Bir lider öldü, sistem yeniden kuruldu: İran’da görünen 8 isim, görünmeyen güç dengesi Dış Haberler
Haberturk sayfasından alınan verilere göre, Ankara24.com bilgi veriyor.
İran medyasında yayımlanan analizler bu tabloyu “devletin kriz anında otomatik refleks üretme kapasitesi” olarak tanımlarken, sistemin kişilere bağlı olmadan çalışabilen bir organizma olduğu vurgulandı. Buna karşılık Amerikan basını ve Washington merkezli düşünce kuruluşları, gelişmeleri daha farklı bir perspektiften ele alıyor.
Bu analizlerde, Hamaney sonrası dönemin aslında askeri-bürokratik elitin güç konsolidasyonunu hızlandırdığı, özellikle Devrim Muhafızları’nın siyaset üzerindeki etkisini kurumsallaştırdığı ifade ediliyor. Bazı raporlarda ise İran’ın bu süreçte daha merkezi, daha kapalı ve daha sert bir yönetim modeline evrildiği, karar alma süreçlerinin dar bir güvenlik çekirdeği etrafında toplandığına dikkat çekiliyor.
Ortaya çıkan bu yeni denklemde sahnede sekiz önemli isim öne çıkıyor olsa da, hem İran içindeki değerlendirmeler hem de Batılı analizler, asıl belirleyici gücün bu isimlerin ötesinde, “Beyt” olarak bilinen liderlik ofisi ve ona bağlı derin bürokratik ağ olduğunu işaret ediyor. Bu yapı; güvenlik, istihbarat, yargı ve askeri unsurlar arasında koordinasyonu sağlayarak sistemin sürekliliğini garanti altına alıyor. Dolayısıyla İran’da yaşanan son gelişmeler, bir liderin ortadan kaldırılmasının rejimi zayıflatmak yerine, daha kapalı, daha sert ve daha kurumsallaşmış bir güç yapısını ortaya çıkardığını gösteriyor. İran örneği, modern devletler içinde nadir görülen bir şekilde, kişilerin değil sistemin belirleyici olduğu bir modelin kriz anlarında nasıl işlediğini açık biçimde gözler önüne seriyor.
Devrim Muhafızları’nın yükselen gölgesiHamaney sonrası dönemde İran’da en belirgin güç kayması, Devrim Muhafızları’nın (IRGC) karar alma süreçlerindeki ağırlığının açık şekilde artmasıyla kendini gösterdi. Savaş koşullarının yarattığı güvenlik öncelikleri, sivil siyaset alanını daraltırken, askeri ve yarı-askeri yapıların devlet yönetimindeki etkisini genişletti. İran’da yayımlanan analizlerde bu süreç, “devletin güvenlik eksenli yeniden tahkimi” olarak tanımlanıyor. Özellikle Tahran merkezli bazı stratejik araştırma raporlarında, Devrim Muhafızları’nın artık sadece bir askeri güç değil, aynı zamanda ekonomik, istihbari ve siyasi bir omurga haline geldiği vurgulanıyor.
Bu yeni dönemin en kritik isimlerinden biri olarak öne çıkan Ahmed Vahidi, söz konusu dönüşümün sembol figürlerinden biri olarak değerlendiriliyor. İran-Irak savaşından bu yana sistem içinde yer alan Vahidi, yalnızca sahadaki askeri tecrübesiyle değil, aynı zamanda Kudüs Gücü komutanlığı ve savunma bakanlığı gibi görevleriyle devletin farklı katmanlarında etkin rol oynadı. İran medyasında yer alan değerlendirmelerde Vahidi için “kriz dönemlerinde devreye giren stratejik aklın temsilcisi” ifadesi kullanılırken, özellikle güvenlik bürokrasisiyle kurduğu güçlü bağların onu geçiş döneminin kilit aktörlerinden biri haline getirdiği belirtiliyor.
Amerikan savunma analizleri ve düşünce kuruluşları ise Vahidi’nin yükselişini daha geniş bir çerçevede ele alıyor. Bu raporlarda, Vahidi’nin şahsından ziyade temsil ettiği yapıya dikkat çekilerek, İran’da askeri elitin siyasal karar alma süreçlerini daha doğrudan şekillendirdiği bir döneme girildiği ifade ediliyor. İran içindeki bazı akademik çevreler de benzer şekilde, Devrim Muhafızları’nın “rejimin sigortası” rolünden çıkarak “rejimin ana taşıyıcısı” konumuna evrildiğini vurguluyor. Bu tablo, Hamaney sonrası İran’da güç merkezinin daha görünür şekilde askeri-bürokratik bir çekirdeğe kaydığını ortaya koyuyor.
