformda rastlanmayacak tonda bir film çekilirse sinemaya gidiş artar.

Gölgeler ve Suretler

"HERKESİN BU İŞİN İÇİNE ELİNİ ATMASI LÂZIM"

♦ Genel boyutta sektörün, izleyicileri sinemaya çekebilmesi için özellikle neler yapması gerekiyor?

İzleyiciler değişti. Eskiden aşağı yukarı neye inandıklarını, neye güldüklerini tahmin etmek mümkündü. Ertem Eğilmez bunun üstadıydı ve o formüller uzun süre işledi. Şimdi TikTok zamanı, Instagram zamanı... İzleyiciler çok kompleks hâle geldi. İzleyicilerin bu kadar kompleks hâle geldiği bir zamanda hazır bir reçete söylemek yanlış olabilir. Bu reçeteyi size şu anda söylerim ama iki gün sonra revize etmem gerekecektir. Çünkü izleyici sürekli değişiyor, neyi beğendikleri, hangi koşullarda beğendikleri sürekli değişiyor. Bütün bunların kokusunu almak lâzım. Bir; uyanık olmak lâzım. İki; yine yerel kalmak lâzım. Çünkü yerel bir meseleye ilgi duyulacaktır. Üçüncüsü, insanın ödevini düzgün yapması lâzım. Ödevini düzgün yapmaktan neyi kastediyorum? Sinema sanatını iyi etüt etmek, işini iyi bilmen, işini ciddi yapman gerekiyor. Düzgün harcanması gereken bir rakam varsa onu düzgün harcaman gerekiyor, "Şurayı kırpıp kenara koyayım" olmamalı. Artı, piyasanın irrasyonelliklerinin ortadan kalkması lâzım. Herkesin bu işin içine elini atması lazım. İyi hukukçulardan tutun da iyi yapımcılara, işini bilen adamlara kadar herkesin bu işe el atması lâzım. Ayrıca cast yapanlarla menajerlerin ayrılması lâzım.

Devir

"ÇÜNKÜ TEKELLEŞMEYE YOL AÇIYOR"

♦ Rekabet Kurulu menajerlik yapanların cast yapamayacağına yönelik bir karar aldı. İkisinin bir arada yapılması sizler için neden sorundu?

Çünkü bir tekelleşmeye yol açıyor. O tekelleşmeye yol açmak söz konusu olduğunda ancak belli isimler, belli koşullarda, belli şirketler için çalışabiliyor oluyor. Halbuki çok daha farklı işler de yapabilmeliler. Örneğin Willem Dafoe, Hollywood'da büyük Marvel filmlerinde oynayabiliyor ama kafası yatarsa çok düşük bütçeli bir Balkan filminde de kamera karşısına geçebiliyor. Bundan bahsediyorum. Yani herkesin üzerine düşen işi düzgün yapması gerekiyor ve biraz evvel bahsettiğim gibi, biraz daha alçakgönüllü olmayı tekrar öğrenmemiz gerekiyor. Yani asistanın asistanı olmamalı. Asistanın asistanının olacağı işler elbette olacaktır ama her filmde olmaz.

"İNSANLIK VAR OLDUĞU SÜRECE DEVAM EDECEKTİR"

♦ Yeni nesilde çok fazla ekran bağımlılığı var. Sinema izleyicisinin azalmasında ekran yorgunluğunun etkileri olabilir mi?

