Dışişleri Bakanı Fidan konuşuyor: Keşke geçen sene bu zamanlar yaptığım Suriye analizlerinde yanılsaydım!
T24 sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com haber yayımlıyor.
T24 Haber Merkezi
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, TRT Haber'de soruları yanıtlıyor.
Bakan Fidan'ın konuşmasından satır başları şöyle:
(2025 değerlendirmesi, 2026 beklentisi) 2025 diplomasi alanında bizim açımızdan yoğun bir yıl oldu. 2026'ya girerken de 2025'ten geri kalmayacağımızı işaretleriyle görmüş olduk. Özellikle Yemen, Somaliland, İran, Venezuela, Grönland krizleri, arka arkaya gelmesi bir önceki yıldan kalan konuların evrilmesiyle ortaya çıkan başlıklar. Rusya-Ukrayna savaşı bizim için önemli durdurulması. Orada çok büyük çabalarımız oldu. Kafkaslardaki, Suriye'deki durum bizim açımızdan önemli. Millî güvenliğimizle ilgili konular var. Ege'de, Akdeniz'de, sınırötesi terörle mücadele konuları bizi epey meşgul etti. Balkanlar, özellikle Batı Balkanlar diğer taraftan Avrupa Birliği bizi meşgul eden bölgesel konulardı.
BM'nin daha adil bir düzene kavuşturulması, Afrika, Asya-Pasifik de gerçekten gündemimizdeydi.
Çok şükür, 2025 yılı diğer ülkelerin performansıyla kıyaslandığında bizim dış politikada bütün alanlarda performans ortaya koyduğumuz bir yıl oldu. Rasyonel parametreleri nelerdir? Dış politikanın alanları vardır; hangi alanlar menfaatleri ilerletiyorsunuz, bu önemli. Yaptırıma uğramıyorsunuz, ihracatı artırıyorsunuz, daha fazla turist getiriyorsunuz, daha fazla bağlantı yolu açıyorsunuz, dünyadaki krizlerden daha az etkileniyorsunuz.
"Kendi menfaatlerimizi ilerletme konusunda fevkalade bir yıl oldu"Diplomasi ancak usta kaptanların fırtınada yüzdürebileceği bir gemi. Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu liderlik, ustalık bu zamanlarda bizim işimize yarıyor. Dünya krizlerini ve bölgesel krizleri yönetme konusunda, kendi menfaatlerimizi ilerletme konusunda fevkalade bir yıl oldu. Ama dünyanın geri kalanı için inanılmaz sıkıntılar da var.
(Vahşi ortamda diplomasideki müttefiklik kavramı, ittifaklar artık eskisi kadar keskin mi yoksa bağ zayıfladı mı?) Ulus-devlet sistemine geçtiğiniz zaman menfaat bazlı bir etkileşim var. Bunu çevreleyen değerler, ilkeler var; milletlerin kimlikleri var. Türkiye bir dış politika ortaya koyduğu zaman, yanına koyduğumuz değerlerimiz var. Kültürel ve tarihsel duruşumuz var, inancımız var, bizi biz yapan değerler var. Evrensel değerler var, her şeyden önce.
"Artık kimse kendi ittifakları üzerinden otomatik pilota bağlı değil"(2026'da beklentiler) İkinci Dünya Savaşı sonrası sistemin kurulmasında o zamanın ana devleti olan ABD ki Soğuk Savaş döneminde de öncü rol oynadı ve galip geldi, onun koyduğu kurallar etrafında şekillenen uluslararası sistemden söz ediyorduk. Daha sonra bu evrildi, birtakım yan unsurlar çıktı. Trump'ın iktidara gelmesiyle beraber "Ben bu sistemi bu haliyle kabul etmiyorum" dedi. Ortaya çıkan realitenin ABD lehine olmadığını söyledi. Bunu dediği andan itibaren başta AB ülkeleri olmak üzere Asya-Pasifik'teki klasik müttefikleri olmak üzere konu başka bir renk kazanmaya başladı. Dünyanın Amerika'nın etki ettiği etmediği bütün olaylardaki değerlendirme parametreleri kendiliğinden değişti.
Bu ani değişimi önceden görüp analiz edip politika belirlemek gerekiyordu. Hem 2025'te en iyi yapmaya çalıştığımız şey, 2026'da yapmaya çalışacağımız şey bu olacak. Artık kimse kendi ittifakları üzerinden otomatik pilota bağlı değil. AB'de de Amerika'nın sağladığı güvenlik şemsiyesi üzerinden politikalarını otomatik pilota bağlamış birçok ülke var.