Gölgedeki komutan: İsmail Kaaniİran’ın bölgesel stratejisinin en kritik ayağını yöneten isimlerin başında Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani geliyor. Ancak Kaani, sistemin en az görünen fakat en fazla konuşulan figürlerinden biri olmayı sürdürüyor. Kasım Süleymani’nin 2020’de öldürülmesinin ardından göreve gelen Kaani, İran’ın Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de kurduğu geniş vekil güç ağının koordinasyonundan sorumlu. İran’da yayımlanan bazı stratejik analizlerde Kudüs Gücü’nün rolü “İran’ın sınır ötesi savunma hattı” olarak tanımlanırken, Kaani’nin bu yapıyı daha az görünür ama daha kontrollü bir modele dönüştürdüğü ifade ediliyor. Özellikle Tahran merkezli araştırma çevreleri, Süleymani dönemindeki karizmatik ve açık sahadaki liderlik tarzının yerini, daha teknik ve istihbarat ağırlıklı bir yönetime bıraktığını vurguluyor.
Batılı istihbarat ve düşünce kuruluşlarının raporlarında ise Kaani’nin liderlik tarzı daha farklı bir çerçevede ele alınıyor. Bu analizlere göre Kaani, selefine kıyasla daha düşük profilli ancak daha parçalı ve hücresel bir operasyon ağı üzerinden hareket ediyor. Bu modelin, İran’ın bölgesel ağlarını daha esnek ve izlenmesi zor hale getirdiği belirtilirken, aynı zamanda karar alma süreçlerinin daha dar bir güvenlik çevresi içinde toplandığına dikkat çekiliyor. Amerikan kaynaklı bazı değerlendirmelerde, Kaani’nin doğrudan sahada görünmemesinin bir zafiyet değil, aksine İran’ın yeni nesil güvenlik doktrininin bir parçası olduğu ifade ediliyor.
Son dönemde İsrail ve ABD saldırılarından sağ kurtulduğuna dair ortaya atılan iddialar ise İran içinde ciddi tartışmaları beraberinde getirdi. İran medyasında bu iddialar büyük ölçüde reddedilirken, bazı analizlerde “psikolojik savaş unsuru” olarak değerlendirildi. Tahran yönetimi Kaani’nin görevine devam ettiğini ve herhangi bir zarar görmediğini açık şekilde duyurdu. Buna karşılık Amerikan düşünce kuruluşları ve güvenlik raporları, bu tür iddiaların İran’ın güvenlik mimarisi içinde olası sızıntılar veya istihbarat açıklarına işaret edebileceğini savunuyor. Tüm bu tartışmaların ortasında Kaani, görünürlüğü sınırlı ama etkisi geniş bir aktör olarak İran’ın bölgesel stratejisinin merkezinde yer almaya devam ediyor.
Siyasetin askeri dili: Kalibaf faktörüİran’da savaşın gölgesinde şekillenen yeni güç denkleminde öne çıkan en dikkat çekici siyasi figürlerden biri Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf. Devrim Muhafızları kökenli bir isim olan Kalibaf, yalnızca siyasi kimliğiyle değil, aynı zamanda güvenlik ve askeri geçmişiyle de sistem içinde ayrıcalıklı bir konuma sahip. İran’da yayımlanan bazı analizlerde Kalibaf için “siyaset ile güvenlik bürokrasisi arasındaki köprü” tanımı yapılırken, özellikle kriz dönemlerinde askeri refleksleri siyasi dile dönüştürebilen nadir aktörlerden biri olduğu vurgulanıyor. Son haftalarda yaptığı açıklamalar ve Meclis üzerinden verdiği mesajlar, İran’ın savaş sürecindeki politik çerçevesini şekillendiren unsurlar arasında değerlendiriliyor.
