Ankara24.com
close
up
Burhanettin Duran: Türkiye, NATO içinde artan önemini güçlü bir biçimde ortaya koydu

Burhanettin Duran: Türkiye, NATO içinde artan önemini güçlü bir biçimde ortaya koydu

Trthaber sayfasından alınan verilere göre, Ankara24.com bilgi veriyor.

İletişim Başkanı Prof. Dr. Duran, "36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Ankara Zirvesi ve Türkiye'nin Stratejik İletişimi" başlıklı makaleyi AA Brifing dergisi için kaleme aldı.

Duran, şunları kaydetti;

Uluslararası sistem birçok tehdidin aynı anda ve yoğun biçimde hissedildiği bir döneme girmiştir. Avrupa’da süren savaş, Orta Doğu’da derinleşen istikrarsızlık, enerji ve tedarik zincirlerinin bozulması, siber saldırılar, yapay zekâ destekli dezenformasyon ve toplumsal dayanıklılığı hedef alan hibrit tehditler aynı güvenlik denkleminde buluşmaktadır. Böyle bir ortamda geçmişten miras kalan kurumsal birikim, ittifakları ayakta tutmak için tek başına yeterli değildir. İttifakların yeni risk ve tehditlerin farkında olarak değişen koşullara uygun ortak politika ve kapasiteler geliştirmeleri bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

Ankara’da gerçekleştirilen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, tam da bu nedenle ev sahipliği organizasyonunun ötesinde bir anlama sahiptir. Ankara'daki Zirve hem küresel güvenlik mimarisi hem de Türkiye'nin bu mimarideki konumu açısından büyük bir önem taşımaktadır. Zirve Türkiye’nin NATO içindeki konumunu yeniden tarif eden ve İttifakın geleceğinde Türkiye’nin rolünü daha görünür kılan stratejik bir eşik olmuştur.

NATO'nun esas gücü, tarihsel süreçte karşılaştığı yeni tehditlere adapte olma kabiliyetinde saklıdır. Bugün de NATO yeni bir adaptasyon ve dönüşüm sürecine girmiştir. Doğu sınırlarında yeniden somutlaşan konvansiyonel tehdit algısına uzak coğrafyalardan yükselen büyük güç rekabetinin eklenmesi ve külfet paylaşımı tartışmasının adil paylaşımdan sorumluluk kaydırmaya evrilmesi, "NATO 3.0" olarak adlandırılan yeni bir yaklaşımı doğurmuştur. Bu yaklaşım, daha yetenekli, harcamasını gerçek askeri kapasiteye dönüştürebilen ve külfeti müttefikler arasında daha dengeli dağıtan bir ittifak hedeflemektedir. 7-8 Temmuz 2026'da Ankara'da düzenlenen zirve ise tam da bu üçüncü dönemin şekillendiği kritik bir dönemeç olarak 3.0’ı inşa etmiştir. Bu durum, NATO'nun jeopolitik değişimler karşısında sürekli yeniden tanımlanan bir ittifak olduğunu göstermesi açısından önemli bir dönüşüme işaret ederken Türkiye’nin de bu dönüşümlerdeki rolü ve etkisini ortaya koymaktadır.

Ankara Zirvesi’nin Mesajları

Unutmayalım ki bir devletin kendini uluslararası sistemde nasıl konumlandırdığı tek başına maddi kapasiteyle belirlenemez, o kapasitenin etrafında kurulan anlatı gücüyle belirlenir. Bu kapasite ancak doğru anlatıldığında bir temsile dönüşür. Devletler, kendi kimliklerini, sistemin işleyişini ve gelecek vizyonlarını birbirine bağlı anlatılar üzerinden kurar ve bu anlatıları farklı kitlelere farklı kanallardan ulaştırmak için çabalar. Türkiye'nin Ankara Zirvesi'nde dünyaya verdiği mesajlar da aslında bu anlatının bir parçasıdır.

