Batı cephesinde aynı tas, aynı hamam.. Abdullah Muradoğlu
Yenisafak kaynağından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com açıklama yapıyor.
ABD’nin Körfez’de yaptığı yığınağın İran’la müzakerelerde bir baskı aracı olarak kullanılacağı yönünde görüşler vardı. Oysa yığınağın niteliği İran’a karşı bir saldırının plânlandığının bariz bir işaretiydi. “Çehov’un Tüfeği” başlıklı yazımda “Tiyatronun birinci sahnesinde duvarda bir silah asılıysa o silah o oyunda mutlaka patlar!” sözüne yer vermiştim. O tüfek patladı. “USS Gerald Ford” uçak gemisinin İsrail’e ulaşmasının hemen ardından ABD ve İsrail İran’a saldırdı.
Saldırıdan bir gün önce, ABD ve İran arasındaki müzakerelerde arabulucu rolü oynayan Umman’ın Dış İşleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi “CBS News” kanalındaki bir programda görüşmelerin çok iyi gittiğini ve anlaşmaya ramak kaldığını savunmuştu. Birçok analist “galiba bu kez Trump ve İran anlaşacak gibi görünüyor” yorumları yapmıştı. Diğer bir yandan hiçbir ülke arabulucu olarak Umman’ın düşürüldüğü duruma düşmek istemez.
İran’a saldırıların başlaması müzakerelerin bir hile ve aldatmaca olduğunu gözler önüne serdi. ABD hazırlıklarını tamamladıktan sonra müzakere masasını havaya uçurdu, bir anlaşmanın yapılması halinde bu anlaşmaya imza koyacak olanları bombalamaya başladı. Haziran 2025’de de aynısı olmuştu. Trump en fazla dört haftalık bir saldırı takvimi veriyor ama savaşın kendi dinamikleri buna izin verecek mi? Savaş bölgeye yayılmaya başladı bile.
Venezuela Yönetimi de ABD ile anlaşabileceğini duyurmuştu. Trump’ın Venezuela Özel Elçisi Richard Grenell Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile kapsamlı görüşmeler bile gerçekleştirmişti. Grenell bir anlaşma yapılacağından pek umutlu görünüyordu. ABD’nin Venezuela ve Küba şahini Dış İşleri Bakanı Marco Rubio ise Grenell’in bu girişimlerinden memnun değildi. Tabii Rubio’yu destekleyen Neoconlar da Grenell’e adeta savaş açtılar. Nihayetinde Grenell sessiz sedasız sahneden çekildi ve sonra neler olduğunu gördük.
ABD güçsüz gördüğü ülkelerden sadece “teslimiyet” istiyor. ABD’nin Venezuela’ya yaptığını yaklaşık 2500 yıl önce Atina Deniz İmparatorluğu’nun küçük Melos Adası’na reva gördüğü muameleye benzetmiştim. Vakanın tanıklarından Atina’lı General Thucydides “Peloponez Savaşları”nı anlatan meşhur kitabında Atina ve Melos heyetleri arasında geçtiği varsayılan bir diyaloğa yer vermişti. “Melian diyaloğu” olarak anılan bu diyalogda Atina heyetlerince Meloslular’a karşı ifade edilen en meşhur cümleyse “Güçlü konumda olanlar güçlerinin izin verdiği şeyi yaparlar, zayıfların ise bunu kabul etmekten başka seçeneği yoktur” idi. Atinalılar’a göre adalet, hukuk, diplomasi sadece eşit güçler arasında geçerli olabilirdi.
Meloslular Atina güçleri ve Sparta güçleri arasındaki savaşta tarafsız kaldıkları halde “Atina Deniz Birliği”ne katılmayı reddettikleri için kıyıma uğratıldılar. Atina için hiçbir tehdit içermediği, hatta yağmalanacak zenginlikleri de bulunmadığı halde Melos’un erkek ahalisi sırf diğer şehir devletlerine ibret olsun diye katledilirken kadınları ve çocukları köle yapıldı. Ancak “Melos Doktrini” birçok şehir devletini Sparta’nın tarafına itti ve bu Atina’nın sonunu getirdi.
Atina’nın Meloslular’a reva gördüğü son derece acımasız, hukuk ve ahlak dışı kaba güç gösterisi Neoconlar’ın şiarı oldu. Vietnam’da, Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da, Venezuela’da ve İran’da yaşananlar Melos’un izdüşümleri. Güya şiddetle karşı çıktığı Neocon politikaların tuzağına düşen Trump Netanyahu’nun savaşını Amerikalıların savaşına dönüştürmeyi seçti.
Kanada başbakanı Mark Carney, 20 Ocak’ta Davos’ta düzenlenen “Dünya Ekonomik Forumu”nda Avrupalı liberaller tarafından ayakta alkışlanarak desteklenen konuşmasında Thucydides’in “Güçlüler-Zayıflar” ikilemine yer vermişti. Carney, Thucydides’in aktardığı “güçlü olan haklıdır” anlamına gelen cümlenin Trump marifetiyle dünyanın yeni gerçekliği haline gelmesini eleştirmişti. Hatta Carney ‘Orta güçler’ arasında dayanışma bile önermişti.
Aradan kırk gün bile geçmedi. Aynı Carney ABD ve İsrail’in ‘Melos Doktrini’ni andırır biçimde İran’a saldırısını destekleyen bir açıklama yaptı. Sözde değerlere dayalı “Liberal Avrupa”nın önde gelen üç ülkesinin liderleri de eksik kalmadılar. Boncuk taneleri gibi Trump’ın ve Soykırımcı Netanyahu’nun etrafına diziliverdiler. Aynı ülkelerin Ukrayna meselesinde Rusya’ya verdikleri tepkileri hatırlayın. Biribirine taban tabana zıt bu iki yaklaşım hakikatte bunların ne olduklarını ortaya koyuyor. Bunların değerlerle bir rabıtaları da bulunmuyor. Düşündükleri tek şey, çıkarları. Gazze’den sonra sahtekârlıkları bir kez daha tescil edildi.
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:28
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 03 Mart 2026 04:04 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