İran düşünce kuruluşlarında yayımlanan değerlendirmelerde Kalibaf’ın rolü daha da stratejik bir perspektiften ele alınıyor. Bu analizlere göre Kalibaf, yalnızca mevcut krizin yönetiminde değil, Hamaney sonrası oluşabilecek liderlik mimarisinde de önemli bir aday olarak görülüyor. Tahran merkezli bazı araştırma raporlarında, onun hem sahadaki askeri tecrübesi hem de şehir yönetimi ve parlamentodaki deneyimi sayesinde “çok katmanlı devlet yapısını okuyabilen bir profil” sunduğu ifade ediliyor. Özellikle Devrim Muhafızları ile sivil siyaset arasında kurduğu denge, onu sistem içindeki farklı güç odakları için kabul edilebilir bir isim haline getiriyor.
Öte yandan İsrail kaynaklı bazı iddialarda Kalibaf’ın ABD ile dolaylı temas yürüttüğü öne sürülse de bu bilgiler Tahran tarafından kesin bir dille reddedildi. Amerikan analiz merkezleri ise bu tür iddialardan bağımsız olarak Kalibaf’ı “askeri geçmişe sahip pragmatik bir siyasetçi” olarak tanımlıyor ve onu İran’da olası güç geçişi senaryolarında kilit aktörlerden biri olarak konumlandırıyor. İran medyasında ise bu tür dış kaynaklı iddialar genellikle “algı operasyonu” olarak değerlendirilirken, Kalibaf’ın mevcut süreçte daha çok iç konsolidasyon ve siyasi istikrarın sağlanmasına odaklandığı ifade ediliyor. Bu çerçevede Kalibaf, hem içeride güç dengelerini yöneten hem de dışarıya verilen mesajları şekillendiren merkezi bir figür olarak öne çıkıyor.
Yargı ve iç güvenlik: Sert hattın temsilcisiİran’da savaş koşullarının yarattığı baskı ortamında iç düzenin korunması, rejimin devamlılığı açısından en kritik başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Bu çerçevede Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, yalnızca hukuki süreçlerin değil, aynı zamanda güvenlik mimarisinin de merkezinde yer alan bir figür olarak dikkat çekiyor. Eski istihbarat başkanı olması, Ejei’ye klasik bir yargı yöneticisinden çok daha geniş bir hareket alanı kazandırırken, kriz dönemlerinde devletin güvenlik reflekslerini doğrudan yöneten isimlerden biri haline getiriyor. İran medyasında Ejei için kullanılan “iç cephenin muhafızı” tanımı, onun bu çok katmanlı rolünü açık biçimde yansıtıyor.
Tahran merkezli analizlerde ve İran’daki bazı düşünce kuruluşlarının raporlarında, yargı kurumunun savaş dönemlerinde yalnızca adalet dağıtan bir yapı olmadığı, aynı zamanda toplumsal kontrol ve siyasi istikrarın sağlanmasında aktif bir araç haline geldiği vurgulanıyor. Bu değerlendirmelere göre Ejei, özellikle kriz anlarında “hukuki meşruiyet üretimi” üzerinden güvenlik politikalarını destekleyen bir rol üstleniyor. İç kamuoyunda oluşabilecek huzursuzlukların kontrol altına alınması, medya ve toplumsal hareketlerin sınırlandırılması gibi başlıklarda yargının etkin biçimde devreye girdiği belirtiliyor.
Batılı analizler ise Ejei’yi daha sert bir perspektiften ele alıyor. 2009 protestolarındaki rolü nedeniyle ABD yaptırımlarına maruz kalan Ejei, Amerikan düşünce kuruluşlarının raporlarında “rejimin baskı ve kontrol mekanizmasının ana taşıyıcılarından biri” olarak tanımlanıyor. Bu raporlarda, özellikle savaş koşullarında iç muhalefetin bastırılması ve rejim karşıtı hareketlerin önlenmesinde Ejei’nin etkisinin daha da arttığı ifade ediliyor. Böylece Ejei, İran’daki güç dengeleri içinde görünürlüğü sınırlı ancak etkisi son derece yüksek olan, sistemin sert yüzünü temsil eden kilit aktörlerden biri olarak öne çıkıyor.