Türkiye’nin ilk ve en temel mesajı, güvenlik üreten bir müttefik olduğudur. NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiye, askeri kapasitesini yalnızca sayısal büyüklük üzerinden değil, operasyonel tecrübe, coğrafi erişim, savunma sanayi üretim kapasitesi ve krizlere süratle cevap verebilme imkânı üzerinden geliştirmektedir. İzmir'deki NATO Kara Komutanlığı ve İstanbul'daki NATO Süratli İntikal Edebilir Kolordusu Karargâhı, Türkiye'nin İttifakın komuta mimarisindeki yerini göstermektedir. Türkiye ayrıca, radar ve harekât altyapısıyla İttifakın erken uyarı kapasitesine de katkı sunmaktadır.

Estonya, Romanya ve Litvanya’ya yönelik hava polisliği taahhütleri ile TCG Anadolu’nun öncülüğünde Steadfast Dart-26 tatbikatına sağlanan katkı, bu rolün sürekliliğini teyit etmektedir. Güvenliğin artık yalnızca sınır savunmasından ibaret olmadığı bir çağda Türkiye; siber alan, kritik altyapılar, lojistik hatlar, insansız sistemler ve stratejik iletişim boyutlarında da İttifak kapasitesine katkı sunmaktadır. Ankara Zirvesi’nin mesajı açıktır: Türkiye, NATO’nun güney kanadında duran bir cephe ülkesi değil, farklı tehdit alanlarında etkin rol oynayan merkezî bir güvenlik sağlayıcısıdır.

Böylece Türkiye çevreden merkeze ilerleyen konumunu pekiştirmiştir. Türkiye NATO sınırlarını koruyan bir müttefik olmanın ötesinde Ukrayna’dan Kafkasya’ya, Suriye’den Körfez’e, Akdeniz’den enerji ve ulaştırma koridorlarına kadar İttifakı ilgilendiren hemen her başlıkta doğrudan ağırlık taşıyan bir ülkedir.

İkinci mesaj, caydırıcılık ile diplomasiyi birbirinin alternatifi olarak görmeyen bir arabuluculuk anlayışıdır. Türkiye, krizlerin tırmanmasını önlemeyi, temas kanallarını açık tutmayı ve diplomasiye alan açmayı güvenlik anlayışının ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirmektedir. Ukrayna’daki savaş boyunca taraflarla sürdürülen temaslar, İstanbul’da oluşturulan müzakere zemini ve tahıl koridorunun açılmasını sağlayan diplomatik çaba, bu yaklaşımın somut örnekleri arasında yer almaktadır.

Benzer biçimde Gazze, Lübnan, Libya, Suriye ve İran merkezli gerilimlerde Türkiye’nin yaklaşımı, çatışmaların bölgesel yayılma etkisini sınırlandırmak ve siyasi çözüm ihtimalini korumak olmuştur. Bu tutum, NATO’nun askeri caydırıcılığının tek başına yeterli olmadığı, krizleri yönetebilecek diplomatik erişimin de İttifakın ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeğiyle uyumludur. Türkiye’nin farklı aktörlerle konuşabilme kapasitesi, İttifakın doğrudan kuramadığı temasları mümkün kılan stratejik bir erişim alanı oluşturmaktadır.

Bu erişim kapasitesinin kaynağı, Türkiye'nin tek bir eksene hapsolmayan diplomatik konumlanmasıdır. NATO üyeliğini sürdürürken aynı zamanda Rusya ile diyalog kanallarını canlı tutabilmesi; Türk Devletleri Teşkilatı, Orta Doğu, Afrika ve Kafkasya'da eşzamanlı ve aktif bir diplomasi yürütebilmesi, Türkiye'yi yankı odalarında konuşan değil, farklı aktörlerle aynı anda temas kurabilen bir aktör hâline getirmektedir. Bu kapasite yalnızca Türkiye açısından değil, doğrudan temas kuramadığı aktörlere ulaşma ihtiyacı duyan İttifak açısından da önemli bir diplomatik değer üretmektedir.