Bu, üzerinde düşünülmesi gereken bir mesele ama hikâye anlatma adını verdiğimiz ihtiyaç, insanlık var olduğu sürece devam edecektir. Bu çocuklar da neyle uğraşırlarsa uğraşsınlar, hangi ekranla uğraşırlarsa uğraşsınlar hikâye dinlemeye muhtaçlar. İnsan hikâye dinlemeye muhtaçtır ama onların hikâye dinleme şekilleri değişti, sabır süreleri değişti. İzledikleri bir yapıma katlanabilecekleri zaman azaldı. Eskiden örneğin bir plana 30 saniye, 40 saniye, 50 saniye bakılabiliyorken şimdi 3 saniyede, 5 saniyede her şeyi anlayıp hemen geçmek istiyorlar. Zamansal tahammülleri azaldı. Mesela öyle araştırmalar var ki Hollywood'un 1950'lerdeki, 1960'lardaki filmlerinde gördüğünüz planların uzunluğuyla şimdikini karşılaştırmışlar; şu anda azalmalar var. Çünkü izleyicilerin sabrı azalıyor, alışkanlıkları değişiyor. Dolayısıyla sosyal medya ve ekran bağımlılığının hikâyeler üzerinde bir etkisi var. İşte bunun arayışı içerisinde olan bir segment, genç izleyicileri çekmeye başlayacaktır. Buna göre duyarlı olmak lâzım ya da bunlara da kulak kabartmak lâzım. Ama sinema öyle bir şey ki; bir taraftan da o karanlık salona girersiniz ya da ekrana sizi çekecek olan bir film olduğu zaman, o plan-sekans olsa da, zamanlar uzun olsa da kendi iç ritmi insanı içine alabiliyor. Önemli olan, insanın kendisini o gördüğü bütüne bırakabiliyor olması. İlk 10 dakika, 20 dakika çok kritik eşikler oluyor. Orada eğer siz izleyicileri ikna edebiliyorsanız, film yavaş akıyor olsa dahi onunla beraber gidebiliyorsunuz. Bu 10 dakikayı, 20 dakikayı aşacak ikna edicilikte beceriye sahip yönetmenler ve yapımcılar gerekiyor.

Balık

"ONLARA ARKADAŞ GİBİ YAKLAŞILMALI"

♦ Bir de yeni nesle sanatın ne kadar önemli olduğunu iyi anlatmamız gerekiyor...

Şöyle bir durum var; onlara sanatın ne kadar önemli olduğunu anlatmak değil, onları çekebilmek lâzım. Onları çektiğimiz anda, o bağı kurduğumuz anda onlar uzun dönemde, "Ha, ben bir sanat yapıtı izlemişim, farkında değilmişim ve bu sanat yapıtı benim yüreğime dokundu. Demek ki sanat yapıtlarının böyle bir tarafı varmış" diye düşünmeye başlayacaklardır. Bu insanları, bu çocukları, bu gençleri ancak öyle kazanabiliriz. Onun hikâyesini ona göstermeye çalışmak ya da onunla beraber yürümeye onu davet etmek... Yoksa "Burada yüksek bir sanat var, gel bu yüksek sanatı izle" dersen bir baba nasihati gibi görür, kimse de şu anda babasının nasihatini dinlemek istemiyor. Onlara ancak arkadaş gibi bakmalısın, onlarla göz göze gelmeyi başarabilmelisin. Ancak öyle gelip sizinle yürüyebiliyorlar. Bunu bilebilmek de kolay değil; sokağın lezzetinden kopmamak gerekiyor. Bütün mesele bu... Sokağın lezzetini bulmak gerekiyor, onu görmek. Bir de şunu da unutmayalım; Türkiye'deki sokaklar eskiden belki birbirine daha fazla benzerdi, şimdi birbirine benzemeyen bir sürü sokak var. Sokağın lezzeti dedim ama hangi sokağın lezzeti? Türkiye'de çok farklı sokaklar var artık; bu çocuklar farklı sokaklara sahipler. İşte hepsinin değil ama belli sokakların lezzetini, başka sokakların lezzetini... Bazen bunların lezzeti birbirine benzeyebiliyor, bir yönetmen bunları tutturabilmeli. Bunların ara kesitini, tonlarını, spektrumlarını bulacak hikâyeler kurmamız lâzım.

"HAYIRLI MI YOKSA HAYIRSIZ MI OLACAĞINI BİLEMEM"

♦ Bütün bunlar bağımsız sinema düşüncesini gelecekte nasıl etkileyecek?