Seçilmiş ama sınırlı: Pezeşkiyan gerçeğiİran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, anayasal olarak halk tarafından seçilmiş en üst düzey yürütme yetkilisi olmasına rağmen, İran’daki çok katmanlı güç yapısı içinde sınırlı bir etki alanına sahip. İran’da yayımlanan siyasi analizlerde sıkça vurgulanan “çift başlı yürütme” gerçeği, Cumhurbaşkanlığı makamının yetkilerinin, dini liderlik makamı ve ona bağlı kurumlar tarafından dengelendiğini ortaya koyuyor. Bu durum, Pezeşkiyan’ın özellikle kriz dönemlerinde daha sınırlı bir manevra alanına sahip olmasına neden oluyor.
İran’daki reformist ve muhafazakâr basın arasında yapılan değerlendirmelerde, Pezeşkiyan’ın rolü genellikle “toplumsal meşruiyet sağlayan yüz” olarak tanımlanıyor. Tahran’daki bazı düşünce kuruluşları, Cumhurbaşkanlığı makamının özellikle dış politika söyleminde ve ekonomik mesajlarda önemli bir araç olduğunu, ancak nihai karar mekanizmasının Devrim Muhafızları ve dini liderlik çevresinde şekillendiğini vurguluyor. Bu çerçevede Pezeşkiyan’ın açıklamaları zaman zaman kamuoyunu yatıştırmaya yönelik bir işlev görse de, sistemin ana yönelimini belirleme kapasitesi sınırlı kalıyor.
Son dönemde Körfez ülkelerine yönelik yaptığı açıklamalar sonrası Devrim Muhafızları ile yaşadığı gerilim, bu sınırlı alanı daha görünür hale getirdi. İran medyasında bu durum “kurumsal hassasiyetlerin çatışması” olarak yorumlanırken, Amerikan basını ve Batılı analizler bu tabloyu daha net bir şekilde “İran’da seçilmişlerin değil, atanmış güç merkezlerinin belirleyici olduğu bir model” olarak tanımlıyor. Bu bağlamda Pezeşkiyan, İran siyasetinde sembolik meşruiyeti temsil eden ancak stratejik karar alma süreçlerinde sınırlı etkisi olan bir lider profili çiziyor.
İdeolojik sertlik: Said Celili çizgisiİran siyasetinin ideolojik omurgasını temsil eden en belirgin figürlerden biri olan Said Celili, özellikle savaş koşullarında yeniden öne çıkan isimler arasında yer alıyor. İran-Irak savaşında yaralanmış bir “gazî” kimliği taşıyan Celili, yalnızca siyasi bir aktör değil, aynı zamanda devrim ideolojisinin sahadaki temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Nükleer müzakerelerdeki tavizsiz tutumuyla tanınan Celili, Batı ile ilişkilerde uzlaşmadan ziyade direnişi önceleyen yaklaşımıyla İran’daki sertlik yanlısı çevrelerin doğal liderlerinden biri haline gelmiş durumda.
Tahran merkezli gazetelerde ve İran’daki stratejik araştırma merkezlerinde yayımlanan analizlerde Celili’nin rolü “devrim ilkelerinin siyasi temsilcisi” olarak tanımlanıyor. Bu değerlendirmelerde, özellikle savaş gibi kriz dönemlerinde Celili’nin çizgisinin daha fazla karşılık bulduğu ve kamuoyunda “direniş ekseni” söyleminin güçlenmesine paralel olarak etkisinin arttığı ifade ediliyor. İran’daki bazı düşünce kuruluşları, Celili’nin sadece bir siyasetçi değil, aynı zamanda ideolojik mobilizasyon sağlayan bir figür olduğuna dikkat çekerek, onun söyleminin güvenlik bürokrasisiyle güçlü bir uyum içinde olduğunu vurguluyor.
Batılı düşünce kuruluşları ve analiz merkezleri ise Celili’yi daha çok “kriz dönemlerinde etkisi artan ideolojik aktör” olarak tanımlıyor. Bu raporlarda, Celili’nin özellikle diplomatik esneklikten uzak duruşunun, İran’ın dış politikada daha sert ve kapalı bir çizgiye yönelmesine katkı sağladığı belirtiliyor. Amerikan merkezli bazı analizlerde, savaşın uzaması halinde Celili gibi isimlerin sistem içindeki ağırlığının artabileceği ve bunun İran’ın müzakere pozisyonunu daha katı hale getirebileceği ifade ediliyor.
