Çoğu kişinin fark etmediği sessiz tehlike: Belirti vermeden ilerliyor! Tablo son derece dikkat çekici
Ankara24.com, Hurriyet kaynağından alınan bilgilere dayanarak bilgi yayımlıyor.


Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
İngiltere’de yağlı karaciğer hastalığına ilişkin yapılan yeni bir araştırma, hastalığın son yıllarda ne kadar hızlı yaygınlaştığını ortaya koyarken, uzmanlar benzer tablonun Türkiye için de ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekti. Hastalığın erken dönemde çoğunlukla belirti vermemesi ise en büyük risklerden biri
.
Londra’daki Barts Karaciğer Merkezi’nden araştırmacıların yaklaşık 12 milyon kişinin pratisyen hekim kayıtlarını incelediği çalışmada, 365 bin 797 yetişkine yağlı karaciğer hastalığı, yani metabolik disfonksiyonla ilişkili steatotik karaciğer hastalığı (MASLD) tanısı konulduğu belirlendi. Yıllık tanı sayısının 2003’te yaklaşık 1300 iken son dönemde 283 binin üzerine çıkması dikkat çekti.
Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Ertuğrul’a göre bu artışın arkasında yalnızca tanı oranlarındaki yükseliş değil, modern yaşam biçiminin beraberinde getirdiği metabolik sorunlar da bulunuyor:
“Yağlı karaciğer hastalığındaki artışın temelinde aslında modern yaşam tarzının getirdiği metabolik sorunlar yatıyor. Özellikle obezite, insülin direnci, tip 2 diyabet, hipertansiyon, kolesterol ve trigliserid yüksekliği bu hastalığın gelişiminde en önemli risk faktörleri. Beslenme alışkanlıklarının değişmesi, işlenmiş ve yüksek kalorili gıdaların daha fazla tüketilmesi, fiziksel aktivitenin azalması ve buna bağlı kilo artışı karaciğerde yağ birikimini belirgin şekilde artırıyor. Alkol kullanımı da karaciğer açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir faktör ancak bugün gördüğümüz yağlı karaciğer hastalığının çok önemli bir bölümünde temel problem metabolik sağlıksızlık.”
KAYITLI VAKALAR YAKLAŞIK 5 KAT ARTTI
İngiltere verilerine ilişkin değerlendirmesinde önemli bir ayrıntıya dikkat çeken Prof. Dr. İbrahim Ertuğrul, sağlık kayıtlarına yansıyan tanı oranlarının hastalığın toplumdaki gerçek yaygınlığını tam olarak göstermeyebileceğini belirtti:
“İngiltere’de 11,7 milyon kişinin sağlık kayıtlarının incelendiği ve 365 binden fazla MASLD tanılı kişinin değerlendirildiği yakın tarihli çalışmada, kayıtlı MASLD sıklığının 2012’de yüzde 0,52 iken 2022’de yüzde 2,42’ye çıktığı, yani yaklaşık beş kat arttığı görüldü. Burada önemli bir ayrıntı var: Bu rakam gerçek toplum prevalansını değil, sağlık kayıtlarına geçmiş tanıları gösteriyor. Dolayısıyla hastalığın gerçek sıklığı bundan çok daha yüksek olabilir.”
Yağlı karaciğer hastalığı, karaciğer hücrelerinde aşırı yağ birikmesiyle ortaya çıkıyor. Obezite, bel çevresinde yağlanma, tip 2 diyabet, insülin direnci, yüksek kolesterol ve diğer metabolik sorunlar hastalık açısından başlıca risk faktörleri arasında yer alıyor. Hastalık ilerlediğinde karaciğerde iltihaplanma ve hücre hasarı gelişebiliyor. Bunun sonucunda ileri aşamalarda siroz, karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanseri gibi ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabiliyor.
“TÜRKİYE’DE DE CİDDİ BİR HALK SAĞLIĞI PROBLEMİ”
Yağlı karaciğer hastalığındaki artış yalnızca İngiltere’ye özgü değil. Türkiye’de de MASLD’nin giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirten Prof. Dr. İbrahim Ertuğrul, ülkemizde yapılan geniş kapsamlı araştırmalara dikkat çekti: “Metabolik disfonksiyonla ilişkili yağlı karaciğer hastalığı yani diğer bir adıyla MASLD, ülkemizde yaygın kronik karaciğer hastalığı olup giderek büyüyen bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkıyor.”