Bu arabuluculuk anlayışı, İttifak dışına değil, İttifakın kendi içine de yönelmiştir. Uluslararası güvenlik ortamında NATO'nun geleceği ve birlikteliği zaman zaman tartışma konusu olurken, Ankara Zirvesi'nin güçlü bir birlik mesajıyla tamamlanması dikkat çekmiştir. Türkiye, farklı yaklaşımlara sahip müttefikler arasında diyalog kanallarının açık tutulmasına ve uzlaşı zemininin güçlenmesine katkı sunan ülkeler arasında yer almıştır. Bu süreç, Türkiye'nin NATO içinde yalnızca dış krizleri değil, İttifakın kendi iç uyumunu da yönetebilen ve kurumsal dayanıklılığa katkı sağlayan aktörlerden biri olarak değerlendirilmesini desteklemiştir.

Üçüncü mesaj, Türkiye’nin Karadeniz, Kafkasya, Akdeniz ve Orta Doğu’yu birlikte okuyabilen bölgesel liderlik kapasitesidir. Bugünün tehditleri tek bir coğrafi yönden gelmemektedir. Geleneksel güvenlik kaygıları ne kadar meşruysa, terörizm, düzensiz göç, devlet kırılganlığı, enerji güvenliği, deniz ulaşım hatları ve bölgesel çatışmalar gibi çok yönlü riskler de aynı ölçüde stratejiktir. Türkiye'nin savunduğu 360 derece güvenlik yaklaşımı, bu tehdit alanlarının birbirinden koparılamayacağı gerçeğine dayanmaktadır.

Ankara Zirvesi kapsamında İstanbul İşbirliği Girişimi ülkeleriyle kurulan temaslar, Körfez güvenliği ile Avrupa-Atlantik güvenliği arasındaki bağın daha görünür hâle gelmesini sağlamıştır. Türkiye’nin 2004’te temelleri atılan bu girişime verdiği önem, NATO’nun bölgesel ortaklıklarını genişleten ve İttifakı kendi coğrafi sınırlarının ötesindeki güvenlik dinamikleriyle daha sağlıklı ilişkilendiren bir perspektifi yansıtmaktadır. Türkiye’nin bölgesel liderliği, yalnızca yakın çevresinde etkin olmak anlamı taşımamakta, tam aksine farklı güvenlik havzaları arasında siyasi, askerî ve diplomatik bağ kurabilmek anlamına gelmektedir.

Dördüncü mesaj, yükümlülüklerini yerine getirirken İttifakın geleceğine ilişkin daha dengeli bir sorumluluk paylaşımı talep eden stratejik müttefikliktir. Savunma harcamalarının artırılması önemlidir; ancak mali taahhütlerin konuşlandırılabilir, müşterek çalışabilir ve sürdürülebilir askerî kapasiteye dönüşmesi asıl ölçüttür. Türkiye, külfet paylaşımını yalnızca bütçe oranları üzerinden ele almamaktadır. Bu hususta meseleyi sahadaki katkı, operasyonel risk, üretim kapasitesi, üs ve karargâh desteği ile diplomatik sorumluluklar üzerinden değerlendirmektedir.

İttifak uyumu da tekdüzelik anlamına gelmemektedir. Otuz iki farklı tarihsel tecrübeye ve güvenlik kültürüne sahip bir yapıda görüş ayrılıkları doğaldır. Esas olan, farklılıkları ortak savunma iradesini zayıflatmadan yönetebilmek ve hiçbir müttefikin tehdit algısını ikincil görmemektir. Türkiye’nin uzun süredir vurguladığı risklerin İttifak gündeminde daha görünür hâle gelmesi, kolektif savunmanın daha dengeli ve gerçekçi bir zeminde ele alınmasına katkı sağlamaktadır.

