Çin in dünü, bugünü ve yarını: Utanç yüzyılından süper güce Dış Haberler
Haberturk sayfasından alınan verilere göre, Ankara24.com bilgi veriyor.
Çift kutuplu dünya düzeninin yıkılması ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Çin, yaklaşık 35 yıl içinde yeni dünya düzeninin en büyük üretim devlerinden birine dönüştü ve ABD’nin karşısındaki en büyük küresel güç odağı haline geldi.
Büyüme modeli, siyasi yapısı ve devlet kapitalizmi tartışmalarıyla onlarca akademik çalışmaya konu olan Çin; bugün hem övgülerin hem de sert eleştirilerin merkezinde yer alıyor.
İnsanlık tarihinin en kadim medeniyetlerinden biri olan Çin, 1,5 milyarlık nüfusuna rağmen hâlâ nispeten kapalı bir toplum yapısına sahip. Çin'in bugününü ve bugünlere gelişinin hikayesini, temel yapısını ve geçmiş tecrübelerini anlayabilmek için öncelikle nicel değerlerle bakmamız ve nasıl bir küresel güçten bahsettiğimizi özetlememiz gerekiyor.
OECD’nin partner ülkelerinden biri olan Çin’in resmi nüfusu yaklaşık 1,45 milyar. Bu da onu Hindistan’ın ardından dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi yapıyor.
1980-2015 arasında uygulanan “tek çocuk politikası”, bugün Çin’in karşı karşıya olduğu demografik sorunların temel nedenlerinden biri olarak görülüyor. Tahminlere göre bu politika nüfus artışını yaklaşık 350 milyon azalttı ve toplumdaki kadın-erkek dengesini bozdu. Çin yönetimi 2021’de üç çocuk politikasına geçti.
Bugün Çin yaklaşık 18,5 trilyon dolarlık GSYH’ye sahip. Kişi başına gelir 13 bin dolar seviyesinde. ABD’nin ardından dünyanın en büyük ikinci ekonomisi konumunda. Enflasyon yüzde 1 seviyesinde.
İmalat, ihracat, elektrikli araç, güneş paneli ve çelik üretimi gibi birçok alanda dünya lideri olan Çin, aynı zamanda dünyanın en büyük karbon salımı yapan ülkesi. Bunun temel nedeni devasa üretim kapasitesi ve yoğun kömür kullanımı.
OECD’nin PISA testlerinde Çin’in bazı bölgeleri yıllarca dünyanın en başarılı eğitim sistemleri arasında yer aldı. Üniversiteleri yükseliş içinde olan Çin’in çok sayıda ülkeyle öğrenci değişim programları bulunuyor. Buna Türkiye de dahil. Çin’in bilimsel yayın, mühendislik ve teknoloji yatırımlarındaki hızlı yükselişi de dikkat çekiyor. Ülke, ABD ile beraber ARGE yatırımlarında lider konumda.
Çin’in küresel etkisinin önemli bir kısmı altyapı yatırımları, enerji projeleri ve ticaret ağlarından geliyor. Ciddi bir altyapı bütçesi olan Çin, yenilenebilir enerji ve elektrikli araç üretiminde özellikle Avrupa’nın oldukça önüne geçmiş durumda.
Utanç döneminden küresel güceÇin, her ne kadar tarihsel olarak da gelişmiş bir medeniyete sahip olsa da inanılmaz bir sıçramayla bugünkü konumuna erişti. Onlarca akademik makaleye konu olması ve her açıdan tartışılmasının sebebi de biraz bu.
1796 yılında Qing Hanedanlığı, dünya nüfusunun yaklaşık üçte birini yönetiyordu ve dönemin en güçlü imparatorluklarından biriydi. 1912 yılına gelindiğinde imparatorluk çöktü ve Çin'i yöneten 2 bin yıllık hanedanlar dönemi sona erdi. Yerini modern Çin Cumhuriyeti aldı. Ancak çöküşe çare olmadı.
