Devlet baba evlat ayrımı yapar mı? Yaşar Süngü
Yenisafak sayfasından alınan verilere göre, Ankara24.com bilgi veriyor.
Londra’da her gün metroya giden bir kadın var. Orada sadece oturup, 1950 yılında eşi tarafından kaydedilmiş bir anonsu dinlemek için bekliyor.
Margaret McCollum, eşi Oswald Laurence’ı kaybettikten sonra, onun sesini duymaya devam edebilmek için tren istasyonuna gidip peronda oturuyor.
Çünkü Oswald, Londra metrosundaki en ünlü uyarılardan biri olan “Mind the gap” (Tren ile peron arasındaki boşluğa dikkat edin) anonsunu yapan kişiydi.
Oswald 2003 yılında vefat etti.
Margaret ölen eşinin sesini duyabilmek için her gün istasyona gitti.
Ancak bir gün, yarım yüzyıldan fazla bir süredir kullanılan bu ses, daha soğuk ve dijital bir kayıtla değiştirildi.
Margaret, Londra metro işletmesine başvurarak eşinin kaydını evde dinleyebilmek için istedi.
Onun bu dokunaklı hikâyesini öğrenen ulaşım şirketi, daha da anlamlı bir şey yaptı: Oswald’ın sesini yalnızca bir durakta – Margaret’in evine en yakın olan Embankment İstasyonu’nda – yeniden devreye soktu.
Devlet baba eğer kendini halkın hizmet aracı olarak görürse devlet babanın memuru da hizmetkar olacak ve (Ne yapalım mevzuat böyle deyip vatandaşı başından savmayacak) halkın mutluluğu için kişisel yetkisini kullanarak çözüm üretecektir.
**
Hafta sonu bir otelde kalıyorsunuz, oda temizliği için gelen görevli kapınızı çalıyor. Açtığınızda karşınızda duran temizlikçi eski bir bakan.
İsveç’in eski bakanı, 25 yıl milletvekilliği yapmış, üstelik yıllarca İsveç’in en büyük partisi olan Sosyal Demokrat İşçi Partisi başkanlığı görevini yürütmüş olan Mona Sahlin tam da bunu yapıyor şu sıralar.
Kızının kurduğu bir temizlik şirketinde hafta sonları otel odası temizliyor.
Hiç gocunmadan…
Sahlin 25 yılı aşkın siyasi hayatı boyunca iki kez rüşvet ve yolsuzluk iddiasıyla soruşturma geçiriyor.
İlkin, sağcı bir gazete Sahlin’in devlet işleri için tahsis edilen kredi kartından kendisine çikolata aldığını öne sürdüğünde Sahlin görevinden istifa ediyor ve kendisini mahkemeye veriyor.
Tarihe “tobleron davası” olarak geçen bu soruşturma sonucunda aklandıktan sonra görevine geri dönüyor.
Sahlin’i ikinci kez rüşvet iddiasıyla yolsuzlukla mücadele komisyonu karşısına çıkaran suçlama ise, denetim mekanizmalarının demokrasilerde nasıl çalıştığı konusunda ibret olacak cinsten.
Sahlin, bakanlık yaptığı dönemde, ünlü tenisçi Roger Federer’in Dünya Şampiyonluğu final maçına turnuva organizatörleri tarafından onur konuğu olarak davet ediliyor.
Ancak yolsuzlukla mücadele komisyonu, bu daveti kabul edip maç bileti ücreti ödemediğinden, siyasal makamını kullanarak kendisine çıkar sağladığı gerekçesiyle Sahlin hakkında soruşturma başlatıyor.
Turnuva organizatörleri, bu tür organizasyonlarda onur konuğu davetiyelerinin parayla satılmadığını söyleseler de aynı şekilde davet alan İsveç Genel Kurmay Başkanı’nın davetiyeyi reddedip kendi parasıyla bilet almış olması Sahlin’i çok zor durumda bırakıyor.
Sahlin partisinin başında girdiği seçimlerde %0,5 oy kaybına uğradığında ise görevinden istifa ediyor.
Devlet baba adil olursa, asker de bürokrat da siyasetçi de adil olur.
**
Devlet yönetimini hukuk ve ahlaktan ayıran İtalyan devlet adamı Machiavelli der ki; “Amaca ulaşmak için her yol mubahtır.”
Romalı devlet adamı Cicero ise tam tersini savunur; “Hukukun ve adaletin olmadığı yerde devlet de olamaz.”
Peki devlet nedir?
İşte devlet yukarıdaki hikâyelerde anlatılandır.
**
Gelelim başlıktaki soruya.
Devlet baba evlat ayrımı yapar mı?
Yapar.
Eğer devlet baba adilse, haklı olan evlatlarını savunur, haksız olanı uyarır ve cezalandırır, güçsüz olanını da korur.
**
“Muhibbî” mahlasıyla şiirler yazan Kanuni Sultan Süleyman’a ait olan şöyle güzel bir söz vardır; Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi.
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.
Yani diyor ki padişah; Halk arasında devlet (iktidar/güç) kadar değerli bir başka şey yoktur; ama dünyada bir nefeslik sağlık gibi büyük bir zenginlik ve mutluluk olamaz.
Devlet baba adilse nefesin de sıhhatli olur.
Adaleti esas alan tüm babaların babalar günü kutlu olsun.
**
A Milli Futbol takımımız 1966’dan bu yana bir Dünya Kupası maçında en az yüzde 77 topa sahip olup gol atamayan ilk takım olarak kayıtlara geçti.
Dünya kupasından neden elendik?
Bu sorunun yüzlerce cevabından bir tanesi şudur herhalde; Mal mülk, makam gibi her alanda sahip olmayı başarı olarak gören kötü bir alışkanlık edindik.
Dünya Kupası maçlarında bunun sahaya nasıl yansıdığını gördük.
Bu yenilgi takımın değil, hepimizin.
Görüntülenme:60
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 21 Haziran 2026 04:04 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda
İletişim








En çok okunanlar


