Şimdi, mümkün olduğu kadar ortalıktaki yapılardan, örüntülerden, iktidar hegemonyasından farklı işler yapmaya çalışan insanlar olacaktır ve bu insanlar bu niyetle, şu ya da bu şekilde şaşırtıcı biçimde ya da takdire şayan bir biçimde bunu gerçekleştireceklerdir. Dünya tarihinde her zaman böyle olmuştur, bundan sonra da böyle olacak ama o insanların yaptıkları işlerin ortak bir harekete dönüşeceğinden emin değilim. Çünkü insanlığın ve kapitalizmin geldiği noktada bu kadar güçlü hareketler ortaya çıkar mı? Ondan emin değilim. Belki Gazze sonrası ve bundan sonra olabilecek olan şeylerde böyle bir toplu yürüyüşün çıkma ihtimali olabilir. Çünkü insanların çok değişeceğini iddia edenler var. Büyük sinema hareketleri, büyük sanat akımları büyük toplumsal çalkantılardan ve çöküşlerden sonra ortaya çıkar. II. Dünya Savaşı'ndan sonra İtalyan Yeni Gerçekçiliği böyle ortaya çıktı. Büyük krizler İngiltere'de Free Cinema'yı ortaya çıkardı. ABD'nin 1960'lardaki büyük krizleri, belgeselde ve daha sonra Hollywood'daki yeni isimlerin ortaya çıkmasını sağladı. Bu tip büyük altüst oluşlar toplu bir üretim yordamı ve toplu bir estetik ortaya çıkarabilir. Şu an itibariyle bir kaos hissediliyor. Bu kaosun içerisinde toplu bir yürüyüşün ortaya çıkma ihtimalini ben düşük görüyorum ama Gazze gibi kaynayan olay zincirinin sonrasında ne olur bilemeyiz. Fakat bireysel çıkışlar olmaya devam edecektir. Film yapmaya çalışan insan ne olursa olsun yapar. "Aç it fırın deler" derler ya; film için yanıp tutuşan bir adam şu ya da bu şekilde rezil olur, yine filmini yapar. Ha, hayırlı mı olur, hayırsız mı olur onu bilemem ama bir adam filmini yapar. İkinci filmini yapar mı, üçüncü filmini yapar mı onu bilemem.

Rüya

"BÜTÜN DÜNYADA BÖYLE"

♦ Bu yıl Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin jüri başkanısınız. Festivallerin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Festivaller bizim için bir umut kaynağıdır. Başka şekilde ortaya çıkma ihtimali olmayan filmlerin oksijen alabildikleri yerler festivallerdir. Kimi arkadaşlarımızın, genç yönetmenlerin, usta yönetmenlerin salon bulamamış filmlerin izlendiği yerler festivallerdir. Bir anlamda sektöre oksijen veriyorlar, oksijen tüpü vazifeleri var ama o kadar da masum değiller. Belli koşullarda belli düşüncelerin, belli fikirlerin at koşturduğu ya da belli çevrelerin tahakkümü altında olan yerlere dönüşebiliyorlar. Her festivalin böyle olduğunu söylemiyorum ama böyle tarafları olabiliyor, neresinden baktığımıza bağlı. Bütün dünyada da böyle; yani festivallerin eski masum veya temiz hâlleri yok. Nalıncı keseri gibi kendilerine yonttukları çok şey var, uluslararası festivalleri dâhil ederek konuştuğumu bilmenizi isterim. Yine de özellikle yeni başlayanlar için bir ses bulma, işini birilerine gösterme, destek bulmaya aracı olabiliyorlar. Bu anlamda olumlu bir tarafları olduğunu düşünüyorum.

"FARKLI TEPKİ VERİYORLAR"

♦ Ben film festivallerinin genel izleyiciden çok fazla kopuk olduğunu düşünüyorum...