Ankara Zirvesi'nde savunma sanayinin dönüşümü

Ankara Zirvesi, savunma sanayiinin ittifak siyasetindeki merkezi rolünü de daha görünür kılmıştır. NATO Savunma Sanayii Forumu'nun Zirve kapsamında ilk kez düzenlenmesi, bu alanın artık İttifak gündeminin çeperinde değil merkezinde yer aldığının açık bir göstergesi olmuştur.

Türkiye son yıllarda insansız hava araçlarından deniz platformlarına, zırhlı araçlardan elektronik harp ve hava savunma sistemlerine kadar geniş bir alanda üretim, ihracat ve teknoloji kapasitesini yükseltmiştir. Sektörün ihracatı 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 48 artışla 10 milyar 54 milyon dolara ulaşmıştır. Bu üretim gücünün arkasında, sektörde yüzde 80'i aşan bir yerlilik oranına ulaşılmış olması yer almaktadır. Türkiye'nin gelişen savunma sanayii, üretim kapasitesi ve teknolojik altyapısı, Forum’da da vurgulandığı üzere, ortak üretim ve tedarik zincirleri açısından müttefikler nezdinde dikkat çeken unsurlar arasında yer almıştır.

Bu gelişim yalnızca millî güvenliğimizin değil, NATO'nun ortak caydırıcılığının da güçlenmesi anlamına gelmektedir. Avrupa'nın ihtiyaç duyduğu üretim ölçeği, teknolojik esneklik ve tedarik güvenliği dikkate alındığında, Türkiye'nin Avrupa savunma sanayi mimarisinin vazgeçilmez unsurlarından biri hâline gelmesi ortak güvenliğin gereğidir. Müttefikler arasındaki kısıtlamaların azaltılması, müşterek projelerin geliştirilmesi ve Türk savunma sanayiinin Avrupa'daki mekanizmalara tam ve adil biçimde dâhil edilmesi, İttifakın toplam kapasitesini artıracaktır. Nitekim zirve boyunca ortaya konan tablo, Türk savunma sanayiinin artık yalnızca bir tedarikçi değil; üretici, ihracatçı ve stratejik ortak kimliğiyle NATO'nun savunma dönüşümünde öne çıkan aktörlerden biri olarak değerlendirildiğini göstermiştir.

Bu tablonun arka planında, Türkiye'nin yerli savunma sanayii yatırımları, bağımsız teknoloji geliştirme kapasitesi ve çok yönlü dış politika anlayışıyla örülü daha geniş bir stratejik özerklik yaklaşımı bulunmaktadır. Değişen güvenlik ortamında bu yaklaşım artık bir tercih değil, ihtiyaç olarak okunmaktadır: Avrupa'nın kendi savunma kapasitesini artırma arayışı ve NATO'nun kolektif dayanıklılığını güçlendirme hedefi, Türkiye'nin bu yönde attığı adımların stratejik önemini daha da belirginleştirmektedir.

Ankara Zirvesi'nin stratejik iletişim dili

Ülkelerin uluslararası sistemdeki ağırlıklarını tahkim etmelerinde, kendi jeopolitik hikayelerini inşa etmelerinde ve küresel mesajlarını iletmelerinde en belirleyici faktörlerden biri kuşkusuz liderlik rolüdür. NATO gibi küresel ölçekteki zirvelerin dünya medyasında büyük ölçüde liderler düzeyindeki ikili temaslar, jestler ve ortak fotoğraf kareleri üzerinden haberleştirilmesi, siyasal liderliğin diplomatik etkisini artıran temel dinamiklerden biridir. Bu doğrultuda Ankara Zirvesi; bir devletin stratejik rolünün yalnızca kurumsal politika metinleriyle sınırlı kalmadığını, o rolü cisimleştiren ve doğrudan muhataplarına aktaran liderler sayesinde küresel kamuoyunda karşılık bulduğunu gösteren güncel ve somut bir örnek teşkil etmiştir. Önceki NATO zirvelerine kıyasla Ankara Zirvesi’ne rekor düzeyde basın mensubunun katılımı ve Zirve’de verilen mesajların dünyanın dört bir yanına dağıtılması da bununla ilişkilidir.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın zirve boyunca Türkiye’yi güvenilir, kilit ve merkezi bir müttefik olarak konumlandırması bu duruşu zirve boyunca ve sonrasında diplomatik jestlerle tahkim etmesi, kurumsal ve bürokratik açıklamaların ötesinde, doğrudan hedefe ulaşan güçlü bir etki ortaya çıkarmıştır. Bu durum salt diplomatik bir temsili aşarak Türkiye’nin masadaki ağırlığını ve karar alma süreçlerindeki kurucu rolünü küresel kamuoyuna doğrudan aktarmıştır.