Türkiye’de 31 şehir ve 44 merkezden 14 bin 371 kişinin değerlendirildiği ulusal çok merkezli bir çalışmada, en az bir kardiyometabolik risk faktörü bulunan erişkinlerin yüzde 75,7’sinde MASLD saptandığını aktaran Prof. Dr. Ertuğrul, risk faktörlerinin sayısı arttıkça hastalığın görülme sıklığının da yükseldiğini belirtti. 2026 tarihli başka birçok merkezli çalışmada ise risk grubundaki 1039 yetişkinin yüzde 57,5’inde MASLD saptandı. Bu çalışmada oran erkeklerde yüzde 59,8, kadınlarda yüzde 55,1 olarak bulundu.
Prof. Dr. Ertuğrul, klinik pratiğinde de benzer bir tabloyla karşılaştıklarını belirterek şöyle konuştu:
“Dolayısıyla Türkiye’de de yağlı karaciğer hastalığının ciddi bir halk sağlığı problemi olduğunu söyleyebiliriz. Tablo son derece dikkat çekici. Günlük pratiğimizde de özellikle kilo fazlalığı, diyabet, insülin direnci, hipertansiyon ve kolesterol problemi olan hastalarda karaciğer yağlanmasını çok sık görüyoruz. Buradaki en önemli problem ise hastaların önemli bir bölümünün karaciğerinde yağlanma olduğunu bilmemesi. Bu nedenle farkındalığı arttırmak gerekiyor.”
ERKEKLERDE BİRAZ DAHA FAZLA GÖRÜLÜYOR
MASLD’nin yalnızca erkeklere ya da kadınlara özgü bir hastalık olmadığını vurgulayan Prof. Dr. İbrahim Ertuğrul, hastalık açısından cinsiyetten çok metabolik risk faktörlerinin belirleyici olduğunu söyledi. Türkiye’deki güncel verilerde erkeklerde hafif bir üstünlük görülürken, 2026 tarihli çalışmada MASLD erkeklerin yüzde 59,8’inde, kadınların ise yüzde 55,1’inde saptandı.
Yaş ilerledikçe hastalık riskinin de genel olarak arttığını belirten Prof. Dr. Ertuğrul, bunun yaşla birlikte insülin direnci, kas kütlesinde azalma, kilo artışı, diyabet ve diğer metabolik hastalıkların daha sık görülmesiyle ilişkili olduğunu ifade etti.
İngiltere verilerinde 2022 yılında MASLD görülme sıklığının erkeklerde 60-69, kadınlarda ise 50-59 yaş grubunda en yüksek seviyeye ulaştığı görüldü. Ancak hastalığın artık yalnızca orta ve ileri yaşlarda görülen bir sorun olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Ertuğrul, obezite ve metabolik hastalıkların daha genç yaşlara inmesiyle genç erişkinlerde, hatta çocuk ve ergenlerde de karaciğer yağlanmasıyla karşılaşıldığını söyledi.
Araştırmanın ortak yazarlarından, Londra Queen Mary Üniversitesi hepatoloji profesörü William Alazawi, hastalığın gelecekte daha büyük bir sağlık sorunu haline gelebileceği uyarısında bulundu. Alazawi, özellikle tip 2 diyabet ve obezitenin daha genç yaşlarda görülmeye başlamasının endişe verici olduğunu belirterek, yüksek risk taşıyan kişilerin erken dönemde tespit edilmesinin önemine dikkat çekti. Uzman, erken müdahalenin karaciğer yetmezliği ve kanserin yanı sıra hastalıkla ilişkili diğer komplikasyonların önlenmesinde önemli rol oynayabileceğini ifade etti.
EN BÜYÜK TEHLİKE: HASTALIK UZUN SÜRE SESSİZ KALABİLİYOR
Yağlı karaciğer hastalığının en önemli özelliklerinden biri, erken dönemde çoğu kişide herhangi bir belirtiye yol açmaması. Bu nedenle kişi kendisini sağlıklı hissederken karaciğerinde yağlanma ve hatta ileri derecede fibrozis (karaciğerde yara dokusu oluşması) bulunabiliyor. Prof. Dr. Ertuğrul, hastalığın sessiz ilerleyebileceği konusunda şu uyarıyı yaptı:
“Yağlı karaciğerin en önemli özelliği, çoğu zaman sessiz seyretmesidir. Hastaların çok önemli bir kısmında hiçbir belirti olmayabilir. Bu nedenle kişi kendisini tamamen sağlıklı hissederken karaciğerinde yağlanma ve hatta ilerlemiş fibrozis bulunabilir. Bu hastalıkta rutin karaciğer testlerinin normal olması da hastalığı kesin olarak dışlamaz.”