Bu, izleyicilerin değişmesiyle de ilgili. Örneğin 1960'ların izleyicisi yok. Sosyal medyanın ayyuka çıktığı bir çağda 1960'ların, 1970'lerin izleyici tepkisinin verilmesini bekleyemeyiz, daha farklı bir tepki veriyor. Halkla ilişkilerini sağlamanın çağımızda değişik yöntemleri var, onu yapmaya çalışıyorlar.

Kapak Fotoğrafı... Flashbellek Filmi.

140 yıllık hayalin sonuçları Haberi Görüntüle

Önemli haberleri ve güncellemeleri kaçırmamak için Ankara24.com'ı takip edin.
seeGörüntülenme:47
embedKaynak:https://www.haberturk.com
archiveBu haber kaynaktan arşivlenmiştir 23 Ağustos 2026 09:09 kaynağından arşivlendi
0 Yorum
Giriş yapın, yorum yapmak için...
Yayına ilk cevap veren siz olun...
topEn çok okunanlar
Şu anda en çok tartışılan olaylar

Arsenal Premier Lig’e galibiyetle başladı Sözcü Gazetesi

22 Ağustos 2026 00:02see178

Meksika da 5 Gün Okyanusta Sürüklenen Balıkçılar Kurtarıldı

22 Ağustos 2026 00:23see177

Nehirde boğulma tehlikesi geçiren kardeşlerden Mehmet’in cansız bedeni bulundu

22 Ağustos 2026 00:25see176

1. Lig ekibinin hocasından ilginç yorum: Süper Lig daha kolaydı

22 Ağustos 2026 00:31see174

Transfer açıklandı! Beşiktaş maçı öncesi forvete takviye

21 Ağustos 2026 18:20see174

Galatasaray ın yıldızlarından galibiyet yorumu

22 Ağustos 2026 00:13see174

Faruk Aksoy İle Ana Haber Bülteni 21 Ağustos 2026

22 Ağustos 2026 01:23see173

AYDIN 1. AİLE MAHKEMESİ

22 Ağustos 2026 00:20see171

Galatasaray da Lesley Ugochukwu ilk maçına çıktı!

22 Ağustos 2026 00:49see171

Banyo havluları ne sıklıkta değiştirilmeli?

22 Ağustos 2026 01:18see171

Antalyaspor transfer yasağını kaldırdı, 5 futbolcuyla sözleşme imzaladı Fanatik Gazetesi Futbol Haberleri Spor

21 Ağustos 2026 19:34see171

Türkiye yle birlikte 10 ülkeden orta tepki: İsrail in Suriye saldırısı infial uyandırdı

21 Ağustos 2026 17:57see169

Kuytul suç örgütünün kirli para çarkı deşifre oldu! Fırat Avcı’dan dikkat çeken açıklamalar

23 Ağustos 2026 00:38see159

Karacabey Kunduracı Saraç ve Benzerleri Esnaf Oda Başkanlığına Şükrü Yalnız seçildi Bursa Haberleri Habertürk Yerel Haberler

21 Ağustos 2026 17:27see152

Kayseri de yabancı uyruklu kadın evinde ölü bulundu

22 Ağustos 2026 01:42see150

Tersine göçün altından gizli plan çıktı: Belki de aile faciası olacak!

22 Ağustos 2026 17:56see149

Dünya Kupası finalinde rakip futbolculara saldıran Paredes e tarihi ceza

21 Ağustos 2026 20:59see147

Bilecik teki yangının elektrik teline çarpan kuştan çıktığı belirlendi Bilecik Haberleri Habertürk Yerel Haberler

21 Ağustos 2026 21:26see147

Kavganın ardından evine gitti, tüfekle geri döndü! Sokakta dehşet saçtı Sözcü Gazetesi

23 Ağustos 2026 00:40see141

Espanyol 1 2 Real Madrid (LaLiga) Arda Güler...

23 Ağustos 2026 00:56see138
newsSon haberler
Günün en taze ve güncel olayları