Ama şimdi Amerika'nın mevcut sistemden çekiliyor olması birçok ülke bundan çıkmak zorunda ve kendi politikalarını yönetmek zorunda. Özellikle Avrupa ülkeleri, bunu yaparken de kendi halklarından beğeni toplayıp bir sonraki seçimde oy almak zorundalar. Daha önce işler daha kolaydı. Artık belirsizliğin daha fazla arttığı bir dönemdeyiz; ustalığa daha fazla ihtiyaç var. Cumhurbaşkanımızın da tarihsel rolü daha da belirgin hale geliyor. Belirsizliğin yönetilmesi, menfaatlerin iyi tanımlanması, beklentilerin gerçekçi olması, gerçekçi araçların böyle kullanılması lazım.
"Suriye konusunda keşke yanılsaydım"(Suriye'de son durum) İnsan gerçekten kendi vicdanıyla şunu söylemek istiyor: Keşke geçtiğimiz yıl bu zamanlar yaptığım analizlerde yanılsaydım. Keşke analiz cümlelerim yanlış çıksaydı ama büyük bir hayır çıktı, deseydim. Örgütü yıllardır yakından takip etmiş, mücadele etmiş ve yeri gelmiş konuşmuş biri olarak aldığımız dersler var. Maalesef SDG, PKK'nın bir uzantısı olarak güçle, güç tehdidi olmadan diyalog yoluyla bir şey yapma şansı yok. Ya bir güç görecek ya da bir güç kullanma tehdidi görecek.
Bu ilişki sizi bir yere götürmez kardeşim! Yapacağınız şey, bölgenin sahici insanlarıyla sahici çözümlere girmek. Bu maksimalist tavırlar, bu aldatıcı tavırlar... Sadece güç uygulandığı zaman pozisyon değiştiren bir aktör olduğunu herkes görüyor. Devekuşu gibi başını toprağa gömmenin anlamı yok. İlgili birimlerimiz, istihbaratımız, askerimiz, diplomatlarımız bu konuyu SDG'ye iletiyorlar; Suriye'ye iletiyorlar.
Baştan da öngördüğümüz gibi Halep'ten başlayan süreci yaşamaya başladık. Sürecin yakın zamanda bitip oradaki paralel yapının de ortadan kalkıp Halep'te devletin tek kurum üzerinden hizmet vermeye başlayacağına inanıyorum. Olması gereken de budur.
SDG'ye 'Öcalan' hatırlatmalı çağrı(Entegrasyon gerçekçi mi?) Az önce de ifade etmeye çalıştım. Projenin kendisi kağıt üzerinde çok gerçekçi. Gerçekçi olmayan PKK'nın bu konuya girmede gönlünün olmaması. Bunu mecbur kılacak şartların oluşması gerekiyor. Burada Amerika'nın ve bölgedeki diğer bazı aktörlerin, Türkiye de dâhil, ortaya koyacağı tercihler, tavırlar önemli. Tekrar tekrar söylüyorum, şiddete başvurmadan gidilecek yol belli; olması gereken de belli. Bölgedeki ülkelerin ve Amerika'nın istediği birbiriyle örtüşüyor; sadece İsrail'inkiyle uyuşmuyor. İsrail kandan beslenen entite durumunda şu anda. SDG'nin artık bu toprakların insanlarına sahici bir değer dönüşü yapmak istiyorsa, zaten dinini değerlerini küçümsemişsin, kimsenin anlamadığı kavramları insanlara anlatmışsın, şimdi bu bölgenin realitesine aykırı hususlardan çıkıp kucaklaşma istiyorlarsa ki Öcalan'dan da o türden talimatlar var, bunu yerine getirmeye çalışsınlar.
Kendi doğrusunu kutsayan, başkasının doğrusunu aşağılayan; baktığı yerle kapasitesi arasında irrasyonel boşluklar olan bir örgüt olmaktan çıkmaları lazım. Ben örgütlerin psikolojisini çok iyi bilirim. Belli bir kafaya ulaştılar mı artık bundan dönmek çok zor. Bu musibeti yaşamaya gerek yok; nasihat veriyoruz. Artık olması gereken çizgiye gelsinler."
Güncelleniyor...
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:69
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 09 Ocak 2026 21:47 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