Qing Hanedanı'nı ve daha sonrasında Çin Cumhuriyeti'ni yıkılmaya götüren süreç, Birinci Afyon Savaşı olarak da bilinen İngiliz-Çin Savaşı'yla (1839–1842) başladı, 1943'te bitti. Bu dönemin adı, "Utanç Yüzyılı". Çin tarihinin en kara 100 yıllarından biri.
Bu dönem; Batılı güçlerin, Rusya’nın ve Japonya’nın Çin’e müdahale ettiği, ülkeyi ekonomik ve siyasi olarak zayıflattığı yaklaşık 100 yıllık süreci ifade ediyor.
19.yüzyılda Batılı devletler dünyanın büyük bölümünü sömürgeleştirmişti. Çin de bu baskının hedeflerinden biri oldu.
İngilizler, sömürgesi Hindistan üzerinden Çin’e büyük miktarda afyon kaçırdı. Afyonun üretimi ve tüketimi Çin’de yasaktı. Ancak kaçak ticaret kısa sürede milyonlarca insanı bağımlı hale getirdi.
Bu süreç yalnızca toplumsal bir kriz yaratmadı; aynı zamanda Çin ekonomisini de sarstı. Britanya, Çin’le ticarette büyük avantaj elde etti ve Çin’den büyük miktarda gümüş çıkışı yaşandı. Ülkede afyon bağımlılığı nedeniyle hem toplumsal düzen hem de devlet kapasitesi ciddi derecede zayıfladı.
Çin’in afyon ticaretini engelleme girişimi savaşla sonuçlandı. Birinci Afyon Savaşı’nda yenilen Qing Hanedanlığı, Hong Kong’u Britanya’ya bırakmak zorunda kaldı. Hong Kong üzerindeki İngiliz hakimiyeti 1997’ye kadar sürdü.
Savaş sonrası imzalanan eşitsiz anlaşmalar Çin’i daha da zayıflattı.
1856’da Britanya ve Fransa, Çin’deki imtiyazlarını genişletmek amacıyla yeniden savaşa girdi. İkinci Afyon Savaşı’nı da kaybeden Çin, yeni limanlar açmayı, afyon ticaretini yasallaştırmayı ve yabancıların Pekin’e yerleşmesine izin vermeyi kabul etti.
Batılı devletlerin ardından Fransa da Çin üzerindeki etkisini artırmaya çalıştı. Vietnam üzerindeki hakimiyet mücadelesi nedeniyle Çin’le savaşa giren Fransa, deniz gücünün avantajıyla üstünlük sağladı. Vietnam'ı sömürgeleştiren Fransa, fark etmeden, ABD tarihinin en büyük yenilgilerinden birinin de temellerini atmış oldu.
Meiji Restorasyonu sonrası hızla modernleşen Japonya, Asya’daki etkisini genişletmeye başladı. 1894-1895 yıllarındaki Birinci Çin-Japon Savaşı’nda Çin ağır yenilgi aldı. Tayvan ve Kore üzerindeki hakimiyetini kaybetti.
Bu yenilgiler Qing Hanedanlığı’nı çöküşe sürükledi.
Batılı devletlerin ve Japonya’nın baskıları Çin toplumunda büyük bir öfke yarattı. Bunun sonucu olarak Boxer Ayaklanması patlak verdi.
Batı etkisine ve yabancı imtiyazlarına karşı başlayan ayaklanma, Sekiz Ulus İttifakı’nın müdahalesiyle bastırıldı.
Almanya, Japonya, Rusya, Britanya, Fransa, ABD, İtalya ve Avusturya-Macaristan’dan oluşan koalisyon yaklaşık 45 bin askerle Kuzey Çin’i işgal etti.
Ayaklanmanın ardından imzalanan Boxer Protokolü, Çin tarihinin en aşağılayıcı anlaşmalarından biri kabul ediliyor. Çin tarihinin en aşağılayıcı anlaşmalarından biri olan bu protokol belgesi, Çin Devlet Müzesi'nde saklanıyor.