Bazı hastalarda halsizlik, çabuk yorulma, sağ üst karın bölgesinde hafif rahatsızlık veya dolgunluk hissi görülebilse de bu belirtilerin hastalığa özgü olmadığı belirtiliyor. Daha ileri aşamalarda ise sarılık, karında veya bacaklarda şişme, karında su toplanması, kolay morarma, kas kaybı ve bilinç değişiklikleri gibi ciddi bulgular ortaya çıkabiliyor. Ancak uzmanlara göre bu belirtilerin ortaya çıkmasını beklemek doğru değil. Özellikle fazla kilosu bulunan, diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği veya insülin direnci olan kişilerin herhangi bir şikâyeti bulunmasa dahi karaciğer açısından değerlendirilmesi önem taşıyor.
FIB-4 İLE KARACİĞERDEKİ HASAR RİSKİ DEĞERLENDİRİLEBİLİYOR
İngiltere’deki araştırmada üzerinde durulan başlıklardan biri de karaciğerdeki olası fibrozisin değerlendirilmesine yardımcı olan FIB-4 skoru oldu. Prof. Dr. İbrahim Ertuğrul, FIB-4’ün özel bir işlem gerektirmeden, rutin kan testlerinden hesaplanabilen bir risk değerlendirme yöntemi olduğunu belirtti:
“FIB-4 aslında basit bir kan testi sonucundan hesaplanan, karaciğerde fibrozis riskini değerlendirmeye yarayan non-invaziv bir skorlama yöntemi. Hastanın yaşı, bazı değerleri ile trombosit sayısı kullanılarak hesaplanır. Yani hastaya ayrıca özel bir işlem yapılması gerekmez; mevcut kan tetkiklerinden hesaplanabilir.”
FIB-4’ün doğrudan karaciğerdeki fibrozisin miktarını göstermediğini belirten Prof. Dr. Ertuğrul, yöntemin daha çok ileri fibrozis riskinin düşük veya yüksek olup olmadığını belirlemede ilk basamak olarak kullanıldığını söyledi. Yüksek veya ara risk grubundaki hastalarda FibroScan gibi elastografi yöntemleriyle karaciğer sertliğinin değerlendirilmesi ve gerektiğinde gastroenteroloji veya hepatoloji uzmanına başvurulması gerekebiliyor.
Türkiye’de de FIB-4’ün kullanıldığını belirten Prof. Dr. Ertuğrul, ülkemizde 14 bin 371 kişinin değerlendirildiği geniş kapsamlı çalışmada katılımcıların yüzde 12’sinde yüksek FIB-4 skoru saptandığını aktardı. Erkek cinsiyet, tip 2 diyabet ve hipertansiyonun yüksek FIB-4 skoru açısından bağımsız risk faktörleri olarak bulunduğunu belirtti.
Bununla birlikte FIB-4’ün tek başına tanı testi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan uzman isim, özellikle ileri obezitesi bulunan kişilerde standart eşik değerlerin fibrozis riskini olduğundan düşük gösterebilme ihtimaline dikkat çekti.
‘YAĞLI KARACİĞER ÖNEMLİ BİR ŞEY DEĞİL’ YAKLAŞIMI DOĞRU DEĞİL
“Yağlı karaciğer basit bir yağlanmadan ibaret olmayabilir. Hastalık bazı kişilerde karaciğer hücrelerinde iltihaplanmaya ve hasara kadar ilerleyebilir” diyen Prof. Dr. İbrahim Ertuğrul, “Bunun devamında fibrozis gelişebilir ve ileri evrelerde siroz, karaciğer yetmezliği ve karaciğer kanserine kadar ilerleyebilir. Dolayısıyla ‘Karaciğerim yağlanmış ama önemli bir şey değil’ yaklaşımı doğru değil” dedi.
Ancak erken dönemde fark edilen hastalıkta sürecin kontrol altına alınabileceğini belirten Prof. Dr. Ertuğrul, tedavinin temelinde kilo kaybı, düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı ve dengeli beslenme ile diyabet, hipertansiyon ve kolesterol gibi eşlik eden hastalıkların kontrolünün bulunduğunu ifade etti:
“Ancak burada sevindirici taraf şu: Hastalığın erken evrelerinde müdahale edildiğinde süreci önemli ölçüde durdurmak, hatta karaciğerdeki yağlanmayı ve metabolik bozuklukları geriletmek mümkün. Tedavinin temelini kilo kaybı, düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı ve dengeli beslenme, diyabet, hipertansiyon ve kolesterol gibi eşlik eden hastalıkların kontrol altına alınması oluşturur. Özellikle vücut ağırlığındaki anlamlı ve sürdürülebilir bir azalma karaciğer yağlanması ve inflamasyonu üzerinde çok olumlu etki gösterir.”
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:53
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 10 Eylül 2026 10:14 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