Liderlik faktörü, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi gibi yüksek sembolik değere sahip bir mekanla bütünleştiğinde ise çok daha derinlikli bir stratejik anlatıya dönüşmüştür. Cumhurbaşkanımızın “Küresel diplomasinin kalbi Cumhurbaşkanlığı Külliyemizde atmaktadır” ifadesi, bir yandan zirvenin yoğun diplomatik trafiğine işaret ederken; diğer yandan özü itibarıyla "Milletin Evi" olarak tasarlanan Külliye’nin, farklı devletlerden liderlere ev sahipliği yaparak küresel misyonunu başarıyla taçlandırdığını göstermektedir. Bu bütünleşme, devletimizin saygınlığının, güvenilirliğinin ve vizyoner gücünün mekânsal bir temsili olarak tarihe geçmiştir.

Türkiye’nin sergilediği misafirperverlik de yine bu anlamda İttifaka verilen önemin bir göstergesi olmuştur. Zirveye eşlik eden kültürel programlar misafirperverlik anlayışımızı sözden öte bir deneyime dönüştürmüştür. Bu doğrultuda Türk mutfağının zenginliğinin ağırlama programlarına taşınması; geleneksel el sanatları ve müzik icralarından oluşan bir kültürel çerçevenin müttefik heyetlerinin gündelik temposuna dahil edilmesi; Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nin ve sanat koleksiyonlarının konukların ziyaretine açılması gibi adımlar dünyaya bir zirveyi aktarmakla kalmamış, binlerce yıllık devlet geleneğimizin ve ağırlama kültürümüzün izlerini de taşımıştır.

Sonuç

Bir zirveyi ev sahibi olarak düzenlemek yalnızca organizasyon, lojistik ve protokol meselesi olarak ele alınmamalıdır. Ankara, müttefiklerini güvenli, düzenli, konforlu ve yüksek standartlara sahip bir ortamda ağırlarken aynı zamanda NATO’nun geleceğine dair yapıcı bir perspektif sunmuştur. Nitekim NATO’nun değişen konseptiyle birlikte Türkiye, önümüzdeki dönemde de İttifakın caydırıcılığını güçlendiren, diplomasi kanallarını açık tutan, stratejik denge kuran ve müşterek güvenliğe somut kapasite sağlayan vazgeçilmez bir müttefik olmayı sürdüreceğini bu zirvede tüm aktörlere tekrar göstermiştir.

Türkiye’nin güvenlik, savunma ve arabuluculuk alanlarında ulaştığı merkezî konum da bu durumu doğrulamaktadır. Binlerce diplomatın, basın mensubunun, uzman ve temsilcinin ağırlandığı Zirve; güvenlik, ulaşım, yayıncılık, kriz iletişimi ve kamu diplomasisi alanlarında yüksek ölçekli bir kurumsal koordinasyon ortaya koymuştur.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak medya ve yayın faaliyetleri, akreditasyon süreçleri, kriz iletişimi ve kamu diplomasisi noktasında tüm imkanlarımız ve kurumsal kapasitemizle Zirve’nin yürütülmesinde etkin bir rol üstlendik. Basın merkezinin geniş kapasitesi, farklı başkentlerde yürütülen kamu diplomasisi programları, TRT’nin çok sayıda kamera ve yayın noktasından yaptığı küresel yayınlar ve zirveye eşlik eden düşünce platformları, Türkiye’nin uluslararası gündemi çerçeveleyen bir merkez ülke olduğunu göstermiştir.