Bu anlaşmayla Çin’e ağır tazminatlar yüklendi, yabancı askerlerin Çin’de konuşlanmasına izin verildi ve Çin yönetiminin birçok egemenlik hakkı sınırlandırıldı. Hatta anlaşma o kadar eşitsizdi ki ABD, aşırıya kaçtıklarını söyleyerek sömürgeci güçlerin Çin'i hukuken sömürgelere bölmesini engelleyen ve Çin pazarlarına evrensel ticaret erişimini garanti eden Açık Kapı Politikası'nı oluşturdu.
1911 yılına gelindiğinde milliyetçiler ayaklandı ve iki bin yıllık hanedan düzeni sona erdi. Qing Hanedanlığı yıkıldı. Sun Yat-sen önderliğinde Çin Cumhuriyeti kuruldu.
Ancak ülke istikrara kavuşamadı.
I. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’nın Çin’deki hakları ve toprakları Japonya’ya devredildi. 1931’de Japonya Mançurya’yı tamamen işgal etti.
II. Dünya Savaşı ise Çin tarihinin en yıkıcı dönemlerinden biri oldu.
8 yıllık Japon işgali boyunca milyonlarca insan hayatını kaybetti. Özellikle Nanking Katliamı gibi olaylar Çin toplumunda derin travmalar yarattı. Büyük katliamlar yaşandı, şehirler harabeye döndü ve ülkenin ekonomik altyapısı ağır hasar aldı.
Yaklaşık bir asır süren bu dönemde Çin; girdiği tüm savaşları kaybetti. Egemenlik tavizleri verdi, ekonomik olarak çöktü ve siyasi istikrarını büyük ölçüde yitirdi.
Bugün Çin milliyetçiliğinin temelinde hâlâ bu “Utanç Yüzyılı” hafızası bulunuyor.
1943’ten itibaren ise Almanya ve Japonya'nın yenilgiye yaklaşmasıyla tablo değişmeye başladı. II. Dünya Savaşı’nın ardından ABD ve Britanya, Çin’deki birçok ayrıcalığından vazgeçti. Fransa da benzer şekilde birçok hakkını Çin'e iade etti.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin doğuşu1911’de hanedanın yıkılmasının ardından kurulan cumhuriyet, uzun süre iç krizlerle mücadele etti.
Milliyetçilerin lideri Çan Kay-şek ülkenin büyük bölümünde kontrol sağlamayı başarsa da Çin Komünist Partisi’ni tasfiye etmeye çalışması yeni bir iç savaşı başlattı.
Ülkenin güneydoğusunda hiç kimsenin tanımadığı Çin Sovyet Cumhuriyeti adlı bir devlet kuran Mao, tüm ülkedeki komünist avından kaçanlara sığınak sundu ve her geçen gün kitlesini büyüttü. Ancak Çan Kay-şek baskısını giderek artırdı ve Mao ile yoldaşları kuşatmadan çıkmak için meşhur "Uzun Yürüyüş"ü gerçekleştirdi.
Komünistler yaklaşık 370 gün boyunca Çin’in güneydoğusundan kuzeybatısına kadar 9600 kilometre yürüdü. Açlık, hastalık ve çatışmalar nedeniyle büyük kayıplar verildi ancak hareket tamamen yok olmadı.
Bu süreç Mao’nun liderliğini güçlendirdi.
1937’de Japonya’nın Çin’i işgal etmesiyle milliyetçiler ve komünistler geçici olarak birleşti ve Birleşik Cephe kuruldu.
Ancak savaş sonrasında uzlaşma ve müzakere yoluyla çözüm girişimleri başarısızlıkla sonuçlanınca, milliyetçi hükümet güçleri ile Maocular arasındaki savaş yeniden başladı.
1949’a gelindiğinde Mao’nun güçleri ülkenin büyük bölümünü kontrol altına aldı, Çin Halk Cumhuriyeti kuruldu. Çan Kay-şek ve Kuomintang yönetimi Tayvan’a çekildi. Milliyetçilerin kaybetmesinin sebebi olarak Çan Kay-şek'in güçlü bir merkezi hükümet kurma çabası sırasında Çin'deki çok sayıda çıkar grubunu kendine düşman etmesi ve Japonlara karşı savaşta ciddi derecede yıpranması öne çıkıyor.