Rejimin ideolojik sigortası: Ali Rıza Arafiİran’daki güç mimarisinin daha az görünür ancak son derece kritik figürlerinden biri de Anayasayı Koruyucular Konseyi üyesi Ali Rıza Arafi. Dinî kimliği ve sistem içindeki konumuyla öne çıkan Arafi, özellikle Hamaney sonrası geçiş sürecinde oluşturulan yönetim mekanizmasında yer almasıyla dikkat çekti. Bu durum, onun yalnızca dini bir otorite değil, aynı zamanda siyasi ve kurumsal sürekliliğin önemli bir parçası olduğunu ortaya koydu.
İran medyasında yayımlanan analizlerde Arafi, “ideolojik sürekliliğin garantörü” olarak tanımlanıyor. Tahran’daki bazı düşünce kuruluşları ise Arafi’nin rolünü daha derin bir çerçevede ele alarak, onun sistemin meşruiyet üretim mekanizmasının önemli bir unsuru olduğunu vurguluyor. Bu değerlendirmelere göre Arafi, özellikle seçim süreçlerinde aday belirleme yetkisine sahip olan Anayasayı Koruyucular Konseyi içindeki konumuyla, rejimin ideolojik sınırlarını koruyan isimlerden biri olarak öne çıkıyor.
Batılı analizler ve düşünce kuruluşları ise Arafi’yi “İran sisteminde dini meşruiyetin taşıyıcısı” olarak değerlendiriyor. Bu raporlarda, İran’daki siyasi yapının yalnızca askeri ve bürokratik unsurlardan değil, aynı zamanda güçlü bir ideolojik çerçeveden beslendiği ve Arafi gibi isimlerin bu çerçevenin sürekliliğini sağladığı ifade ediliyor. Bu bağlamda Arafi, kamuoyunda çok görünür olmasa da, İran’daki güç dengelerinde derin ve kalıcı etkiler yaratan, sistemin ideolojik sigortası niteliğinde bir aktör olarak konumlanıyor.
Diplomasinin ince hattı: Abbas Arakçiİran için savaşın yalnızca askeri cephede değil, diplomatik alanda da yürütülen çok katmanlı bir mücadele olduğu gerçeği, mevcut süreçte daha görünür hale geldi. Bu noktada Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Tahran’ın dış dünyaya açılan yüzü ve kriz yönetiminin diplomatik ayağının başlıca yürütücüsü olarak öne çıkıyor. İran medyasında Arakçi için kullanılan “savaşın diplomatik cephesindeki komutan” ifadesi, onun yalnızca bir diplomat değil, aynı zamanda stratejik bir aktör olarak konumlandığını gösteriyor. Özellikle savaşın bölgesel yayılma riskinin arttığı bir dönemde, Arakçi’nin yürüttüğü temaslar İran açısından hayati önem taşıyor.
Tahran’da yayımlanan gazete analizleri ve düşünce kuruluşlarının raporlarında, Arakçi’nin rolü daha geniş bir çerçevede ele alınıyor. Bu değerlendirmelerde, İran’ın askeri alandaki hamlelerinin diplomatik zeminde dengelenmesi gerektiği vurgulanırken, Arakçi’nin bu dengeyi kurmaya çalışan isim olduğu ifade ediliyor. Özellikle Rusya ve Çin ile sürdürülen temasların yanı sıra Körfez ülkeleriyle kurulan kontrollü iletişim kanalları, İran’ın tamamen izole olmasını engellemeye yönelik stratejik bir hamle olarak yorumlanıyor. İran’daki bazı analizlerde Arakçi’nin, “krizi yönetilebilir seviyede tutan diplomatik sigorta” olduğu belirtiliyor.
Batılı basın ve Amerikan düşünce kuruluşları ise Arakçi’yi “kriz diplomasisinin en deneyimli isimlerinden biri” olarak tanımlarken, onun geçmişte yürüttüğü nükleer müzakerelere atıf yapıyor. Bu raporlarda, Arakçi’nin Batı ile iletişim kanallarını tamamen kapatmayan nadir isimlerden biri olduğu ve gerektiğinde gerilimi düşürebilecek diplomatik esnekliğe sahip olduğu vurgulanıyor. Ancak aynı analizler, İran’daki nihai karar alma mekanizmasının Dışişleri Bakanlığı’ndan ziyade daha üst güvenlik ve dini otoritelerde bulunduğunu hatırlatarak, Arakçi’nin hareket alanının belirli sınırlar içinde kaldığını da özellikle not düşüyor.