Yeni güvenlik ortamında merkezilik, coğrafyanın ötesinde; karar üretme, aktörleri bir araya getirme ve ortak bir stratejik dil kurabilme kapasitesiyle tanımlanmaktadır. Dolayısıyla Ankara Zirvesi, Türkiye’nin güvenlik sağlayıcı merkez ülke, arabuluculuk, bölgesel liderlik ve stratejik müttefiklik başlıklarında NATO içinde artan önemini güçlü bir biçimde ortaya koymuştur. Bu rollerin her biri Türkiye’nin askeri kapasitesi, diplomatik erişimi, savunma sanayii, bölgesel tecrübesi ve kurumsal koordinasyon gücüyle desteklenmektedir.

Gelişmeleri kaçırmamak için Ankara24.com'dan en güncel haberleri takip edin.
seeGörüntülenme:83
embedKaynak:https://www.trthaber.com
archiveBu haber kaynaktan arşivlenmiştir 05 Ağustos 2026 11:13 kaynağından arşivlendi
0 Yorum
Giriş yapın, yorum yapmak için...
Yayına ilk cevap veren siz olun...
topEn çok okunanlar
Şu anda en çok tartışılan olaylar

Sivasspor un transfer yasağı kalkacak mı? Taşdemir açıkladı

04 Ağustos 2026 02:10see185

Beylikdüzü’nde tartıştıkları yayaya küfredip saldıran magandalar yakalandı

03 Ağustos 2026 18:36see183

Altay da kayyım başvurusu gerçekleştirildi!

04 Ağustos 2026 00:22see182

Bakan Gürlek, Bakan Işıkhan ile görüştü

04 Ağustos 2026 00:10see182

Şara ile Barzani aynı masada! Ortadoğu da yeni diplomasi trafiği

03 Ağustos 2026 16:15see165

Şehit ve gazi ailelerinin haklarına ilişkin teklif, TBMM de

03 Ağustos 2026 19:52see162

Uzak Şehir dizisine bomba bir transfer daha

03 Ağustos 2026 17:52see158

Son dakika... Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Prens Selman ile görüştü

03 Ağustos 2026 20:27see156

Trump: Görüşmeler, iyi bir anlaşma imzalamak için İran ın son şansı

03 Ağustos 2026 21:24see154

Yaşam alanlarından uzak durulduğu sürece ayılar tehdit değil

03 Ağustos 2026 19:57see150

Kadınlar Fransa Bisiklet Turu nda sütyen krizi

03 Ağustos 2026 19:54see150

Bodrum da kişi başı bin 500 TL, Kilis te 300 lira!

03 Ağustos 2026 21:24see149

O şehirde ilk kez hiç CHP li Belediye Başkanı kalmadı: Hep beraber gittiler Sözcü Gazetesi

03 Ağustos 2026 19:26see149

Son dakika... Can Kolukısa için cenaze töreni

03 Ağustos 2026 17:10see147

Shell ve OMV ile dev Karadeniz ittifakı: Bulgaristan onayladı, TPAO sahaya iniyor

03 Ağustos 2026 11:58see146

Ünlü oyuncunun sıra dışı ritüeli! Duşta soğuk çay içiyor

03 Ağustos 2026 18:02see144

Beşiktaş, Hradec Kralove maçının hazırlıklarına devam etti

04 Ağustos 2026 16:46see144

İki şehir arasını 9 dakikada uçtu: Elektrikli hava taksisi görücüye çıktı Sözcü Gazetesi

05 Ağustos 2026 00:29see141

Halı saha dönüşü kaza; 4 ü çocuk 5 kişi yaralandı Sözcü Gazetesi

05 Ağustos 2026 00:36see138

Akbank Sanat ta Hikâyelerle Yüzleşmek serisi başlıyor

05 Ağustos 2026 01:14see137
newsSon haberler
Günün en taze ve güncel olayları