Mao dönemiMao döneminde Çin siyasi, ekonomik ve kültürel olarak baştan aşağı dönüşmeye başladı. Hızlı bir sanayileşme ve kolektifleşme programı uygulandı. Amaç kısa süre içinde tarım toplumundan modern sosyalist sanayi devletine geçmekti.
Ancak “Büyük İleri Atılım” adı verilen ekonomik dönüşüm politikası ağır bir başarısızlıkla sonuçlandı. Tarımsal üretimde yaşanan çöküş ve yanlış planlama nedeniyle büyük bir kıtlık ortaya çıktı.
Milyonlarca insan hayatını kaybetti. Bugün bu politika insani felaket olarak anılıyor.
Mao döneminin en tartışmalı süreçlerinden biri de Kültür Devrimi oldu. Sovyetler Birliği lideri Kruşçev'in Stalin'i kınaması ve ülke içinde yaptığı dönüşümler, Çin'deki Mao muhalifi komünistlere de ilham vermiş, partide çatlak sesler çıkmaya başlamıştı.
1966’da başlayan bu süreçte Mao, parti içindeki rakiplerini tasfiye etmeyi ve toplumu kendi ideolojik çizgisine göre yeniden şekillendirmeyi hedefledi.
Kızıl Muhafızlar adı verilen radikal gençlik grupları okulları, üniversiteleri ve kültürel kurumları hedef aldı.
Klasik eserler yasaklandı, çok sayıda akademisyen ve bürokrat baskıya uğradı.
Kültür Devrimi, Çin’de büyük bir toplumsal travma yarattı. Parti içindeki muhalif kadrolar tasfiye edilirken eğitim sistemi ve kültürel hayat da ağır şekilde sarsıldı.
ABD ile yakınlaşmaÇin'in Sovyetler Birliği'yle komünist fikir birliğinden ayrılmaya başlaması ise okyanus ötesinde yankı buldu.
Soğuk Savaş sırasında 1970'lerin başlarına kadar komünist bir ülke olması nedeniyle Çin Halk Cumhuriyeti'ni tanımayı reddeden Amerika Birleşik Devletleri ve çoğu Batı ülkesi, Çin'in tek meşru hükümeti olarak Mao yönetimini tanıdı. Dönemin ABD lideri Nixon, bu yolla Sovyetler Birliği ve Çin'i birbirinden tamamen ayırarak komünist cepheyi parçalamayı umuyordu.
1970 öncesinde ABD dahil tüm Batı ülkelerinin "Çin" olarak tanıdığı Tayvan'ı ise 2026 itibarıyla yalnızca 12 BM üye devleti ve Vatikan tanıyor.
Deng Xiaoping ve ekonomik dönüşüm1976’da Mao’nun ölümünün ardından Çin’de yeni bir dönem başladı.
İktidar mücadelesinin sonunda Deng Xiaoping ülkenin en güçlü lideri haline geldi. Mao'nun eşinin de içinde bulunduğu üst düzey dört yönetici tutuklandı ve Kültür Devrimi'ndeki aşırılıkların sorumlusu ilan edildi.
1978’den itibaren reform ve dışa açılma politikaları uygulandı.
Tarımda devlet kontrolü gevşetildi, özel girişim teşvik edildi ve serbest piyasa bölgeleri oluşturuldu. Vatandaşların kişisel yaşamları üzerindeki devlet kontrolü gevşetildi. Birçok köylü birden fazla arazi sahipliği hakkı elde etti.
Bu dönüşüm, Çin’in planlı ekonomiden daha karma bir ekonomik modele geçişini simgeliyordu.
Çin yönetimi bu sistemi “Çin özellikli sosyalizm” olarak tanımladı.
Ekonomik reformların ardından Çin 30 yıl boyunca ortalama %10 büyüme oranlarıyla dünyanın en hızlı büyüyen büyük ekonomisi oldu. Yüz milyonlarca insan kırsal yoksulluktan çıkarıldı ve Çin küresel üretim zincirinin merkezi haline geldi.