İran’da kişiler değil, sistem konuşur1979 Devrimi sonrası inşa edilen ve “Velayet-i Fakih” doktrinine dayanan İran modeli, son gelişmelerle birlikte bir kez daha kendi dayanıklılığını test etmiş görünüyor. Dini liderin ortadan kalkması, klasik anlamda bir rejim krizine yol açmak yerine, sistemin daha kapalı, daha merkezi ve daha güvenlik eksenli bir yapıya evrilmesini beraberinde getirdi. İran’da yayımlanan gazete analizleri ve stratejik araştırma raporlarında bu durum, “devletin kişilere bağlı olmayan kurumsal refleksi” olarak tanımlanıyor. Bu değerlendirmelere göre İran’daki güç mimarisi; dini otorite, askeri yapı ve bürokratik mekanizmalar arasında kurulan çok katmanlı denge sayesinde, lider kaybı gibi büyük sarsıntılara rağmen işlevselliğini koruyabiliyor.
Bugün sahnede öne çıkan 8 isim, İran’daki güç dağılımının yalnızca görünen yüzünü temsil ediyor. Hem İran’daki düşünce kuruluşlarının analizleri hem de Batılı raporlar, asıl belirleyici gücün bu aktörlerin ötesinde, “Beyt” merkezli derin ve kurumsallaşmış bir yapı olduğunu vurguluyor. Bu yapı; karar alma süreçlerini yönlendiren, kriz anlarında hızlı koordinasyon sağlayan ve sistemin ideolojik sürekliliğini garanti altına alan bir çekirdek işlevi görüyor. Dolayısıyla İran örneği, modern devletler içinde nadir görülen bir şekilde, kişilerin değil sistemin belirleyici olduğu bir modelin kriz anlarında nasıl yeniden üretildiğini ve hatta güçlendiğini açık biçimde ortaya koyuyor.
Görünmeyen merkez: “Beyt” ve derin yapıİran’da sahnede görünen siyasi, askeri ve bürokratik aktörlerin ötesinde, asıl belirleyici gücün görünmeyen bir merkezde toplandığına dair değerlendirmeler giderek daha fazla öne çıkıyor. Bu merkez, İran’da “Beyt” olarak adlandırılan ve dini liderlik makamına bağlı çalışan geniş bürokratik ve ideolojik ağı ifade ediyor. Hamaney sonrası süreçte de bu yapının etkinliğini koruduğu ve sistemin koordinasyonunu sağlamaya devam ettiği yönünde güçlü işaretler bulunuyor.
İran medyasında yayımlanan analizlerde Beyt yapısı, “devletin sinir sistemi” olarak tanımlanıyor. Bu değerlendirmelere göre Beyt, yalnızca bir liderlik ofisi değil; istihbarat, yargı, askeri ve siyasi kurumlar arasında koordinasyonu sağlayan, kriz anlarında hızlı karar alınmasını mümkün kılan merkezi bir mekanizma. İran’daki bazı düşünce kuruluşlarının raporlarında ise bu yapının, devletin sürekliliğini garanti altına alan en önemli unsur olduğu ve lider değişse dahi sistemin işleyişini kesintiye uğratmadığı vurgulanıyor.
Amerikan düşünce kuruluşları ve Batılı analiz merkezleri ise Beyt’i daha farklı bir kavramsallaştırmayla ele alıyor. Bu raporlarda Beyt, “çok katmanlı bir derin devlet mekanizması” olarak tanımlanırken, İran’daki gerçek güç dağılımının resmi kurumlardan ziyade bu kapalı ağ içinde şekillendiği ileri sürülüyor. Bu perspektife göre İran’da görünen aktörler, bu yapının farklı yüzlerini temsil ederken, asıl stratejik yönelim Beyt içindeki dar bir çekirdek tarafından belirleniyor. Tüm bu değerlendirmeler bir araya geldiğinde, İran’daki güç dengesinin yalnızca isimler üzerinden değil, derin ve kurumsallaşmış bir yapı üzerinden okunması gerektiği gerçeği bir kez daha ortaya çıkıyor.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:102
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 28 Mart 2026 10:37 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















