ABD İsrail El Halil Mescidi ile Mescid i Aksa’da ibadeti neden yasakladı? Ömer Lekesiz
Yenisafak sayfasından alınan verilere dayanarak, Ankara24.com duyuruda bulunuyor.
ABD-İsrail, İran’a yönelik ilk saldırılarıyla eş zamanlı olarak el-Halil Hz. İbrahim Camii’ni ve Kudüs’teki Mescid-i Aksa’yı ibadete kapattı. Böylece bu iki mübarek mescitte -bugün itibarıyla- on altı gündür ibadet etmek yasak.
Türkiye, Mısır, Endonezya, Ürdün, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanlarının ortak açıklamasına rağmen bu karar değişmedi. Hatta Ramazan’ın üçüncü cuma namazını sokaklarda kılan Müslümanların, şimdi Mescid-i Aksa civarında -Cuma dahil- vakit namazı kılmaları da yasaklandı.
İşgalci SiyoNaziler bu yasağı savaş bahanesiyle açıklıyor. Bu gerekçe, onların şer ve nifak siyasetini bilmeyenlere makul görünebilir. Oysa yakın tarih bunun tam tersini söylemektedir.
Tarih: 25 Şubat 1994.
Olayın kayıtlara geçen adı: El-Halil Camii Katliamı.
Ramazan’ın 15’inci gününe denk gelen bir cuma sabahında Müslümanlar el-Halil Hz. İbrahim Camii’nde namaz kılıyordu. Filistin’e dışarıdan getirilen işgalci SiyoNazilerden Baruch Goldstein -işgalci yönetimin verdiği görev gereğince- sabah namazı kılan cemaatin üzerine otomatik silahla ateş açtı. Saldırıda yirmi dokuz Filistinli Müslüman hayatını kaybetti, yüz elliden fazla kişi de yaralandı.
Sonrasında yaşananlar ise katliam kadar ibret vericiydi. İşgalci SiyoNazi yönetimi -kendi planı olan- bu saldırıyı bahane ederek Harem-i İbrahim’i dokuz ay boyunca ibadete ve ziyarete kapattı.
Dokuz ay sonra mescit yeniden açıldığında ise haremin yüzde 54’ünün SiyoNazilerce işgal edildiği, kalan bölümün de onların kontrolünde açılıp kapanmak şartıyla Müslümanlara bırakıldığı ortaya çıktı. Böylece katliam, fiilî bir işgal düzenine dönüştürüldü. O günden beri Müslümanlar, tam teçhizatlı SiyoNazi teröristlerinin nöbet tuttuğu iki X-ray cihazıyla tahkim edilmiş iki çelik kapıdan aranarak ve sorgulanarak ancak mescide girebiliyorlar.
Baruch Goldstein olay yerinde itlaf edilmişti. SiyoNaziler önce onu deli ilan etmeye çalıştılar; ardından “Kach” adlı Siyonist terör örgütünün fanatik bir mensubu olarak göstermeye kalktılar. Fakat aynı katilin leşini el-Halil’e hâkim bir tepeye gömerek kendi içlerinde onu adeta “aziz” mertebesine yükselttiler.
Bu olayı hatırlayanların bugün sorduğu soru şudur: Mescid-i Aksa ve Hz. İbrahim Mescidi’nin savaş bahanesiyle kapatılması da yeni bir oldu-bittiye mi zemin hazırlamaktadır?
Bu soru son derece haklıdır; çünkü geçmiş bunun örnekleriyle doludur.
SiyoNaziler 5 Haziran 1967’de Kudüs’ü işgal ederek Kubbetü’s-Sahra’ya kendi alametleri olan paçavrayı astılar. Dönemin Türkiye Başkonsolosu Ali Refik İleri hareme bizzat giderek o paçavrayı indirtti. Ancak işgalci SiyoNaziler için bu emel hiçbir zaman sona ermedi.
1969’da Denis Rohan adlı bir fanatiğe Kıble Mescidi’ni yaktırdılar; yangını söndürmek bahanesiyle getirilen itfaiye araçlarından su yerine sıkılan benzinle Nureddin Zengi’nin yaptırdığı, Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’e yerleştirdiği -ikizi halen Hz. İbrahim Camii’nde bulunan- o eşsiz minber tamamen yok edildi.
1970’lerden itibaren “arkeolojik kazı” bahanesiyle Mescid-i Aksa’nın altını oyma girişimleri başladı. Bu süreç zaman zaman ibadet yasaklarıyla sürdürüldü; sonuçta haremin altına bir sinagog inşa edildi ve Hz. Süleyman’a atfedilen sözde mabedin izini arama bahanesiyle kazılar hâlâ devam ediyor.
27 Ocak 1984’te ise Mescid-i Aksa’yı havaya uçurarak mescitlerin yıkıldığını ilan edip hayallerindeki tapınağı kurma planı yapan SiyoNazi yönetim tarafından özel olarak görevlendirilmiş bir terör grubunun yakalanması, bu zihniyetin neyi hedeflediğini açıkça göstermişti.
Yakın tarihteki diğer SiyoNazi saldırılarını hatırlatmaya gerek yok; çünkü bunlar zaten Yeni Şafak’ın değerli okurlarının malumudur.
Bugün El-Halil’de Hz. İbrahim Camii’nin ve Kudüs’te Mescid-i Aksa’nın ibadete kapatılması bu yüzden yalnızca bir güvenlik tedbiri olarak görülemez. Gören varsa o ya kördür ya da haindir.
Çünkü SiyoNazi işgal siyaseti önce kapıyı kapatır, sonra anahtarı değiştirir, ardından da evin sahibine “burada misafirsin” der. Ardından evin sahibini, “Yehova burayı bana vaat etmişti” diyerek onu dışarı atmakla kalmaz, “sokağı işgal ediyor” bahanesiyle onu katleder. Bunlarla da yetinmez, ABD’nin verdiği otomatik silahlarla, bombalarla işgal ettiği evi bir cephaneye çevirir. O bombalardan biri kazara patladığında ise “Amâlikalar masum Yahudileri öldürüyor” diye önünde feryat edeceği bir kamera arar.
Bu yüzden bugün sorulması gereken soru şudur: Mescitlerin kapısına vurulan kilit geçici bir savaş tedbiri midir, yoksa el-Halil ve Kudüs’ü Müslümanlardan tamamen koparmaya yönelik yeni bir oldubittinin ilk halkası mı?
Bu konudaki diğer haberler:
Görüntülenme:50
Bu haber kaynaktan arşivlenmiştir 14 Mart 2026 04:19 kaynağından arşivlendi



Giriş yap
Haberler
Türkiye'de Hava durumu
Türkiye'de Manyetik fırtınalar
Türkiye'de Namaz vakti
Türkiye'de Değerli metaller
Türkiye'de Döviz çevirici
Türkiye'de Kredi hesaplayıcı
Türkiye'de Kripto para
Türkiye'de Burçlar
Türkiye'de Soru - Cevap
İnternet hızını test et
Türkiye Radyosu
Türkiye televizyonu
Hakkımızda








En çok okunanlar



