Birçok akademisyen bu modeli “parti-devlet kapitalizmi” olarak tanımlıyor.
Çin, 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne katıldı.
Hong Kong 1997’de, Macau ise 1999’da Çin’e devredildi.
1978-2018 arasında Çin yaklaşık 800 milyon insanı aşırı yoksulluktan çıkardı.
1981’de yüzde 88 seviyesinde olan aşırı yoksulluk oranı, 2019 itibarıyla yüzde 1’in altına düştü.
İhracat odaklı büyüme modeli, düşük maliyetli iş gücü ve büyük üretim kapasitesi Çin ekonomisinin temel motorları oldu.
Cari fazla, 1982 ile 2021 yılları arasında 53 kat arttı.
Ancak Donald Trump'ın "Çin virüsü" olarak nitelendirdiği COVID-19 pandemisi Çin ekonomisini de ciddi biçimde etkiledi ve büyüme hızında önemli düşüş yaşandı.
Xi Jinping dönemiBugün dünyanın içinden geçtiği savaş ve kriz dolu dönemde Çin, dünyanın en büyük ekonomisi ve askeri kapasitesine sahip olan ABD'ye karşı en büyük güç olarak öne çıkıyor. ABD ve İsrail'in saldırılarıyla başlayan İran Savaşı'nda ABD'nin kesin bir zafere ulaşamaması, özellikle enerji transferi için hayati öneme sahip Hürmüz Boğazı'nın İran tarafından kapanmasıyla şok yaşayan enerji piyasaları; Çin'in küresel düzlemdeki etkisini de değiştirdi.
Yenilenebilir enerji yatırımında dünyada ilk sırada olan Çin, enerji krizi yaşayan Asya ülkelerindeki gücünü bu yolla artırmayı başardı.
Tayvan üzerindeki Çin baskısı ise hala sürüyor. Hatta Çin'in Tayvan'a olası müdahalesinin küresel dünya düzenini Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan da, İran Savaşı'ndan da çok daha derin etkileyeceğini öne süren uzmanların sayısı hiç de az değil.
ABD Başkanı Trump'ın Çin'e gerçekleştirdiği tarihi ziyaret, Trump'ın ikinci döneminde ortaya koyduğu 'güçlünün hukuku' düzenine Çin'in nasıl bir cevap vereceğini ortaya koyuyor. Çin Halk Cumhuriyeti; BRICS, Şangay Örgütü, Rusya'nın Batı dünyasından dışlanması sonucu Çin'e daha bağımlı hale gelmesi ve ABD'nin Avrupa Birliği'ne yönelik sert politikası nedeniyle AB ülkelerinde Çin yatırımlarının 'tabu' olmaktan çıkmaya başlaması nedeniyle küresel sistemde çok daha farklı bir düzlemde yerini almaya hazırlanıyor.
Peki, Xi nasıl bir dünya görmek istiyor?Xi’nin liderliği altında Çin’in dış politika yaklaşımı, Deng Xiaoping’in “gücünü gizle, zamanını bekle” sloganıyla yönetilen dönemden tamamen uzaklaştı. Xi zamanın geldiğini ve ülkenin gücünü saklamaya gerek olmadığını düşünüyor. Xi, Çin’in çıkarlarının daha agresif bir şekilde savunulması politikasını uyguluyor.
Çin kendini küresel kuralları ve kurumları tanımlarken ABD ile eşit bir konumda görüyor. Xi için zaman Çin’in lehine işliyor; Pekin’de giderek yaygınlaşan görüşe göre Doğu yükselirken Batı, özellikle de ABD, gerilemekte. Çin artık kendi modelinin sadece yurt içinde etkili olmakla kalmayıp, diğer ülkelerin de örnek alabileceği bir model olduğunu öne sürüyor.
Xi yönetimindeki Çin, giderek daha etkili bir küresel aktör olmaya kararlıdır ve ulusal çıkarlarını eskisinden daha güçlü bir şekilde savunmaya hazır.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:89
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 16 Mayıs 2026 15:09 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















